Alfisti Turkey
Alfisti Turkey

Gönderen Konu: Bir Mercedes’e kim ihtiyaç duyar ki? Giulia, kulağa daha hoş geliyor.  (Okunma sayısı 1264 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

admin

  • Amministratore
  • İleti: 5.802
    • Çevrimdışı
Alfa Romeo’nun Milano’daki Müzesi

Bir Mercedes’e kim ihtiyaç duyar ki? Giulia, kulağa daha hoş geliyor.

Sadece otomobil tutkunları için değil, sosyolog ve form teorisyenleri için de ilgi çekici bir yer: Benedetto Camerana tarafından tasarlanan Milano’nun Arese kentinde bulunan heyecan verici Alfa Romeo Müzesi.


Gerçekten Tarz. Dış dikiz aynası şeklindeki müze penceresi.

Önce isimlerle başlanması gerekiyor. Alman otomobilleri, özellikle Premium araçlarının model isimleri kulağa çok kuru geliyor, ya dosya kağıdı formatı (A3, A4) veya sonuçlanmamış bir sözleşmenin ön konuşmasına ait bir paragraf tanımlaması (320) gibi. Ancak kuru sayılar yerine insan isimleri kullanan Alman otomobilleri de var. Bunların öncüsü Opel bunların öncüsüdür: Mesela bir Opel Adam var ve kısa süre önce de Opel Karl çıktı. Ve Opel bunu böyle yaparken insan istemez neden böyle bir şeye ihtiyaç duyulduğunu merak ediyor. İsimleri alt alta sıraladığınızda kulağa sanki birinci dünya savaşında ölenlerin listesinin asıldığı duyuru panosundan okunması gibi geliyor: Karl, Adam, Fritz, Quirin...

Belki de bu isim kullanımını, sürücüleri, sahip olmak isteyecekleri rüyalara götürmek için süre gelen bir akımdan ibaret olarak görebiliriz ki sürücüler aslında bir süre sonra otomobillerinin arkasında yazanın gerçek olmadığını düşünerek iyi niyetle atılmış adımın bir karşı reklam olduğunu da görebilirler: Polo sürücüsünün aslında bir Polo Atı olmaması, bir Mitsubishi Carisma, yanlış yazılmış olsa da hiçbir karizmasının olmaması ve Ford Capri sürücsünün Capri’de bir evir olmaması gibi.

Aslında İtalya’daki otomobillerin de tanımlamaları nesnel olmakta. Örnek olarak bir „Maserati Dört Kapılı Sekiz Silindir Geliştirilmiş Model“  verebiliriz, ancak bunun İtalyaca okunuşu kulağa daha iyi geliyor. Maseratiquattroporteottocilindrievolutione. Bu sadece bir otomobil ismi değil, aynı zamanda onomatopoetik (yansımalı) bir yemin, Alfaromeogiuliaquattrofoglioverde gibi isimleri seslice ve hızlı okursanız, Fiesolo’nun herhangi bir bölgesindeki çok keskin bir viraj öncesinde üçüncü vitesten ikinci vitese alıp gaz verirken, Roma’nın o dayanılmaz sıcağından üç tane tenoru yutmuşçasına gibi otomobilin kendisinin sesine sahip oluyorsunuz.


Müze içerisinde: 60’lı yılların sonlarına doğru olan modellerin ham karoserileri.

Beton içerisinde tozlu belgelerden fazlası var.
Örnek olarak 1969 model bir Giulia’nın bir BMW veya Opel’e göre neden daha iyi bir sese sahip olduğunu görmek için, bir zamanlar devletin elinde olan Alfa Romeo’ya niçin bir hazine gibi davranıldığını anlamak için, aslında kendileri için otomobiller önem teşkil etmese de niçin bu markaya Azzuri’nin (İtalya Futbol Milli Takımı) oyunu esnasındaki heyecanını duyduğunu görmek için, 1910 yılında şirketin “Società Anonima Lombarda Fabbrica Automobili”, kısaca Alfa, olarak kurulduğu ve daha sonra Savunma Sanayi Yatırımcısı şirketi Accomandita Nicola Romeo&Co tarafından satın alınıp isminin Alfa Romeo olarak anılmaya devam ettiği Arese kentine gitmesi gerekiyor.

