Haberler:

2005 yılından bu zamana Alfa Romeo ruhuyla yaşayanların arasına hoş geldiniz.
Soru, görüş ve önerileriniz için elektronik posta adresimiz: You are not allowed to view links. Register or Login



SEVMEK VE YAŞAMAK ADINA

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

n/a

#100
sevgiye yorummu olur

Levent Kobaza

#101
quote:

sevgiye yorummu olur


sevgiye yorum olmaz
esasta formülüde olmaz
Ama dikkat ettim
yukarda bizim şair son cümleyi yanlış söylemiş
''Sevdiğin kadar sevilirsin''
Hayır! sen ne kadar çok seversen, karşındaki o kadar çok burnundan getirir

Levent Kobaza

#102
Günün Sözü:
Aşk korkuya peçedir, korku da aşka perde,
Allah'tan nasıl korkmaz, insan Onu sever de...

NECİP FAZIL KISAKÜREK

BOMBA GİBİYİM
Jerry, çevresindekilerin çok sevdiği insanlardan biriydi. Keyfi her zaman yerindeydi. Her zaman söyleyecek olumlu bir şey bulurdu. Hatta bazen etrafındakileri çıldırtırdı bile,
?Bu adam bu halde bile nasıl iyimser olabiliyor?? diye. Birisi nasıl olduğunu sorsa ?Bomba gibiyim.?Diye yanıt verirdi hep. ?Bomba gibiyim??Jerry doğal bir motivasyoncuydu. Yanındaki insanlardan biri o gün, kotu bir gündeyse, Jerry yanına koşar, duruma nasıl olumlu bakılacağını anlatırdı. Bu tarzı fena halde düşündürüyordu beni.
Bir gün Jerry?ye gittim  ?Anlayamıyorum.? Dedim.
?Nasıl oluyor da, her zaman, her koşulda bu kadar olumlu bir insan olabiliyorsun? Nasıl başarıyorsun bunu?
?Her sabah kalktığımda kendi kendime Jerry bugün iki secimin var. Havan ya iyi olacak ya da kotu derim. Her zaman havamın iyi olmasını seçerim. Kotu bir şey olduğunda yine iki secimim var. Kurban olmak ya da ders almak. Ben başıma gelen kötü şeylerden ders almayı seçerim.
Birisi bana bir şeyden şikayete geldiğinde, yine iki secimim var. Şikayetini kabul etmek ya da ona hayatin olumlu yanlarını göstermek. Ben olumlu yanlarını göstermeyi seçerim.
?Yok, yahu? diye dalga geçtim.?Bu kadar kolay yani?
?Evet? Kolay?? dedi Jerry. ?Hayat seçimlerden ibarettir. Her durumda bir secim vardır. Sen her durumda nasıl davranacağını seçersin. Sen insanların senin tavrından nasıl etkileneceklerini seçersin. Sen havanın, tavrının iyi ya da kotu olmasını seçersin. Yani sen hayatini nasıl yasayacağını seçersin.?
Jerry?nin sözleri beni oldukça etkiledi. Onu uzun yıllar görmedim. Ama hayatımdaki talihsiz olaylara dövünmek yerine olumlu secimler yaptığımda hep onu hatırladım. Yıllar sonra Jerry?nin basına çok talihsiz bir olay geldi. Soygun için gelen hırsızlar Jerry?yi delik deşik etmişler. Ameliyatı 18 saat sürmüş, haftalarca yoğun bakımda kalmış. Taburcu edildiğinde kurşunların bazıları hala vücudundaymış.
Ben onu olaydan altı ay sonra gördüm.
?Nasılsın?? diye sorduğumda ?Bomba gibi? dedi.
?Bomba gibi?
?Olay sırasında neler hissettin Jerry?? dedim.
?Yerde yatarken iki secimim var diye düşündüm. Ya yaşamayı seçecektim ya olumu. Ben yaşamayı seçtim.?
?Korkmadın mı? Şuurunu kaybetmedin mi??
?Ambulansla gelen sağlık görevlileri harika insanlardı. Bana hep iyileşeceksin merak etme.? Dediler. Ama acil servisin koridorlarında sedyemi hızla sürerken doktorların ve hemşirelerin yüzündeki ifadeyi görünce ilk defa korktum. Bu gözler bana ?Bu adam ölmüş? diyordu.
?Bir şeyler yapmazsam, biraz sonra olu bir adam ölecektim.?
?Ne yaptın?? diye merakla sordum.
?Kocaman bir hemşire yanıma yaklaştı ve bağırarak her hangi bir şeye ihtiyacım olup olmadığını sordu. ?Evet? diye yanıt verdim.? ?Var? Doktorlar ve hemşireler merakla sustular. Derin bir nefes alarak kendimi topladım ve bağırdım.?Benim kurşunlara alerjim var!..? Doktor ve hemşireler gülmeye başladılar. Tekrar bağırdım. ?Ben yaşamayı seçtim. Beni bir canlı gibi ameliyat edin. Otopsi yapar gibi değil.?
Jerry, sadece doktorların büyük ustalıkları sayesinde değil, kendi olumlu tavrının da büyük katkısı ile yasadı. Yasaması bana yeni bir ders oldu. Hergun hayatimizi dolu dolu yaşamayı seçme şansımız ve hakkimiz olduğunu ondan öğrendim ve herşeyin kendi seçimlerimize bağlı olduğunu. Bu yazıyı okudunuz. Simdi iki seçiminiz var:
 1. Unutup gitmek,
 2. Yazıyı dikkate alıp saklamak, arkadaşlarınıza göndermek.
Francie Baltazar Schartz?ın yazısını okuduktan sonra düşündüm, iki seçimim vardı:
 1. Çöpe atmak,
 2. Birileriyle paylaşmak. Ben seçimimi yaptım. Ya siz??
HER ZAMAN ?BOMBA GiBiYiM? DEMENiZ DiLEĞiYLE



