Haberler:

2005 yılından bu zamana Alfa Romeo ruhuyla yaşayanların arasına hoş geldiniz.
Soru, görüş ve önerileriniz için elektronik posta adresimiz: You are not allowed to view links. Register or Login



SEVMEK VE YAŞAMAK ADINA

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

n/a

#25
Ellerinize sağlık Levent Bey.....

Levent Kobaza

#26
Rica ederim

Levent Kobaza

#27
NASIL AYIRT EDERSİNİZ?
Bir bilge kişi, çölde öğrencileriyle otururken demiş ki;
Gece ile gündüzü nasıl ayırt edersiniz?
Tam olarak ne zaman karanlık başlar, ne zaman ortalık aydınlanır? Öğrencilerden biri;
Uzaktaki sürüye bakarım, demiş, koyunu keçiden ayıramadığım zaman akşam olmuş demektir.
Başka bir öğrenci söz almış ve Hocam demiş,
İncir ağacını, zeytin ağacından ayırdığım zaman, anlarım ki sabah başlamıştır.
Bilge kişi, uzun süre susmuş. Öğrenciler meraklanmışlar ve Siz ne düşünüyorsunuz hocam? Diye sormuşlar. Bilge kişi şöyle demiş;
Yürürken karşıma bir kadın çıktığında, güzel mi çirkin mi, siyah mı beyaz mı diye ayırmadan ona bacım diyebildiğimde ve yine yürürken önüme çıkan erkeği, zengin mi yoksul mu diye bakmadan, milletine, ırkına, dinine aldırmadan, kardeşim sayabildiğimde anlarım ki; sabah olmuştur, AYDINLIK başlamıştır

n/a

#28
Bunun pek konu ile ilgisi yok ama paylaşmakta  yarar olduğu düşüncesindeyim...


Kutup Ayilari



Kutup ayilarini derileri icin avlarlarmis. Ama bu is kolay olmazmis.
Derilerinin altindaki ortalama 10 cm'lik yag tabakasi ayilarin buzlu
sularda
donmasini engeller; hem de onlari bir zirh gibi korurmus. Kucuk atesli

silahlarla ayilarda oldurucu yaralar acmak mumkun olmazmis. Buyuk
silahlar
da derileri paramparca edip kullanilmaz hale sokarmis. Kutup ayisini
avlamak
icin alnindaki ozel bir noktaya yakindan ve tek el ates edilmeliymis.
Kutup
ayilarinin koklama ve isitme duyulari da gucluymus. 2 metre yukseklikte

karin altindaki fok baliginin kokusunu veya 30km uzakliktaki yarali
hayvanin
kan kokusunu hissedebilirlermis. Bununla birlikte en ufak bir citirtiyi
bile
duyabildiklerinden kimseyi yanlarina yaklastirmazlarmis. Avcilar kutup

ayilarini avlamak icin ilginc bir teknik kullanirlarmis. Bir baltanin
agzi
iyice, ama iyice keskinlestirilirmis. Sonra bu balta bir yere
sabitlenirmis.
Uzerine sapini ve demirini tamamen kaplayacak sekilde fok baligi kani
sivanirmis. Ve olay yerinden uzaklasilirmis. Kan kokusunu alan kutup
ayisi
baltayi kolayca bulur ve yalamaya baslarmis. Yalarken farkinda olmadan

dilini baltanin keskin agzina da surtermis. Hafif hafif kesilen dilden
sizan
kanlarla balta, yalamasi daha da keyifli hale gelirmis. Zavalli ayi,
yaladikca kanayan, kanadikca yalayan diliyle bir sure sonra iyice
kendinden
gecermis. Hem zevklenirmis, hem bitkinlesirmis. Avci ise surekli ayiyi

gozlermis. Kan kaybindan iyice halsiz dusup bayilmasini beklermis.
Bayilinca
ayinin yanina gidermis, elindeki silahi alnina yaklastirirmis. Tek el
atesle
ayiyi oldururmus. Boylece deriye zarar vermeden avlama islemini
tamamlarmis.



hikayeyle ilgili yorum su:


"Son gunlerde toplum olarak oldukca hareketli gunler geciriyoruz. Genel

secimler sonuclandi. Halkin buyuk cogunlugu 'Yola devam,' dedi." "Yola

devam, yalamaya devam...""Yalamaya devam, kanamaya devam...""Kanamaya
devam,
yalamaya devam...""Kan nasil da tatli...""Ama dikkat etmek lazim. Basta

baskasinin kani diye yalanirken, sonra kendi kanimizi yalar hale
geliyoruz.
Tadindan basimizin dondugu sey kendi kanimiz. Basimizin donmesi de sirf

keyiften degil."



Aklima Tarhan Erdem'in soyledikleri geliyor: "AKP ekonomideki
basarilari
nedeniyle oy almistir. Issizlik, kalkinmanin halka
yayginlastirilmadigi,
ciftcinin perisan oldugu gibiseyler sehir efsaneleridir. Gercekle
alakalari
yoktur." Haluk Bey yorumunu soyle bagliyor: "Simdi her seyin yolunda
gittigini saniyoruz. Karnimizin doydugunu saniyoruz. Peki kanimiz
tukendiginde ne olacak? Turkiye Cumhuriyeti kani tukenmis, gucsuz,
mantikli
dusunemez hale getiriliyor diye korkuyorum. Pusudaki avcinin oldurucu
hamlesi ne zaman gelecek, aklima geldikce irkiliyorum." Aziz vatanin
butun
kaleleri zaptedilmis. Butun bankalari yabancilarin eline gecmis.
Kamunun
elinde hicbir sey kalmamis. Ekonomi butunuyle esir edilmis. Tuketim
uretimin
fersah fersah otesinde. Borclar almis basini gidiyor. ABD ordusunu
sinira
dayamis, ulkeyi parcalama projelerini dayatiyor. Memleketin her medyasi

bilfiil isgal edilmis, psikolojik bir savasi aciktan uzerimize
suruyor...
Olur mu canim? Milli gelirimiz buyuyor. Enflasyon dizginleniyor. Global

dunyayla entegrasyon suruyor. Yabanci sermaye kopmus geliyor. Guven ve

istikrar pacalarimizdan akiyor. AB ile muzakereler ilerliyor. Dunyanin

patronu ABD ile aramizdan su sizmiyor. Turk, Kurt, Alevi, Sunni,
Fethullahci, Suleymanci herkesler alt ve ust kimliklerine kavusuyor.
Toplum
demokrasiyi ozumsuyor. Otoyollar yurdu bastan basa oruyor. Hastanelerde

kimse tedavisiz, ilacsiz kalmiyor. Yoksul halkin makus talihi
yeniliyor...
Ne diyelim? Buyrun oyleyse yola devam. Yola devam, yalamaya devam...



n/a

#29
Yaşlı doktor kasabayı terketmek üzereyken yerine gelen genç doktoru almış hastalarını tanıştırmak üzere evden eve dolaştırmaya başlamış. İlk girdikleri evde bir kadın:

- "Doktorcuğum çok mide ağrısı çekiyorum" demiş. Eski doktor da;
- "Bence biraz fazla meyva yiyorsunuz da ondan..." demiş.  Dışarı çıktıklarında yeni doktor "Abi" demiş, "Kadını muayene bile etmeden nasıl böyle bir neticeye vardın ?"

Yaşlı doktor anlatmış: "Oğlum, numaradan gözlüğümü yere düsürdüm bir de baktım ki yatağın altı meyva kabukları ile dolu.."

İkinci evdeki hastayı genç doktorun muayene etmesine karar vermişler. Bu evdeki kadın "Çok halsizim" deyince doktor:

- "Belki de Kilise faaliyetleriniz sizi çok yoruyor, biraz ara verin" demiş.