Kısa bir süre önce, daha önceleri yönetim merkezinin bulunduğu yerde, 70’lerin başında moda olan gri renkli “Beton Yapı” şeklinde ancak oldukça fonksiyonel inşa edilen yapı yıkılmadan, mevcut binanın içerinde yıllar önce kapanmış olan Alfa Romeo Müzesi tekrar açıldı. Ancak bu yapının tekrardan inşası için sorumlu olan Mimar Benedetto Camerana, ana hatlara dokunmadan, sanki üstünde egzantrikleri olan bir bir kalp pili eklenmiş gibi canlı olan yapıyı canlandırmasını bildi. Öyle ki bu teknokaritk yapı, sanki organik bir yapıya kan enjekte edilmesi gibi, bir taraftan giren kanın kırmızı renkli ahşap ve çelik elemanlar şeklinde, yapının her tarafına dağılıp o beton yapıyı canlandırması sonrasında raflarda yer alan dosyaların aslında sadece tozlu birer dosya olmadığının o göstergesi.

Lüks elbise altında canlanan motor sporları tarihi.
İlk Alfa modeli olan 24HP’den Mille Miglia’yı kazanan 6C 1750 Gran Sport’a, baygın bakışları ile dünya tanıtımı aynı isimli şehirde yapılan Montreal’e kadar, Dustin Hoffman’ın “Stajyer” filminde Kalifornia’yı dolaşan efsanevi Alfa Duetto Spider, Alfasud’tan zamanımızın güzellik abidesi 8C Competizione’ye kadar, markayı bir nevi milli kamu malı haline getiren sanatsal tüm Alfa Romeo’ları bu müzede görebiliyorsunuz.
Bu müzede, hiçbir zaman bir VW’den gelmeyecek olan Alfa Romeo’nun motorlarının o puslu, derinden gelen yaz esintili sesinin üstten çift, zincir ile tahrik edilen egzantriklerden ve çift boğazlı çift karbüratörden geldiğini öğreniyoruz. 1914 yılında Kont Marco Ricotti için imal edilen, trapez formlu ve o zamanlar için 140 km/s sürate erişebilen, sanki Jules Verne tarafından aya seyahat etmek için tasarlanmış izlenimi veren, ancak motorunun içeride olması nedeni ile içerideki ısı ve sese dayanamayan kontun onu çarçabuk üstü açık bir gezi otomobiline çevirttiği Alfa Aerodinamica’yı görebiliyorsunuz. Bu arada müzede yer alan örnek, Alfa Müzesi’nin futurstik otomobili yeniden ürettiği bir replikası.


Alfa Romeo Yönetim Binası’nın 70’lerdeki hali. O zamanlar daha müze açılmamış idi.

Otomobil tasarımı bir işletmenin genel durumu hakkında yeterli bilgiyi vermekte.
Bu müzede yirminci yüzyılda otomobil tarihinin nasıl bir tasarımsal gelişim gösterdiğini görmek mümkün. Çığlık atan, titreten ve göğü inleten yarış otomobillerinden nerede ise uzayda süzülüp aya iniş yapmak için şekillendirilmiş geleğin fütüristik tasarımlara kadar herşey. 1966 ile 1968 arasında şov amaçlı üretilen iki model arasındaki dev adımı görmek bile görmek mümkün. Bir yanda çift yuvarlak farlı ve zarif krom tampon tasarımı ile gümüş renkli Giulia Sprint GT ve diğer tarafta cat yeşil rengi, kama biçimi, gözleri olmayan sarı spoylerli, kahverengi aynalı camları ve siyah renkli arka spoyleri ile bir araç. Bu araç Bertone tarafından tasarlanan Carabo, sanki derin bir gölden, bir yanardağ veya uzaydan dünyaya gönderilmiş ve cam-metal karşımı tasarımdan plastik tasarımına ışık tutmak için gönderilmiş.
Bir model vitrininde, yaratılan ancak bir şekilde gerçeğe dönüşemeyen tasarım çalışmalarını, bir nevi otomobil tasarımının “Salon des Refusés” (Reddedilenler salonu)’i görmek mümkün. Bu otomobil neden kabul edilirken, mesela şurada, hızlı bir Citroën’e benzeyen model niçin kabul edilmemiş? Bir otomobil markasını geleceğini şekillendirmek için müşterilern hangi beğeni veya korkuları göz önüne alınarak karar verilmiş? Otomobil tasarımına yapılan bu bakışta bir firmanın nasıl bir anlayışta olduğunu görmek mümkün. En yeni tasarımlarda açık ve filigran tasarımlar yerine kasvetli, kaslı tasarımların tercih edildiğini görmek mümkün.