Levent Kobaza

#103
Günün Sözü:
Ey akıl başımı terk et.
Zira aşk geldi.
Gazali

Helikopter 100 yaşında
Fransız bisiklet üreticisi Paul Cornu 13 Kasım 1907'de aracıyla dikey yükselen ilk kişi oldu. Belki aracı çalışmadı ve hiçbir zaman bir helikoptere dönüşemedi, ancak "atlayışı" tarihe geçti.

İlk helikopterler
Cornu, iki tekerlekli aracıyla 0,6 metre yükseldi ve 20 saniye havada kalabildi. Makine, yetersiz kontrolleri ve yetersiz güce sahip motoruyla düzgün bir helikopter olmaktan çok uzaktı.


Levent Kobaza

#104
Günün Sözü:
Hayat nefes almaktan ibaret değildir; nefesini kesen anların toplamından ibarettir...
Anonim


martı
Martılar uçar buralarda
Bir de benim gönlüm
Coşar da bazen gönlüm sığmaz
Yerlere göklere
Bir tarafım deliriverir
Konuşamam...
İşte o anların birinde..
Sahilde attığım her adımda
Rüzgar seni fısıldar kulağıma..
Dilimde senin şarkın
Hüzünlü..

Sen de inersen sahile
Görürsen bir martı
Süzülüp duran gökyüzünde
Belki, benim dostumdur
Göz koymuştur sana,
Selam getirmiştir.
Kıyıya vuran dalganın sesini dinle,
Belki, birşeyler anlatır sana
Burdan esip geçen rüzgar,
Okşar yüzünü..
Saçlarını..
Senin de kulağına bir şarkı mırıldar.

Herkez anlamaz bilesin
Eğer anladıysan hissettinse,
İçini doldurdoysa rüzgarla birlikte
Ilık ılık bir duygu
İşte ondan sevilmişsindir,
Bunca zaman sen.
Onun için gözlerinden öpmüştür,
rüzgar senin
Sırtını sıvazlamıştır.
Dalgalar onun için seslenmiştir,
sana
Senin avuçlarına bırakmıştır,
sevgimi.

peyami safa

Levent Kobaza

#105
Oysa ne çok isterdim hayatında bir su damlası olabilmeyi
Hayatına bir renk bir ahenk katabilmeyi
Seni sen, beni de ben olmayı
Odanda masanın üstünde duran bir demet çicek olmayı
Yada her sabah kalktığında karşına geçtiğin aynan olmayı
Ne güzel olurdu her sabah ilk seni gören ben olmayı
Sabah yatağından kalktığın da giydiklerin pofuduk terliklerin olmayı
Çünkü o minik  ayaklarını ancak ben ısıtabilirdim.
Üzerine aldığın sabahlığın olmayı
Sen kokardın gece beni yalnız bıraktığında bile
Giydiğin,dokunduğun herşeyde bir parçan olmayı
Bir su damlası kadar berrak bir  papatya kadar yalın

benden

n/a

#106
valla sabah sabah alışkanlık yaptı bende levent beyin yazılarını okumak...ağzınıza sağlık