Dışarı çıkmışlar yaşlı doktor genç doktora ;

- "Doğru söyledin" demiş "Bu kadın kiliseden dışarı çıkmaz. Ama nasıl anladın?" Genç doktor;

- "Ben de çaktırmadan yatağın altına baktım ve kilisenin papazını gördüm"


Levent Kobaza

#30
GÖRÜŞ FARKI
Arjantin?li ünlü golfçu Robert de Vincenzo, yine bir turnuvayı kazanmış, ödülünü alıp kameralara poz vermiş ve kulüp binasına gidip oradan ayrılmak üzere hazırlanmıştı.
Bir süre sonra binadan çıkıp otoparktaki arabasına yürürken yanına bir kadın yaklaştı. Kadın başarısını kutladıktan sonra ona çocuğunun çok hasta ve ölmek üzere olduğunu anlattı. Zavallı kadının hastane masraflarını ödemesi olanaksızdı. Kadının anlattığı öykü de Vincenzo?yu çok etkilemişti, hemen cebinden bir kalem çıkarttı ve turnuvadan kazandığı paranın bir miktarını yazdı çek defterine. Çeki kadının eline sıkıştırırken de ona, ?Umarım bebeğinin iyi günleri için harcarsın? dedi.
Ertesi hafta kulüpte öğle yemeği yerken, Profesyonel Golf Derneği?nin bir görevlisi yanına geldi.
?Otoparktaki görevli çocuklar bana gecen hafta turnuvayı kazandıktan sonra yanına bir kadının geldiğini ve onunla konuştuğunu söylediler bana? dedi. De Vincenzo evet anlamında basını salladı.
?Evet? dedi görevli, ?Sana bir haberim var. O kadın bir sahtekârdır. Üstelik hasta bir çocuğu da yok. Seni fena halde kandırmış arkadaşım.?
De Vincenzo, ?Yani ortada ölümü bekleyen bir bebek yok mu?? dedi.
? Hayır, yok ? dedi görevli. ?İşte bu, bu hafta duyduğum en iyi haber. ? dedi De Vincenzo.
AYNI PENCEREDEN DIŞARI BAKAN İKİ ADAMDAN BİRİ, SOKAKTAKİ ÇAMURU, DİĞERİ İSE GÖKTEKİ YILDIZLARI GÖRÜR.
Frederick Langbridge.

n/a

#31
Yaşlı çift evliliklerinin kırkıncı yıl dönümünde paraya kıymışlar,

Avusturalya'da tatil yapmaya karar vermişlerdi.

Pencereden saatlerdir okyanusu seyrediyorlardı.



Sessizliği pilotun anonsu bozdu:

"Sayın yolcularımız! Korkarım size kötü bir haberim var.

Motorlarımızdan biri sustu, diğeri de susmak üzere. Acil iniş yapmak zorundayız."



"Neyse ki altımızda haritada görülmeyen bir ada var ve sahiline inmeye çalışacağız."

"Bunu başarabilirsek tek sorunumuz bizi bulabilmeleri için dua etmek olacak."



Uçak minik adanın kumsalına başarılı bir iniş yaptı, kimsenin burnu kanamadı.

Uzun bir rahatlama sessizliğinden sonra adam karısının ellerini tuttu,

gözlerine endişeyle baktı;

"Mona, bu ayki kredi kartı borcunu ödemiş miydin?"

"Hayır sevgilim, unutmuşum. Kızdın mı?"

Adam endişeyle yine sordu:

"Araba kredisinin taksitini ödemiş miydin?"

"Özür dilerim canım, onu da ödememiştim."

Yaşlı adam karısının ellerini bıraktı ve kırk yıldır yapmadığı şekilde

ona sıkı sıkıya sarıldı. Karısı şaşkın, korkarak sordu.

"İyi misin tatlım?"

"Hiç olmadığım kadar. Bizi bulacaklar!"




Levent Kobaza

#32
AŞAĞIDAKİ YAZIYI BİR ORTAOKUL ÖĞRENCİSİ, OKULUNUN DUVAR GAZETESİNE YAZMIŞ. İNANILMAZ GÜZEL VE FARKLI BİR BAKIŞ AÇISI, İYİ DE YAPMIŞ.
Bu ülkede yasayan her insanin bağımsızlığını ve demokrasisini borçlu olduğu insan:
ATATÜRK?
Gençliğinde kot pantolon giyememiş.
Sevgilisinin elinden tutup hasılat rekorları kiran bir sinema filmine gidememiş?
Padişah ona Trablusgarp Cephesi?nde görev verdiğinde, lüks uçak şirketinin, first class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine gidememiş?
Halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için kortej esliğinde Mercedes?lerle gezememiş Anadolu?yu?
Kurtuluş hareketini başlatmak için 19 Mayıs?ta Samsun?a ayak basan ayağında spor ayakkabısı ya da kovboy çizmesi yokmuş?
Kazandığı her savaştan sonra savaş sahasına fırlayıp moral veren mini etekli ponpon kızlar da yokmuş?
Tarih kitaplarına bakılırsa, Yunanlıları İzmir?den denize döktükten sonra timsah yürüyüşü de yapmamışlar?
Ülkesinde yapacağı devrimleri, unutmamak için not alacağı bir cep bilgisayarı olmadığı gibi, kendisine suikast girişiminde bulunacakları da cep telefonundan öğrenememiş!
Atatürk için üzülüyorum. Dağ gibi adam, bir radyo programına faks çekemeden, İsmet Pasa için Safiye Ayla?dan bir istek parçası isteyemeden gitti ..
Lozan Zaferi?nden sonra veya Cumhuriyet?in ilanından sonra arabaya atlayıp sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur atamadı.
Evinin balkonuna çıkıp, bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı.
Atatürk?e acıyorum?
Sen kalk, dört kadınla evlenebileceğin bir dönemde dünyaya gel, sonra değerini bilmeyip tek kadınla evlilik sistemini getir. Aaaah ah?
Çılgın diskolara gitmek, sabahlara kadar içip, içip rock yapmak, babasının Mercedes ?ini alıp şöyle bir Emirgan turu çekmek dururken?
Bunları yapmadı Atatürk?
Keyif çatmadı?
Tüm hayatını ülkesinin kurtuluşuna ve uygarlaşmasına harcadı?
İŞTE ONUN İÇİN BÜYÜK ADAMDI ATATÜRK HER FIRSAT ELİNDE VARDI. O İSE
SADECE
BU MİLLETİN BAĞIMSIZLIĞINI İSTEDİ.
BÜTÜN SUÇU
2 KADEH RAKI İÇMEKTİ O KADAR?..

n/a

#33
ATAMIZ HAKKINDA AZ BILINEN 30 SEY









1."ATA" LAFINI SEVMEZDI
"Ataturk" hitabini ilk kez donemin Turk Dil Kurumu Baskani bir konusmasinda kullanmis* Mustafa Kemal de cok begenerek soyadi olarak almisti.Kendisine Ata" diye hitap edilmesinden hic hoslanmazdi.

2.EN SEVDIGI YEMEK
Manastir Askeri Lisesi yillarindan kalan bir aliskanlikla hayati boyunca en sevdigi yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldi. Tatliya duskun degildi ama cani istediginde cok sevdigi gul recelini tercih ederdi.

3.EN BUYUK HAYALI DUNYA TURUNA CIKMAKTI
Omru yetseydi bir dunya turuna cikip Turk dili ve tarihi uzerindeki calismalarini genisletmek en buyuk hayaliydi.

4.BASUCU KITABI "CALIKUSU" YDU.
Binlerce kitabi vardi.Ama bunlarin arasinda bir tanesini hayati boyunca hatta cephede bile basucundan ayirmadi. Resat Nuri Guntekin'in unlu Calikusu" romanini hep yaninda tasir* her gun rastgele bir yerinden acar* birkac sayfa okurdu.

5.KABUL SALONUNDAKI AT YAVRUSU
Atlardan sonra en sevdigi hayvan kopekti. "Fox" adini verdigi kopegi* Gazi`nin yataginin ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara duskunlugu o dereceydi ki bir gun misafirlerinin de gorebilmesi icin yeni dogmus bir tayla annesinin Cankaya Kosku kabul salonuna getirilmesini bile emretmisti.

6.TAM BIR SALON ADAMI
En sevdigi dans valsti. Muzik zevki cesitlilik gosteriyordu.Klasik Bati muzigi disinda Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.