Müze aynı zamanda sosyologlar de için ilgi çekici bir yer, çünkü Alfa Romeo’nun hikayesi aynı zamanda 1945 yılı itibarı ile estetik anlayışını orta sınıf seviyesinde sunmaya başlamadan önce, iyi kazanan elit bir kesime hizmet eden bir markanın da hikayesi bu. Alfa 6C2300 ve 8C 2900 otuzlu yıllardan gelen ve ve müşterinin taleplerine göre Zagato, Touring, Castagna, Pininfarina veya Figoni tarafından tasarlanan İtalyan tasarım tarihinin en iyi damla biçimli arka tasarımını sergileyen modeller değil, aynı zamanda 200 kilometrenin üzerindeki hızları ile dünyanın en hızlı otomobilleri olmanın yanında inanılmaz pahalı ve az bulunan örnekler idi. İkinci dünya savaşından sonra normal kazanca sahip orta sınıf hedef alınmıştı ve özellikle 1962 ile 1878 yılları arasındaki Giulia yapılan temel değişikliğe en iyi örnek idi.

Almanya’da o zamanın otomobil modelleri belli bir seviyeye çıkış amacını sağlamaya çalışırken, yani bir Rekord sürücüsü olan gemici tayfası, bir kaptan veya diplomat olmaya çalışırken, bir Alfa sürücüsü böyle hiyerarşik ayrımların peşinden koşan bir yaşam tarzına sahip değildi. Bir Giulia, belli bir yere gelebilmek için tercih edilen bir adım olmak yerine, kendisi orta sınıf içerisinde kendinden emin olan bir kesime hitap eden bir ürün, bir duruş idi: Benim bir Mercedes’e ihtiyacım yok, Giulia kulağa daha hoş geliyor, daha hızlı ve kemik biçimli arka tasarımı, C sütununa uzanan panoramik arka camı ve zarif ahşap direksiyonu ile daha güzel.


Arese’de parlayan kırmızı şimşekler.

Giulia, öyle bir orta tabakanın otomobili idi ki, bunlar aşırı zenginlik ve koca SUV’leri hayal etmezdi, o zamanlar devlet kontrolünde olan Alfa Romeo’nun otomobilleri, modern, demokratik bir topluluğun araçları iken bu kişilere göre bir ev, deniz kenarında bir tatil imkanı ve bir Alfasud’tan fazlasına sahip olmayı gerektirecek bir varlığa ihtiyaç yoktu.
1986 yılından itibaren Fiat kontrolünde olan markanın durumu ne yazık ki iyi değildi ve son olarak ürün yelpazesinde, onlara önden bakıldığında “depresyonda olan bir baykuşa” benzeyen iki kompakt modeli vardı. Şimdi, uzun zaman sonra arkadan itişe sahip olup Ferrari ile beraber geliştirilen ve eskinin Alfa’ları gibi bir sese sahip olan Giulia’nın sırası geldi. Yeniler için Arese’de, ki burası, geleceğin sessiz elektrikli Google yumurtası şekilli otomobillerin aksine hızlanmanın keyfine varan, G-Kuvveti ve motor sesi hayranları için bir tapınak olacak olan yer inşa edildi.

Alıntıdır
« Son Düzenleme: 21 Haziran 2016, 15:12:03 Gönderen: admin »
:alfisti:

Lütfen forumda arama yapmadan yeni konu başlatmayın.

Gkt94

  • Membro
  • İleti: 89
    • Çevrimdışı
Milanodakı muze harika
La Meccanica Delle Emozioni

hi_cazz

  • Membro
  • İleti: 4.178
    • Çevrimdışı
Sırf şu müzeyi görebilmek için okul yurtdışı projesine İtalya diye baskı yapıyorum ama olmayacak gibi.




Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi


ilbey666

  • Membro
  • İleti: 569
    • Çevrimdışı
Harika bir yazı olmuş :) okurken tüyler diken oldu gerçekten. Çok değerli ve saygın otomobillere sahibiz, toplumun diğer kesiminden direkt ayrılıyorlar.

hannibal

  • Membro
  • İleti: 247
    • Çevrimdışı
Alfa Romeo hakkında yazmak için de böyle duygulara ve edebi birikime sahip olmak gerek. Adam şiir yazmış resmen.
Alfisti Turkey Faydalı Bağlantılar:
İlk Okunacak Başlık | Forum Kuralları | Resim Ekleme Sanatı

 

SimplePortal 2.3.7 © 2008-2021, SimplePortal