Levent Kobaza

#107
quote:

valla sabah sabah alışkanlık yaptı bende levent beyin yazılarını okumak...ağzınıza sağlık


çok teşekkür ederim
ne mutlu ki koyduğum yada yazdıklarımı benimle paylaşanlara

Levent Kobaza

#108
Günün sözü:
Bazı kişiler uzun evliliğimizin sırlarını sorarlar. Biz haftada iki kez restorana gideriz. Biraz mum ışığı, akşam yemeği, hafif müzik ve dans.. O salı günleri gider, ben cuma.
Henny Youngman


SİZ KİMİN PARAŞÜTÜNÜ HAZIRLIYORSUNUZ?
Charles Plumb Vietnamda savaşmış, ABD Hava Harp Okulu mezunu bir pilottu. 75.inci uçuşunda yerden havaya atilan güdümlü bir füze ile vuruldu. Derhal kendini fırlatıp paraşütle bir ormanın içine düştü. Vietkonglar tarafından yakalandı ve 6 yıl Kuzey Vietnamda esir olarak tutuldu.
Bugün Charles Plumb yaşadığı deneyimlerini ders olarak aktarmaktadır.
Bir gün Charles ve eşi bir restoranda yemek yerlerken bir adam masalarına
yaklaşır ve şaşkınlık içinde çığlık atar:
- Aman Allahım ! sen Plumb?sın. Vietnamda jet pilotuydun, Kitty Hawk havaalanından. Uçagin düşmüştü!
- Evet ama sen nereden biliyorsun bunu ? der eski pilot Plumb
- Biliyorum çünkü uçuş öncesi senin paraşütünü ben hazırlamıştım.
Plumb hayretler içinde kalır. Adam elini Plumbun omuzuna atar:
- Anladığım kadarıyla paraşüt işe yaramış ?
Plumb evet anlamında başını sallar. Eğer işe yaramasaydı şu anda burada değildim?.!
Plumb o gece, restoranda masaya gelen adamı düşünmekten uyuyamaz.
Savaş sırasında çoğu kez gördüğü bu adamla bir kez olsun konuşmadığını düşünür. Çünkü o bir savas pilotu, adam ise paraşüt hazırlayan basit bir askerdir sonuçta. Oysa o asker, uzun tahta bir masada saatlerini vererek, büyük bir özen ve dikkatle katladığı paraşütlerle, her seferinde hiç tanımadığı bir insanın kaderini ellerinde tutuyordu.
Bu olaydan sonra verdiği derslerde Plumb dinleyicilere hep aynı soruyu sormaya başlar.
Paraşütünüzü kim hazırlıyor?
Tüm hayatı boyunca ihiyaç duyduğumuz her şeyi bir başkasının hazirladığı biz modern dünyanın insanlarına sorulabilecek en anlamlı sorulardan biri de bu belki?.
Yaşamaya devam etmemizi sağlayan sayısız paraşütler var hayatımızda.
Her defasında bir başka insanın bizim için hazırladığı, maddi-manevi paraşütler, ussal-duygusal paraşütler?
Sahip olduğunuz en büyük yeteneği kim kazandırdı size veya düşünce yapınızı kim biçimlendirdi?
Kimler size moral verdi zor zamanlarınızda ya da yaşam değerlerinin farkına varmanızı kimler sağladı?
Hayatınız boyunca paraşütünüzü hazırlayanlar kimlerdi?
Peki siz kimlerin paraşütünü hazırlıyosunuz?


Levent Kobaza

#109
madem güne keyif katacak bir konu olabilir diye düşünmüştüm,sayın cevat çapanın şiirini
ozaman bari burda yer alsın.
kendisini süper baba dan tanırsınız

BABAM
Babam iki tek atınca oğlum hadi seni karpuzlara götüreyim derdi..
(karpuzlar Gebze'de oturan kızlardı)
Annem kızarır kızar "Bey çocuk daha küçük" diye çıkışır mutfağa gider ağlardı...
Babam karpuzdan anlardı

Levent Kobaza

#110
Günün Sözü
"Dostlarınızı sevin. Çünkü kusurlarınızı yalnız onlar açıkça söyleyebilir."
Benjamin Franklin (1706-1790/ Yazar, Filozof, Bilim ve Devlet Adamı.)