7.GOMLEKLERININ TUMU BEYAZDI
Gomleklerinin hepsi beyazdi. Bu gomlekler ilk yillarda Isvicre`de ozel olarak dikilirken sonra yerli mali kullanma kampanyasina onculuk edebilmek icin Beyoglu`nda bir terziye diktirilmeye baslanmisti.

8.DOLABINDA LACIVERTE YER YOKTU
Takim elbiselerinin tasarimlarini hep kendisi cizerdi.Lacivert takim giymeyi sevmezdi.

9.OLCULERI
Boyu 1.74 idi.Hayatinin son donemlerine kadar 76 olan kilosu hastaliginin ilerlemeye baslamasiyla 46'ya kadar dusmustu. 43 numara siyah rugan ayakkabi giyerdi.

10.RUMELI SIVESI
Ozenli ve temiz bir Turkce konusurdu. Ancak bazi kelimeleri Rumeli sivesiyle telaffuz ederdi.

11.HAZIN BIR HIKAYE
Hayatinda bir donem cok onemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden sonra hayatina trajik bir sekilde son veren Fikriye Hanim`in mezarinin nerede oldugu bilinmiyor.

12.CUMHURBASKANLIGINDAN SIKILIYORDU.
Hayatinin cogunu gecirdigi savas cephelerinden sonra Cumhurbaskani olarak gecirdigi yillar ona bir tecrit yasantisi gibi geliyor* cok sevdigi halkindan ve sade bir vatandas yasamindan uzaklastigini dusunuyordu.

13.PAPA`NIN TEMSILCISINE ELBISE
Kiyafet Kanunu cercevesinde tum din adamlarinin dini kiyafetleriyle sokaga cikmalari yasaklaninca* Monsenyor Roncalli`ye kendi terzisi Kemal Milasli eliyle bir koleksiyon hazirlatti.

14.KENDISI TIRAS OLMAZDI.
Sabah kahvaltilariyla arasi hic hos degildi.Yataktan kalkar kalkmaz odasindaki divanin uzerine bagdas kurarak oturur* gunun ilk kahvesini sigarasini icerdi.Bir ozelligi de kendi kendine tiras olmamasiydi.

15.DUZEN TAKINTISI VARDI
Evinde *cevresinde hatta konuk oldugu evlerde bile egri duran esyalari duzeltmeden rahat edemezdi.

16.HOSGORULU LIDER
Koylunun birinin gazete kagidina sardigi tutunu icmeye calisirken eli yanmis*"Alin bunu kendi icsin" diyerek Ataturk`e
kufretmisti.Mahkemeye cikarilacakti. Ataturk olayi dinledikten sonra "Onu mahkemeye vereceginize dogru durust sigara icmesini temin edin" dedi.

17.SIGARA PAZARLIGI
Hastaliginin baslangicinda kendisini muayene eden Dr.Fissinger gunde kac paket sigara ictigini sormus* Ataturk "sekiz" demisti. Doktor bunu gunde bir pakete indirmesi gerektigini soyleyince gulumseyerek cevap vermisti:"Ben zaten bir paket iciyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle yapacagim".

18."BU NASIL HALKCILIK?"
Bir sabah milletvekilleri ile trene binmisti.Konduktorun milletvekillerinden bilet parasi almamasina sasirmis nedenini
sormustu.Trenin milletvekillerine bedava oldugunu ogrenince epey sinirlenmis* "Ne de guzel halkcilik ama" demisti.

19."LAIKLIK ADAM OLMAKTIR!"
Ilk mecliste bir oturum sirasinda uyelerden biri laikligin ne manaya geldigini anlamadigini soyleyince Gazi cok sinirlenmis ve elini
kursuye vurarak bir din bilgini olan uyeye cevap vermisti: "Adam olmak demektir hocam*adam olmak!"

20.KURBANLARI BAGISLARDI
Gittigi yurt gezilerinde kendisi icin kurban edilen hayvanlara bakamaz boyle durumlarda sirtini doner yada kesilmelerini engellerdi.

21.YABANCI DILE MERAKI
Askeri lisede ogrenmeye basladigi Fransizca'yi sonraki yillarda gelistirdi. Zengin bir kelime bilgisi vardi. Konusurken araya
Fransizca sozcukler de eklerdi.

22.FASULYESINE POKER
Kumardan hoslanmaz ama arkadaslariyla fasulyesine poker oynardi.Oyun sonunda kazandiklarini iade ederdi.

23.KAN GORMEYE DAYANAMAZDI
Cephelerde dusmanla gogus goguse savasmis biri olarak en ilginc ozelligi savas meydanlari disinda kan gorunce fenalasmasiydi.

24.KULAKLARI DUYAN TEK KISI.
Fransiz tarihcisi Herriot Ankara`ya geldiginde Gazi`nin kulaklarinin duyuyor olmasina sasirmis anilarinda bunu espirili bir dille anlatmisti: "T.C`de bir tane kulaklari duyan kisi var onu da Cumhurbaskani yapmislar".

25.BIR RICASI BAS ACTIRDI
Bir gun halk arasinda dolasirken carsafli bir kadina rastlamis* "Hafiz Hanim benim hatirim icin basindaki ortuyu acar misin?" diye sormustu. Kadin bas ortusunu acarak * Ataturk`un onunde egildi ve ellerini optu.

26.BILARDO VE YUZME
Sportmen kisiligi vardi. Her gun at biner * yuzmeye gider ve bilardo oynardi.

27.EN BASARILI DERS.
Egitim hayati boyunca en basarili dersi matematikti. Pozitif bilimlere ilgisi hayati boyunca surdu.

28.YAGCILARA GECIT YOK
Yagcila cok kizardi Bir aksam sofrasida kendisine gereksiz sekilde iltifat eden Abdulhak Hamit`e mudahale etti.

29.SON YILBASI GECESI
1937`yi 1938`e baglayan son yilbasi gecesini Disisleri Bakani Tevfik Rustu Aras ile bas basa gecirmisti. O gece dolabindaki bazi elbiseleri bakana hediye etmisti.

30.KOSKTEKI GUVERCINLIK
Kuslari cok severdi.Cankaya Kosku`nde ozel bir bakicinin ilgilendigi guvercinligi vardi










n/a

#34
"BİZ KAÇ KİŞİYİZ" den bir alıntı...


BEN DE VARIM

Aşk çabuk bitermiş, sevgi kalıcıymış.

Aşkın bittiği, sevginin başladığı yerdeyim.

Yaşım 35, Cahit Sıtkı nın dediği gibi, Dante gibi ortasındayım ömrün
Ömrümün yarısını, önce ailemden sonra öğretmenlerimden, Atatürk, vatan ve millet sevgisiyle büyüdüm. Allah sevgisi dersen, o sevgi zaten doğduğumdan beri içimdeydi.

Lise çağlarımda, ben de Madonna nın , la ısla bonıta şarkısını ezberledim,İngilizcem gelişsin diye.

Zamanında İskenderun limanı ndan Somali ye giden yardım gemisine, insan sevgisiyle ben de el salladım.

Ben de okula giderken konvers ayakkabılarımı giydim.
Ben de heavy metalciler gibi gümüş yüzükler taktım.
Ben de saçımı amerikan tıraşı kestirdim zamanında ( zaten Edebiyatçı bu yüzden sınıfta bıraktı beni).
Batılılık mı? Batılılık çağ atlamaktı benim için, ama çağ atlamak kılık kıyafet değildi aslında

Ne zaman ki şehit haberleri düşmeye başladı altyazılara
Ne zaman ki birkaç iyi adam , sen düşünüyor musun? Dedi bana, işte o zaman kendi kendime gelmeye başladım.

Evet Ben de biliyordum, tarih öğretmenimizin tabiriyle, Atatürk İlke ve İnkılaplarını ve düşünmüyordum bir an için tehlikeye düşürüleceğini.

Deskartes, Düşünüyorum,o halde varım.. demişti ya, bu birkaç iyi adamdan bir tanesi, sesini yükselterek VAR MISIN dedi.

Tabii ki madem, ben de düşünebiliyorum, o halde BEN DE VARIM
Ve düşündüğüm kadarıyla,..

Nerden mi başlıyoruz? Tarihten, Milli Mücadele den ,tekrar gözden geçirip, tarihi yaşamak için,
Unuttuklarımızı, unutturulduklarımızı hatırlamak, hatırlatmak için.

Nerden mi başlıyoruz? İşte şimdi bugünden başlıyoruz. Abdulhamid Han, tarih değil , hatalar tekerrür ediyor.. demiş
Bugünden hatalarımızı gözden geçirip, tekerrür etmemeleri için.

Ve nereye kadar mı? Evet bu sözü hepimiz biliyoruz
- Pazara kadar değil, mezara kadar-

Sonuna kadar demeyeceğim, çünkü Cumhuriyet son bulmayacak, Laiklik son bulmayacak, Milliyetçilik,Ulusalcılık, Çağdaşçılık ve Demokrasi son bulmayacak

Ben de sonuna kadar değil. Sonsuza kadar VARIM

Sen de düşünüyorsan, VARLIĞINI KABUL ET ve BEN DE VARIM de

Ve bu sesini yükselten birkaç iyi adama inan,
İnan ki, onların hayatları da son bulacak, biliyorsun, - her canlı ölümü tadacaktır.-

Ama buna da inan ki ,
SONSUZLUK ta daima, insanlık adına ilerde, Atatürk, vatan ve millet sevgisini hatırlatmak için, birkaç iyi adam, senin karşına çıktığı gibi, torunlarının karşısına çıkacaktır, eğer ki varlığını kabul edersen,DÜŞÜN

SAYGILARIMLA

ARZU

Levent Kobaza

#35
TIKANIP KALDIĞINDA HAYAT
Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, soluk almak güçleştiğinde,
Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,
Dağlara dönmeli yüzünü insan.
Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak;
Yeni insanlarla ?tanışmalı, yeni keşifler yapacak.
Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa, Gerçekleştirmeyi denemeli!
Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını; zamanın bir nehir,
Kendisinin bir sal olup da, O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.
Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,
Her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,
Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri;
Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inip
Servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini;
Gördüğünü hissedebilmeli!
Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,
Değerli olabilmeli hayat!
İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!
Başkasının yerine koyabilmeli kendini;
Ağlayan birine ?gül?, inleyen birine ?sus? dememeli!
Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli!
Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı; Sevgisiz, soysuz kalarak!
Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,
Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine?
Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını?
Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna; fırtınada boranda; Öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!
Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği;
Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli! Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu Olmayı beklememeli!
Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı; Bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı!
Çünkü hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için, hiç Çaresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin; ağlamayı bilmiyorsan, Neşesizdir kahkahaların;
Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların?
Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne; kendini düşünmekten herkesi unutmamalı!
Bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için?
Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,
Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!
Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere?
Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları, aynı bahanelerle tekrarlamaması için!
Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak! Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!
Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;
Ama kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin;
Zaman bulabilsin; Bir teşekkür, bir elveda için?
Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;
Ama herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!
Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi?
Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı

Levent Kobaza

#36
Evlilik Ağacı
Yeni evli bir çift vardı.
Evliliklerinin daha ilk aylarında, bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi.
Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi.
Son zamanlarda o kadar sık olmasa da, evlenmeden önce sık sık birbirlerini çok sevdiklerine dair ne kadar da dil dökmüşlerdi.
Ama şimdilerde, küçük bir söz, ufak bir hadise aralarında orta çaplı bir kavganın çıkmasına yetiyordu.
Bir akşam oturup ilişkilerini gözden geçirmeye karar verdiler.
Her ikisi de, boşanmayı istememekle beraber, işlerin böyle gitmeyeceğinin farkındaydılar.
Erkek, ?Aklıma bir fikir geldi? dedi.
?Bahçeye bir ağaç dikelim ve eğer bu ağaç üç ay içinde kurursa boşanalım.
Kurumaz da büyürse bunu bir daha aklımızdan geçirmeyelim.
Bu süre içinde de ayrı ayrı odalarda kalalım.?
Bu ilginç fikir hanımının da hoşuna gitti.
Ertesi gün gidip bir meyve fidanı aldılar ve birlikte bahçeye diktiler.
Aradan bir ay geçti.
Bir gece bahçede karşılaştılar.
Her ikisinin de elinde içi su dolu birer bidon vardı.

Levent Kobaza

#37
GÜÇLÜ KADINLAR
Güçlü kadınlar vardır, her işlerini kendileri halletmeye çalışan. Anne babaları tarafından böyle yetiştirilen. Onlar kendi paralarını kendileri kazanmak isterler. Evdeki tüm tamirat, tadilat işlerinden anlarlar. Bir erkeğe mecbur kalmadan da hayatlarını devam ettirebilirler. Faturalarını kendileri yatırırlar. Hemen hemen tüm işlerini kendileri yaparlar. Hatta etraflarının yükünü de üstlenirler. Özgürlüğü severler, dik durmayı da, güçlüdürler çünkü?
Âşık olduklarında hissederek yaşarlar. Aşklarına kurallar koymadıkları gibi büyük beklentilere de girmezler. Sevdiklerine problem çıkarmazlar. Bütün gün çalışıp durduktan sonra, akşamları yorgun da olsalar sevgilileri buluşalım dediğinde, hemencecik hazırlanıp sevgililerinin onları evden almalarına gerek kalmadan, o her neredeyse onun olduğu yere giderler.
Çoğu zaman sevgililerinin ya da kocalarının haberi bile olmaz yaşadıkları sıkıntıdan, yansıtmazlar çünkü. Para var mı, işyerinde sıkıntı mı oldu, birine canı mı sıkıldı, hiç bunlarla yormazlar birlikte oldukları erkeği. Çünkü istemezler kimse onlara acısın.
Sonra da bir bakarlar ki, bu kadar dik durmanın ve sorun çıkarmamanın karşılığında gerçekten de kimse onlara acımaz. Bu durum zamanla gelenekselleşir ve acınmama ile sorun çıkarmama hali yaşam tarzına dönüşür. Eskaza dayanamayıp sorunlarını paylaşmaya kalksalar, bu sefer de sorunlu kadın, kaprisli kadın, tahammül edilmez kadın damgasını yerler. Bu yüzden de terk edildiklerinde bile hiç seslerini çıkarmaz bu güçlü kadınlar! Terk eden erkek de bilir onun ne kadar güçlü olduğunu ve onsuz da yaşayabileceğini, içinde yaşadığı fırtınalardan bihaber.
Sonra bir dosttan, eşten, ya da tanıdıktan duyarlar ki onu terk eden gitmiş erkeğe muhtaç yaşamak zorunda olan biriyle beraber olmaya başlamış. Erkekler çok severler böyle kadınları. Birinin ona muhtaç olduğunu görmek birçok duygusunu okşar erkeğin. Onlara kendini erkek gibi hissettirir! Bu zayıf kadınlar erkeklere bağımlıdır.
Mesela fatura filan yatıramazlar, anlamazlar çünkü. Nerden yatırılır onu da bilmezler. Ev ya da yemek alışverişi de yapmazlar, çünkü taşıyamazlar onca torbayı. Hep yorgun olurlar, bütün gün spor salonları, kuaför, o mağaza, bu mağaza gezerler. Akşama yemek yapmaya fırsat bulamazlar. Akşam eşleri eve geldiğinde, bugün nereye yemeğe gidelim, diye sorarlar. En kötü ihtimal dışarıdan yemek söylerler. Zayıf kadınlar doğurdukları çocuğa bakacak gücü de kendilerinde bulamazlar, pamuklar içinde yaşamaya alışmışlardır bir kere. Kendilerini hep altın tepsi içinde sunarlar. Huysuzluk da ederler, ama bu erkeğin hoşuna gider, çünkü kadın ona muhtaçtır, söylenmeyen güçlü kadının aksine, Hiçbir şeyi beğenmedikleri gibi devamlı da mutsuzdurlar. Pek teşekkür etmezler, kıskançlık krizlerini de severler. Kocasının ve sevgilisinin hayatlarını karartırlar. Erkekler bu kadınları asla terk edemezler. Çünkü o güçsüz, kırılgan bir kadındır. Ayrılırsa kurda kuzuya yem olur. Koruyup kollanmalıdır her an o!
Zayıf kadınlar hiç çökmez, buruşmaz ve yıpranmazlar. Ancak işin ilginç yanı her zaman daha değerli olanlar da onlardır. Ve geride kalan güçlü kadınlar tüm bunların nasıl gerçekleşebildiğine sadece bakakalırlar