Rüştü Onur
22 yaşında veremden ölen bir şairimiz
Kendisi öğretmenlik yaparken ,vereme yakalanır ve tedavi için adalardaki senatoryuma yatırılır.
Orda yine kendisi gibi verem hastası olan bir balıkçının kızına aşık olur.
Evlenirler ve ikisi de bir süre sonra veremden ölürler
Allah rahmet eylesin


HULASA

Ben ölsem be anacigim
Nem var ki sana kalacak
Ceketimi kasap alacak,
Pardösömü bakkal
Borcuma mahsuben...
Ya asklarim
Ya siirlerim ne olacak
Ya sen ele güne karsi
Nasil bakacaksin insan yüzüne
Hulasa anacigim
Ne ambarda darim
Ne evde karim var.
Çiplak dogurdun beni
Çiplak gidecegim

       Rüstü Onur
       (1942)

Levent Kobaza

#111
Günün Sözü:
Türk ulusundanım diyen insanlar her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüyle, toplumuyla ilişiğini sav ederse buna inanmak doğru olmaz.

M.K.Atatürk


Üşümeyi özledin mi hiç?
Şöyle battaniyene sımsıkı sarılarak
Sevdiğinin yanına sokulmayı özledin mi hiç?
Ateşin önünde üşüyen ellerini ısıtmaya çalıştın mı hiç?
Yanan odun kokusunu , tüten dumanı kokladın mı hiç?
Eline aldığın sıcak bir bardak çayla ısınacağını zannetin mi hiç?
Bunları yaşamadıysan  hayatında üşümemiş sen hiç

babi

#112
Levent bu topiğe senden alıştık ama bugün ben bir ilave yapmak istedim,güzel bir şiir buldum sizlerle paylaşayım dedim.

Siyah ve Beyaz  


Sevgili Beyaz Adam,

Doğarım, siyahım.
Büyürüm, siyahım.
Güneşlenirim, siyahım.
Üşürüm, siyahım.
Hastalanırım, siyahım.
Ve ölürüm, hâla siyahım...

Ve sen Beyaz Adam,

Doğarsın, pembesin.
Büyürsün, beyazsın.
Güneşlenirsin, kızarırsın.
Üşürsün, morarırsın.
Korkarsın, sararırsın.
Hastalanırsın, yeşilsin.
Ve ölürsün, grisin...

Ve sen Beyaz Adam, hiç utanmadan hâla bana renkli dersin..



NOT : Bir Afrikalı tarafından yazılmıştır.  
Hakan Senyıl
Giulietta 1.4 TB
159 1.9 JTD SW
156 2.0 [url="//sw.ss"]SW.SS[/url]
156 1.6 TS

Levent Kobaza

#113
Hakan bey ne demek
Bu esasta hepimizin topic demiyorum köşesi diyorum.
Şiiriniz çok güzel devamını beklerim.
Esasta adminler sevmek yaşamak adına olan köşeyi sabitlemelrini tavsiye ederim

Levent Kobaza

#114
Bi tane daha benden olsun

Demlenmiş bir fincan çayın kokusu
Burnuma buram buram gelir
Tıpkı hayat gibidir
İlk doğduğunda hissettiğin tat gibidir.
Esasen çay dokunulmamış yüreğe
Sunulan şefkat gibidir  