n/a

#38
Hiç beklentisiz sevdiniz mi? Yani bugün telefon etmedi
demeden, şu an nerede acaba diye kendi kendinizi
yemeden, yaş günümü hatırlayacak mı acaba diye bir
beklenti içine girmeden...sevdiniz mi hiç? Onun, size
ait bir mal olmadığını kabul edip ,
onu özgür yaşamı ile sevmeyi denediniz mi?
Yanında ki kız arkadaşına aldırmamayı öğrenip, ama
aldırmıyormuş gibi yapmadan, gerçekten aldırmadan,-
bitecekse biter , bunu ben değiştiremem , beni sevmeyi
bırakmasını değiştiremeyeceğim gibi -diye düşünüp. Onu
yersiz kıskançlıklara boğmaktan ve kendinizi
yıpratmaktan vazgeçe bildiniz mi hiç?
Hiç beklemeden çalan bir kapıda Onu karşınız da görmek
ne güzeldir bilirmisiniz?
Beklemediğiniz bir anda hediye almak en
sevdiğinizden..
Ve beklemeden gelen bir 'seni seviyorum ' mesajının
tadına varabildiniz mi hiç?
Siz istediğiniz için değil,O istiyor diye yapıldı mı
tüm bunlar?
Ve beklentisiz sevmenin tadına bakabildiniz mi hiç?
Bugün beni hatırlamadı yerine..
-hiç beklemiyordum , senin geleceğini
-diyebilmek ne güzeldir oysa..
Onu boğmadan, kendinizi boğmadan , sevebilmek ne
güzeldir..
Sahiplenme duygusundan uzak, sevmenin ,sevilmenin
tadına varabildiniz mi hiç?
Yapılmamış davranışlar, söylenmemiş sevgi sözcükleri
ile kendi kendimizi aşk çıkmazında kaybedeceğinize,
Hiç beklenmeyen bir demet çiçekle mutlu oldunuz mu?
Beklentisiz sevin..
Ben beklentisiz seviyorum..
Niye aranmadım diye düşünüp kendini kendinizi
yiyeceğinize hiç beklenmedik
bir 'seni özledim 'mesaji ile aşk ı yakalayın..
Beklentisiz sevin..
Ben beklentisiz seviyorum..
O sizin sevgiliniz oldu için değil..
Ona tapulu malınız gibi. Cantanız, arabanız gibi
davranma hakkınız olduğunu düsünmeden.
Onu sevdiğiniz,onun da sizi sevdiği için ,sevin..
Sevgiye karışan beklenti denen illeti hemen silin
aşkın ak sayfalarından..
Göreceksiniz ki O zaman aşk başka bir güzel..
Göreceksiniz ki , o zaman sevgili daha bir romantik..
Göreceksiniz ki O zaman sevmek ve sevilmenin
damaklarda bıraktığı tat,
Yıllanmış şarap gibi, Beklenti zehrine karışmadan bir
başka döndürüyor insanın başını..
Ben beklentisiz seviyorum..
Onun nerede olduğunu merak etmiyorum..
Beni bugün neden aramadı diye geçirmiyorum içimden,
aramadığı zamanlar da..
Geleceğe dair hayallerimde yok zaten.. Ben sevgiyi
yaşıyorum..
Onun yanımda olduğu anlar o kadar değerli ,o kadar
kıymetli ki..
Gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecek beklentilerle
mahvetmeyin o anları..
Beklentisiz sevin..
Sevdiğiniz için sevin..
________________________________________

Birine sevginizin tümünü sunmak, Asla sizi de ayni
sekilde seveceginin garantisi degildir.

Sevgiye karsilik beklemeyin; Sadece sevginin
karsidakinin kalbinde büyümesini bekleyin; fakat
olmazsa da, sizin kalbinizde büyüdügüne emin olun.

Birine çarpilmak için bir an yeterlidir, birinden
hoslanmak bir saat, ve birini sevmek içinde bir gün
yeterlidir, ama birini unutmak ise bir ömür sürer.


Levent Kobaza

#39
Sevginin ve değerin ölçüsü..
Üniversite yıllarımız... Biz iki erkek arkadaşız.. Onlar da iki kız.. Öyle tanıştık, SBF'nin kantininde.. Birlikte çıkıyoruz..
O yıllarda çıkma ne demek.. Sinemaya falan gidiyoruz öğlenden sonraları. Akşam üzerleri de o zamanlar çok ünlü Filiz Pastanesi'nde buluşup çay falan içiyoruz.. Gözlerden gözlere, zaman zaman birleşen ellerde bir flört var, hepsi o..
Çok sevdiğim bir şiir vardı, aklımda kaldığı kadarıyla, şöyleydi sanki, o yıllardaki aşklarımızı anlatan..
Bir şey var aramızda,
Senin gözlerinden belli,
Benim yanan yüzümden.
Susuyoruz, arada bir,
Gülüşerek başlıyoruz söze.
Ne kadar gizlesek nafile,
Bir şey var aramızda,
Senin gözlerinde ışıldıyor,
Benim dilimin ucunda..
Söyleyemiyoruz "Seni seviyorum" diye.. Ama öyle şeyler yapıyoruz ki, her şey ayan beyan..
Ne mi yapıyoruz mesela..
Biz üçümüz, Mülkiyeliyiz..
"Aramızda bir şeyler olan" Orta Doğulu..
Birgün öğleye doğru, üç Mülkiyeli, Kızılay'da rastlaştık..
Sinemaya gitmek üzere sözleşiyoruz.
Uzaktan bizim Orta Doğulu çıktı meydana..
"Hayrola" dedi.. "Öğleden sonra sinemaya gidiyoruz, haydi sen de gel" dedim.
"Çok mu istiyorsun" dedi.. "Evet" dedim..
"Biletleri alın beni bekleyin. Senin için gelirim" dedi, koştu gitti. Sinema ikide.. İkiye çeyrek kala buluştuk.
Üç Mülkiyeli..
Orta Doğulu görünürde yok..
Bizim kız "Hadi girelim" dedi.. "O laf olsun diye 'Gelirim' dedi. Gelemez. Öğleden sonra final sınavı var. Nasıl gelir ki!.."
Biletlerin ikisini onlara uzattım..
"Gelecek" dedim.. "Siz girin, ben beklerim.."
Saat iki buçuğu geçiyordu, sinemanın önünde bir taksi durdu.. İçinden nefes nefese, Orta Doğulu indi..
"Kusura bakma geç kaldım" dedi.. "Öğleden sonra final sınavım vardı. Bu sınava raporsuz girmezsek, dönem hakkım yanar. Bu yüzden girdim. Kağıdın altını hemen bomboş imzalayıp verdim.. Fırladım, taksiye koşarken ayağım burkuldu, topuğum kırıldı.. Yurda gidip ayakkabımı değiştirmek zorunda kaldım. Bu yüzden geciktim.."
Sonra kulağıma eğildi..
"Ama ne kadar geç kalırsam kalayım, kapıda beni bekleyeceğini biliyordum" dedi..
"Ben de geleceğini biliyordum" dedim, elini elimin içinde sıkarken..
Sevginin en yüce yanıdır, inanmak..
Ama ben başka şey anlatmak istiyorum, bugün..
İnsanları, ne kadar seviyoruz.. Onlara ne kadar değer veriyoruz..
Bunun bir tek şaşmaz ölçeği var.. Günlük hayatımızdaki önceliklerdeki yeri?
"Hadi sen de gel" dediğimde
"Sınavım var, gelemem" diyebilirdi, Orta Doğulu.. Kimse de bir şey diyemezdi. Öyle demedi..
"Senin için her şeyi yaparım" dedi.. Benimle herhangi bir gün, herhangi bir saatte gidebileceği o sinemaya, sırf ben o gün istiyorum diye, o gün gidebilmek için, sınavdan "sıfır" almaya razı oldu.
Şimdi bir de herkesin günlük yaşantısında her zaman rastlanan başka örneklere bakın..
"Sevgilim, sana tapıyorum. Bugün buluşmayı çok isterdim ama, berberden randevu almıştım.."
"Alo, darling.. Bu gece seninle buluşacaktık ya.. Bir kız arkadaşım boy frendi ile bozuşmuş. Onu teselli etmem gerek. Beni affet!"
"Hayatım, sen bir tanesin. Ama yarın buluşamayız.. Galatasaray'ın maçı var.."
Listeyi sabaha kadar uzatabilirsiniz..
Şimdi, bir düşünün.. Hem size ileri sürülen özürlere.. Hem sizin ileri sürdüklerinize..
Kimi, neleri tercih ediyorsunuz, kimlere.. Ve siz nelere tercih ediliyorsunuz?
Eğer, sizin için berberden, maçtan, sizi davet eden ya da size gelen herhangi bir arkadaştan sonra geliyorsa, sakın ola, onu sevdiğinizi falan düşünmeye kalkmayın.
İnsanlar bazen kendilerini de kandırır, sevdiklerine.. Ya da şüpheye düşerler, "Ona karşı duygularım, çok karışık.. Seviyor muyum acaba" diye..
Sevginin ve değerin en yanılmaz ölçeği, tercihtir, önceliktir..
"Hadi sinemaya gidelim" dediğinizde, arkadaşınız "Tabii, harika" demeden önce "Ne film oynuyor" diyorsa, hele hele, ardından "Ben o filmi sevmem" deyip, buluşma teklifinizi reddediyorsa mesela, bilin ki asıl sevdiği sinemadır.. Siz değilsiniz.. Siz ancak onun ilgisini çekecek bir film, ve boş bir zamanını bulabilirseniz, onunla buluşabilirsiniz. Bunun da adı sevgi olamaz tabii..
sevgide önemli olan bir arada olmaktır. Sinema bahanedir, sadece..
düşünün bakalım, sevdiğinizi sandığınız insanın, hayatınızdaki öncelik sırası nedir?
En tepede mi?. O zaman gerçekten seviyorsunuz demektir. Ya da şöyle..
Hayatındaki en büyük önceliği daima size veriyorsa, hiç şüpheniz olmasın, en çok sizi seviyor. Onun için en değerli varlık sizsiniz.
Hem kendi karmaşık duygularınızı çözmenin, hem de onun duygularını kesinlikle belirlemenin en şaşmaz yoludur, öncelik testi..
Çünkü en çok sevilen, en önce gelir..
"Benim her şeyimsin" kolay laftır, herkes söyleyebilir. Eğer sizi her şeye tercih ediyorsa, ancak o zaman, her şeyisiniz demektir, gerçekten.
Birisiyle ilgili duygularınızdan, ya da onun duygularından şüpheniz varsa, derhal bu "Öncelik" testini yapın, her günkü yaşantınızdan örnekleri hatırlayarak..
Şaşmaz gerçek hemen ortaya çıkacaktır.
Sevgi, bir bakıma, önceliktir, çünkü!

Levent Kobaza

#40
O KIZ NE OLDU ?
"Peki ama o kız ne oldu?"
Bir hafta boyu, bildik bilmedik beni gören pek çok kişi bu soruyu sordu bana..
" Ne oldu Ortadoğulu?"
Okuyucu galiba bizi zorla romancı yapacak..
Üniversite yıllarımızda başımızdan geçen bir olayı anlatmıştık.. Benimle sinemaya gelmek için, Ortadoğu final sınavında, kağıdı boş verip, randevusuna koşan kız arkadaşımı..
Diyordum ki, bugünün gençlerine..
Birisi hakkındaki duygularınızı tartamıyor musunuz, ya da birisinin sizin hakkınızdaki hislerinizi ölçemiyor musunuz, o zaman işte size şaşmaz bir tartı.. Öncelik sırası..
Bakın bakalım, onun hayatındaki öncelikler listesinde kaçıncı sıradasınız .. Ya da o sizin öncelikler sıranızda, kimlerin ve nelerin ardından geliyor?
Berberi ile randevusu var diye, özür diliyorsa, ya da siz, onun buluşma isteğini "Galatasaray'ın maçı var" diye geri çevirebiliyorsanız, bilin ki "Sen benim her şeyimsin" sözü gerçek değildir.
Anlatmak istediğimiz şeyi anlayan, dinleyen kaç kişi oldu bilmem, ama dedim ya, Ortadoğulu kızı merak eden çok oldu.
"Niye evlenmedin onunla Hıncal Ağabey" dedi, bir dost hatta..
Evlenmeyi düşündük.. Hiç unutmam.. ODTÜ kantininde oturuyoruz bir gün..
"Çok çok çocuğumuz olsun" dedi. "On bir tane .."
Futbol takımı kurmak istiyordu herhalde.. Bana "Bana her şeyi yapabilirsin Hıncal" demişti. " Ama bir tek şeyi yapma.. O zaman affedemem.. Beni aldatma.." Ben de şöyle demiştim.. "Benim de hayat boyu affedemeyeceğim bir şey var. Sen de onu yapma sakın.. Gazeteciyim, popüler bir yaşantım var. Etrafımda bir yığın insan görünecektir. Dolayısı ile bir yığın da dedikodu.. Sana söylenenlere inanma.. Bu konuda inanman gereken tek kişi benim. Bana inanmadığını görürsem, her şey biter.."
Korktuğum başıma geldi..
Çok yakınındaki insanlar, kim bilir hangi kompleksle gidip "Hıncal falanca ile geziyor" demişler..
Bana sormadı bile.. Kayboldu ortadan. Ortak arkadaşımızdan öğrendim kayboluş sebebini.. Bana inanmayanı, bırakın inanmayı sorma gereği dahi duymayanı, ben de aramadım açıkçası..
İki ay sonra, sömestrede memleketine gitmiş. Bir telgraf.. "Şu tarihte geliyorum, beni istasyondan al.." Gittim, aldım. Oturduk bir yerde.. Havasına baktım. Hâlâ kendisini aldattığımı düşünüyor, hala şüphe ediyor, ama benden vazgeçemiyor. Bu yüzden affediyor beni.. "Anladım ki, erkekler bazı şeyleri yaparlar, doğal karşılamam gerek" diyor.
Gecenin bir vakti. Yurda bıraktım onu.. Sonra sabaha kadar düşündüm. Şüphe üzerine sevgi, şüphe üzerine aşk, şüphe üzerine ilişki, şüphe üzerine yuva kurulur mu, diye.
Hayatım, bana değil, başkalarına inanan birini ikna etmekle geçecek.
Hayır.. Sevgi çok, ama çok kutsal bir şey. Şüphe ile sevgi bir arada asla gitmez. Giderse şüphe sevgiyi dejenere eder, eninde sonunda..
Sevgiye, ona ve kendime olan saygım, kararımı vermeyi kolaylaştırdı. Başkalarının lafına inanıp, hep benden şüphe edecek biri ile ömür boyu birliktelik olur muydu ki?
Şüphenin incelttiği bağı kopardım.. Aradan yıllar geçti. Evlendiğini duydum. Bir gün Kızılay'da rastlaştık.. Bir bebek arabası itiyordu. Selamlaştık.. "Bak Hıncal, bu bebeğim" dedi. Dünya tatlısı bir bebek gülücükler dağıtıyordu arabada.. Önce bebeğe baktım uzun uzun.. Sonra başımı kaldırdım.. Gözlerinin içine baktım.. Sustuk.. Bakışlarımız konuşurken.. Bana mı öyle geldi bilmem.. Sanki şöyle demek istiyorduk aynı anda birbirimize..
"Bu bebek, bizim bebeğimiz olabilirdi!"
Bu, onu son görüşüm oldu..