Levent Kobaza

#115
Günün Sözü :
Geçmişin tehlikesi esir olmaktı, geleceğinki ise robot.
E. Fromm
SEVDİĞİM
Çok eski bir kitap da olsa ?Microsoft Fox Pro 2.6 For Windows ile Programlama?
Kitabının önsözü! Yazarı J.Yorgo Wiestmich,Türkiye?de yasayan bir sair. Yazıyı sevdiği kız için yazmış. Birlikte olamayacakları halde insanların sevebileceklerinin anlatıyor.
Sevdiğim,
Bazen insanlar düşünürler. Hayatin anlamı nedir diye.
Bunu zaman zaman ben de düşünüyorum. Hayatin anlamı nedir diye. En azından seni tanıyıncaya kadar düşünüyordum.
Gerçeklerin acı olduğunu ve bu yüzden biberin gerçek olduğunu anlatan bir espriyi hatırladım. Hâlbuki biliyormuşsun,bütün biberler tatlıdır. Zira hayat sanıldığı kadar acımasız ve acı değil.
Sadece hayattaki tadı alabilmeli, kendi istediğin gibi yasayabilmelisin.
Çevrenin ne diyeceğini umursamadan. Zira sen yasayamadıkların ile beraber olup gittiğinde çevrenin sana bir yardımı olmayacak.
Kendini özgür bırak, ne hissediyorsan onu yap.Çoğu insan gibi, mesela benim gibi,ne yapman gerekiyorsa onu yapma,bırak duygularını perdelemeyi,bırak ırmaklar gibi coşsun.
Bir sevdiğinin elinin tutarken yasadıklarının yanlış olduğunu düşünüp hayıflanma, bırak o sevgi tüm benliğini sarsın. Eğer onun gerçekten aradığın olduğuna inanıyorsan, ona sımsıkı sarıl, onu yasa, onu bırakma.
Günün birinde belki anlarsın ne kadar sevdiğini, ne kadar sevebileceğini, ne kadar sevildiğini, ne kadar ne kadar sevilebileceğini ama is isten geçmiş, sevgilin, seni seven gitmiş, yitmiş olabilir. İste o zaman üzülme vaktidir. Yerli yersiz ağlama vaktidir. İste o zaman çevrene donup, simdi ne yapacağım diye sorma vaktidir. Alacağın cevabi sana söyleyeyim güzelim. Bilmiyorum diyecekler, senin dediğin gibi. Ben biliyorum oysa sen de biliyordun. Hep bildin zaten, ama öyle olmadın.
Ama artik sen de biliyorsun, biliyorsun ki, en azından bir kez gerçekten sevildin. Ve yine biliyorsun ki bu sevgi bitmeyecek. En azından ben bitene kadar.
Yaşa? Doğru bildiğin insanı bul ve onunla yasa, ama bu dostunu sakın unutma? Bilki unutulmayı hiç sevmem. Ve bilki kurallarım vardır, herkes buna uymak zorundadır. Dostlarım benden önce ölemezler. Dostlarım benden çok üzülemezler. Dostlarım benden çok sevemezler. Ve dostlarımı benden çok kimse sevemez. Artık Wiestmich?in dostusun.
Yaşa bu hayatı sevdiğim, limon gibi sömürerek, tüm eksiliğine rağmen tadını alarak yaşa?

Levent Kobaza

#116
Günün Sözü:
İstemek, 'İstiyorum' demek değil, harekete geçmektir.
A.Maurois
BÖYLE BİR SEVMEK (NE KADINLAR SEVDİM)  

Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
Azıcık okşasam sanki çocuktular
Biraksam korkudan gözleri sislenir.

Ne kadınlar gördüm zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir  
Hayır sanmayın ki beni unuttular
Hala arasıra mektupları gelir
Gerçek değildiler birer umuttular
Eski bir şarkı belki bir şiir

Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir  
Yalnızlıklarımda elimden tuttular
Uzak fısıltıları içimi ürpertir
Sanki gökyüzünde bir buluttular
Nereye kayboldular şimdi kimbilir

Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir.  

Levent Kobaza

#117
Günün Sözü
Amacı olmayan insanın, zaman kaybı da olmaz.
Murat Karakuş

?Ben dahil insanların hepsinin sevgi peşinde koşturmasına şaşırmışımdır. Ah, deriz; bir bulsak aşkı, aradığımız sevgiyi... Bütün problemlerimiz çözülür.?

Artık 80?lerine varmış yaşlı adam sözlerinin tam bu noktasında durmuş, ardından şunu eklemişti: ?Bak sana püf noktasını söyleyeyim mi? Çocuklarıma da anlatıyorum bunu: Sevgiyi aramayın! Sevgi aranan çözüm değil, ödüldür! Sevgiyi aradığımızda başarısızlık kaçınılmazdır. Çünkü sevgi lütuftur!?