Levent Kobaza

#41
ACELE KARAR VERMEYİN
Çin düşünürü Lao Tzu nun çok sevdiği bir öyküdür. Bir köyde ihtiyar bir adam varmış.. Çok fakirmiş ama dillere destan bir beyaz atı yüzünden kral bile onu kıskanırmış.. Kral at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.. ?Bu at, bir at değil benim için.. Bir dost.. İnsan dostunu satar mı dermiş hep..
Bir sabah kalkmışlar ki, at yok.. Köylü ihtiyarın başına toplanmış
-Seni ihtiyar bunak. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi.
Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın demişler.
İhtiyar,
-Karar vermek için acele etmeyin. Sadece At kayıp deyin. Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.
Köylüler ihtiyar adama kahkahalarla gülmüşler. Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş.. Dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler.
?Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için. Şimdi bir at sürün var.
?Karar vermek için gene acele ediyorsunuz. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?
Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama içlerinden
-Bu herif sahiden bunamış. diye geçirmişler.
Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara.
?Bir kez daha haklı çıktın. Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın demişler.
İhtiyar
-Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz. O kadar acele etmeyin.
Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.
Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler.
?Gene haklı olduğun kanıtlandı. Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer.
?Siz erken karar vermeye devam edin. Oysa ne olacağını kimseler bilemez.
Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor. Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatle tamamlarmış:
Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.

n/a

#42
Köy sakinleri yağmur duasına çıkmışlardı. Bütün köy ahalisi toplandı. İçlerinden birinde şemsiye vardı .
Bu inançtır.
 
Babalar bebeklerini havaya hoplatır, çocuklar gülmekten bayılır. Yere düşeceklerini akıllarına bile getirmezler. Çünkü babaları onu tutacaktır.
Bu güvendir.
 
Yatağımıza girerken yarın uyanıp yaşamaya devam edeceğimize dair teminatımız yoktur. Ama yine de ertesi güne dair planlar yaparız.
Bu ümittir.
 
İnancınızı, güveninizi, ümidinizi hiç kaybetmemeniz dileğiyle. . .




Levent Kobaza

#43
Eylüle veda!

Bu kez nasıl da sessiz sedasız çekip gitti eylül!

Hiç gelmemiş, hiç yaşanmamış gibi gitti!

Ne o yazın neşesi tarafından terk edilmişlik duygusunun yol açtığı ince hüzün, ne o sapsarı ışığıyla baştan çıkartıcı öğleden sonralar!

Ne bir hırkayı bir teni sever gibi sevdiren serinlikler ne de balıkçı tezgâhlarındaki bayram havasının coşkusu!

Hiçbiri yoktu!

Hani Edip Cansever?in şu dizeleri vardır; ?Eylülsem, istemeden kırılıyorsam bazen / Dağınık, renksiz bir mozayık gibiysem / Üstelik yalnızsam bir de / Aynalardan duvarlara bir üzünç akıntısı / Bu dünyada çekingen olmak çok iyi bir şeydir baylar? dedirten eylül...

Bu kez yaşanmadan geçti sanki!

Kabul!

Vardır bir hikmeti!

Ama ölmez sağ kalırsam, bir dahaki eylülü iple çekeceğim, eminim.

Levent Kobaza

#44
·   Kadınlar hep ?doğru erkeği bulamamaktan? ya da ?doğru erkeğin kalmadığı? ndan şikâyet eder. Benden söylemesi; bütün erkekler sevilmeden önce ?yanlış? tır. Bazıları sevildikten sonra da öyle kalır.

n/a

#45
Bir gun bir profesor,
masanin uzerinde bir kac kutu oldugu halde
felsefe dersindedir.

Ders basladiginda, hicbir sey soylemeden,
onune buyukce bir mayonez kavanozu alir ve
icersini tenis toplari ile doldurur.

ve ogrencilere kavanozun dolup dolmadigini sorar,

ogrenciler ittifakla kavanozun doldugunu ifade ederler,

Bu sefer profesor onundeki kutulardan
bir tanesinden aldigi cakil taslarini,

calkalayarak kavanoza doker,

boylece cakil taslari kayarak,

tenis toplarinin arasindaki bosluklari doldurur,

Ve ogrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadigini sorar.

Onlar da "evet doldu" derler,

Tekrar profesor masanin uzerindeki
diger kutuyu alir eline ve
icinddeki kumu yavasca kavanoza doker.

Tabiki kumlar da cakil taslarinin arasindaki bosluklari doldurur.

Ve tekrar ogrencilere kavanozun dolup dolmadigini sorar

Ogrenciler de koro halinde "evet " derler,

Bu sefer profesor masanin altinda hazır bekleyen
2 fincan kahveyi alir ve kavanoza bosaltir,

kahve de kumların arasindaki bosluklari doldurur.

Ogrenciler gulerler!!

Profesor ogrencilerin gulusunu destekleyerek "eveeet" diyerek;

"Ben bu kavanozun sizin hayatinizi simgeledigini ifade etmeye calistim" der.

"Soyle ki;

Bu tenis toplari hayatinizdaki onemli seylerdir;
dininiz, ibadetleriniz, aileniz, cocuklariniz, sihhatiniz,
arkadaslariniz ve sizin icin onemli olan seylerdir.

Sayet diger seyleri kaybetseniz de bu *onemli seyler* kalir ve hayatinizi doldurur.

O cakil taslari ise daha az onemli olan diger seylerdir;

isiniz, eviniz, otomabiliniz vs.

Kum ise diger ufak tefek seylerdir.

Sayet kavanoza once kum doldurursaniz. ." diye anlatmaya devam eder,

"cakil taslari ve ozellikle de tenis toplarina (yeterli) yer kalmaz.

Ayni sey hayatiniz icin de gecerlidir.

Vaktinizi ve enerjinizi ufak tefek seylere harcar,
israf ederseniz,
onemli seyler icin vaktiniz kalmayacaktir.

Dikkatinizi mutlulugunuz icin onem arzeden seylere cevirin.

cocuklarinizla oynayin,
sihatinize dikkat edin,
esinizle yemege cikin,
evinizin ihtiyaclarini karsilayin.

Oncelikle teniz toplarini kavanoza yerlestirin,
oncelikleri siralamayi iyi bilin,
gerisi zaten hep kumdur."

Bu arada bir ogrenci parmagini kaldirir ve sorar,

"Peki o 2 fincan kafve nedir?"

Profesor gulerek;

"Bu soruyu sorduguna sevindim,

Hayatiniz ne kadar dolu olursa olsun,
her zaman *dostlariniz ve sevdiklerinizle*
bir fincan kahve icecek kadar vakit ayirin... "

.

Levent Kobaza

#46
Kadınların zekâları kendilerini seven erkeklerden kalma tortulardan oluşur. Tıpkı erkeklerin zevkinde de hayatlarından geçmiş kadınların izinin kalması gibi... Çoğu zaman bir kadının bize çektirdiği dayanılmaz acılar başka bir kadının bizi sevmesine ve bu yüzden mutsuz olmasına yol açar.

ANDRE MAUROIS (İklimler)

babi

#47
ÇATLAK SU TESTiSi

Çin'de bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna asılı testilerle dereden su taşırmış evine..

Bu testilerden birinin yan kısmında çatlak varmış...
Diğeri ise hiç kusursuz ve çatlaksızmış ve her seferinde bu kusursuz testi adamın doldurduğu suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve..

Ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yari dolu olarak varırmış.
Iki sene her gün bu şekilde geçmiş. Adam her iki testiyi suyla doldurmuş ama evine vardığında sadece 1,5 testi su kalırmış...

Tabi ki kusursuz, çatlaksız testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuş ...
Fakat zavallı çatlağı olan kusurlu testi, çok utanıyormuş.    Doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülüyormuş.

Iki yılın sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak testi,  ırmak kenarında adama şöyledemiş:                                                           "Kendimden utanıyorum. şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene kadar akıp gidiyor.." Adam gülümseyerek dönmüş testiye:

" Göremedin mi? yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu.

Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok. Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlağını biliyordum.. Senin tarafına çiçek tohumları ektim.  Ve hergün o yolda ben su taşırken, sen onlarısuladın..   2 senedir o güzel çiçekleri toplayıp, masamı süslüyorum.              Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın olmasaydı, evime böyle güzellik ve zerafet veremeyecektim "  diye cevap vermiş.
............ ..  


HEPiMiZ BiRER ÇATLAK TESTi DEĞiL MiYiZ ?

Her birimizin kendine has kusurları vardır.

Aslında, hepimiz birer çatlak testiyiz.
Fakat sahip olduğumuz bu kusurlar ve çatlaklardır hayatlarımızı ilginç yapan, mükâfatlandıran, renklendiren .
Etrafınızdaki her kişiyi, oldukları gibi kabullenin.
Dışlarındaki kusurları değil, içlerindeki güzellikleri görün.
Kendinizi kandırmayın.
Yıllar önce Dale Carnegie demişti ki:  
"'Herkese portakal gelirken, niye bana ekşi limon geldi?'
diyeceğinize, limonunuzla limonata yaparak,                    
diğerlerinden farklılığı yaşayın."

Hakan Senyıl
Giulietta 1.4 TB
159 1.9 JTD SW
156 2.0 [url="//sw.ss"]SW.SS[/url]
156 1.6 TS

Levent Kobaza

#48
Uzakdoğu?da bir Budist tapınağında geçmiş bir olayı anımsadım. Bu tapınak bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu ve burada geçerli olan incelik,anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti. Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu, kapıda tokmak ya da çan, zil türünden ses çıkaran bir gereç yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı,içerdeki ?bilgelik arayıcısı? kapıda duran yabancıya baktı. Bir selamlaşmadan sonra sözsüz konuşmaları başladı.
Gelen yabancı, tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu.
İçerdeki bir süre kayboldu,sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve kabı yabancıya uzattı. Bu ?Yeni bir aracıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz? demekti.
Yabancı tapınağın bahçesine döndü,aldığı bir gül yaprağını dolu kabın içindeki suyun üzerine bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı.
İçerdeki Budist saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı.
Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardır.
Bu sevgiydi ve sevgiye her zaman yer bulunurdu.
Nicedir hayatımızda sevgiye yer bulamadığımızı düşündüm. Bize sevgiyi anlatan bir olayı haber yapamıyoruz. Bize sevgiyi anlatan bir kişiyi dinlemiyoruz. Bize sevgiyi anlatan bir duyguyu görmüyoruz. Bize sevgiyi anlatan bir yazı yazmıyoruz, böyle bir yazıyı okumuyoruz.
Bir Polanya filminde Nazi dönemi anlatılıyordu.Nazi komutanı güzel bir evi komutanlık merkezi yapmıştı.Evin güzel sahibesi üst kata çıkmıştı ve az görünüyordu.Komutan bu kadına âşık olduğunu anladı ve aralarında şöyle bir konuşma geçti:
- Madam, aşkımız beni zayıf düşürüyor.
- Hayır komutan, sevginiz sizi insan yapıyor.
İnsan ruhu da doğanın bir parçasıdır ve doğa gibi boşluk kabul etmez. İçinde sevgiyi barındıramayan insan nefretle dolar ve insanlıktan uzaklaşır.
Nefret etmeden birine kötülük yapamazsınız.
Nefret etmeden birini öldüremezsiniz.
Nefreti içinde barındırmak isteyen insan önce kendisinden nefret etmek zorundadır.
İçinde nefreti yaşatan insan yüreğindeki sevgiyi kovmuştur. Artık onu bulması çok zordur ve bunun ağır bedelini ödeyecektir.
Sevgisizlik ağır bir yüktür ve insan bundan kurtulmak için çok kötü şeyler yapar.
Acımak sevgi değildir, üstünlüğün kabulüdür.
Hoşgörü sevgi değildir, istemediğine katlanmaktır.
Bağımlılık sevgi değildir,gereksinmenin karşılanmasıdır.
Sevgi, değer vermesini bilmektir.
Sevgi,yaşama hakkını kabul etmektir.
Sevgi, varolmaktan kıvanç duymaktır.
Sevgi, birlikte olmaktan sevinç duymaktır.
Sevgi, eşitliğin duyumsanmasıdır.
Sevgi, bütün yapay ayrımların hayattan çıkarılmasıdır.
Sevgi, bilinçtir.
Sevgi, insan olmaktır.
Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve yerine parayı koyduk.
Para için yaşıyoruz, para için eğitim görüyoruz, para için meslek ediniyoruz, para için çalışıyoruz, para için birbirimizi çiğniyoruz, para için birbirimizi aldatıyoruz, para için savaşıyoruz.
Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve yerine üstün olmayı koyduk.
Üstün olmak için yaşıyoruz, üstün olmak için yarışıyoruz, üstün olmak için kendimizden başkasının aşağı olmasına çalışıyoruz.
Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve nefreti içimize çağırdık.
Birbirimizden nefret ediyoruz nefretle yaşıyoruz, nefretle çalışıyoruz, nefretle dövüşüyoruz, nefretle öldürüyoruz.
Para, üstün olmak ve nefret etmek hayatımızı dolduruyor.
Hayatımız da savaşlarla, dünyayı yağmalamakla, birbirimizi boğazlamakla geçiyor.
Sevginiz olmadıktan sonra daha çok paranız olsa, daha üstün olsanız, daha çok toprağınız, eviniz arabanız, malınız olsa ne olur?
Yaşamınızda Sevgi yoksa hiçbir şeyiniz yok demektir.
Yaşamınız yavan ve anlamsızdır..
Belki de yeniden öğrenmemiz gereken budur.


n/a

#49
Adamın biri hayatın anlamının ne olduğuna takmış kafayı. Bulduğu hiçbir cevap ona yeterli gelmemiş ve başkalarına sormaya karar vermiş. Köy,kasaba,ülke dolaşmış... Tam umudunu yitirmişken bir köyde konuþtuşu insanlar ona:  ''şu karşıki dağları görüyormusun,orada yaşlı bir bilge yaşar istersen ona git belki o sana aradığın  cevabı verebilir."  demişler. Çok zorlu bir yolculuk sonunda Bilgenin yaşadığı eve ulaşmış adam. Kapıdan içeri girmiş ve bilgeye Hayatın anlamının ne olduğunu sormuş. Bilge "sana bunun cevabını söylerim ama önce bir sınavdan geçmen gerekiyor" demiş ... Adam kabul etmiş... Bilge bir çay kaşığını vermiş adamın eline ve içinede silme bir þekilde zeytinyağı doldurmuş. "şimdi çık ve bahçede bir tur at  tekrar buraya gel ... Yalnız dikkat et kaşıktaki zeytinyağı eksilmesin eğer bir damla eksilirse kaybedersin.. " Adam gözü çay kasığında bahçeyi turlayıp gelmiş.  Bilge bakmış "evet" demiş  "kaşıkta yağ eksilmemiş, peki bahçe nasıldı???"  Adam şaşkın. "Ama" demiş  "ben kaşıktan başka bir yere bakmadım ki..." "şimdi tekrar bahçeyi dolaşıyorsun kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip gel" demiş  Bilge...  Adam tekrar bahçeye çıkmış gördüğü güzellikler büyülemiş, muhteşem bir bahçedeymis çünkü ...
Geri  geldiğinde bilge, adama bahçe nasıldı? diye  sormuş...  Adam gördüğü güzellikler karşısında büyülendiðini anlatmış.. Bilge gülümsemiş, "ama kaşıkta hiç yağ kalmamış" demiş ve eklemiş ;  
"Hayat senin bakışınla anlam kazanır; ya sadece bir noktayı görürsün hayatın akıp gider sen farkına varmazsın.. Ya da görebileceğin tüm güzelliklerin tam ortasında hayatı yaşarsın akıp giden zamanın anlam kazanır.    
"HAYATIN ANLAMI SENİN BAKİŞLARINDA GİZLİDİR..."