Levent Kobaza

#118
Günün Sözü
Giden hayatı geri getirebilecek hiçbir şey yoktur.
Jycus

Bitmiş Aşkları Geçmişe Gömmeli / Acar Kıvanç
Hiçbir zaman kolay olmamıştı benim için geçmiş ile yüzleşmek veya geçmişe dair bir şeyi bugünde bulmak. Hele ki geçmişe gömdüğümü sandığım sevgilerin, insanların birden dirilip karşıma çıkması en korktuğum şeylerin başında geliyordu. Ne yazık ki hayat, insanın korktuğu şeylerle yüzleşmesi gereken bir platform olduğunu hiç mi hiç gizlemiyordu bizlerden?
Sanırım dünyada ne kadar sigara varsa hepsini ben içmiş olmalıydım. Beynimin bu derece uyuşmasının, düşüncelerimin bu denli dumanlar ardında kalmasının başka nedeni olmazdı. Aslında hiç sigara içmezdim. Alkol deseniz, eğer benimki içmekse, emin olun dünyanın %99?u sarhoş dolaşıyor şu anda, şu saniyede. Neydi o zaman bu çaresizliğin sebebi diye düşündüm. Aslında benim içimdeki savaşlar hiç de uzun sürmezdi. Hani hep olur ya, mantık ile duyguların savaşları. İşte onlardan bahsediyorum. Genellikle mantık önce bir saldırıya geçer, sonra kısa süreli bir başarıdan sonra çaresizce duygulara yenilirdi. Hep kapıp koy vermeyi, akışına bırakmayı seçmiştim ilişkilerde. Fakat mantık, her kaybettiği savaştan sonra biraz daha güçleniyor, yeni silahlar ile savaşa hazırlanıyor ve her geçen gün biraz daha akıllanıyordu. En önemlisi düşmanı içinden çökertmeyi öğreniyordu. İşte bu yüzden, şu an için içimi yiyordu.
Dostluk içinde, anlayışla koymuştuk noktayı soğuk bir Şubat günü 1998?in ya da noktayı koyduğumuzu sanmıştık. Aradan geçen günler boyunca sevgililer geçmişti ikimizin de hayatından. Sevgililer veya sevgimsi elektriklenmeler. Ara sıra, özel günlerde birbirimizin sesini duymuştuk o kadar. Pekiyi ya o son günlerde artan mesajlar neyin nesiydi öyleyse? İlk günlerin ürkekliğini taşıyan, tedbirli sözcüklere gömülmüş gizli mesajları ancak birbirini çok iyi anlayabilen kişilerin fark edebileceği o mesajlar.. Bilemiyordum. Emin olduğum tek şey, şu anda onunla buluşmak için metroda gitmekte olduğumdu o kadar?
İstiklal caddesinde yürürken cafe?ye giden yolun bu kadar uzun olduğunu düşünmemiştim. Attığım her adımla heyecanım artıyor, kalp çarpıntısının seviyesi yükseliyordu. ?Çok hızlı yürüyorum ya ondandır? diye avutuyordum kendimi. Bu avuntu kapıdan içeri dalarcasına girdiğim zaman son buldu.
Değişmişti. Saçlarını kestirmişti. Gözlüğünü yenilemiş, siyah ağırlıklı giyinmişti. Kısacası büyümüştü. O çocuksu ifadenin yerini olgun bir gülümseme ile kapatmıştı görüşmediğimiz yıllar boyunca. Gözleri hala eskisi gibi umutla parlıyordu. Bu parıltıyı görmek beni ürküttü bir an.
Konuşmaya başladık. Okulunu sordum, bir dersten kalmış yine. O bana işimi sordu iyi olduğunu söyledim. Bir şeyler sipariş ettik yemek için neydi hatırlamıyorum. Konu konuyu açtı.
Eskilere döndük bir süre sonra.
İlk günleri konuştuk.
İlk buluşmayı.
İlk dokunuşları.
Mirey?in arabasındaki ilk öpücüğü.
Sevgilisini sordum. Kaçamak cevaplar verdi.
Benim hayatımda biri olup olmadığını sordu; ?Yok? dedim.
Neden orada olduğumuzu sordum.
Onu en iyi benim anladığımı, bana ihtiyacı olduğunu söyledi.
Geçmişte neye nokta koyduğumuzu sordum.
Noktaları sevmediğini söyledi.
Gözleri.. Hala umutla parlıyordu. Yoğunluk, her geçen dakika biraz daha artıyor, hissedilir bir sessizlik hüküm sürmeye başlıyordu aramızda. Bana ihtiyacı olduğunu söylemişti. Benim onu hiçbir zaman, hiçbir koşulda tek başına bırakmayacağımı, her zaman ona destek olmak için yanında olacağımı biliyordu. Allah kahretsin ki bunu biliyordu. Mantığım kaybetmek üzereydi savaşı. Geri çekilmeyi düşünmeden savaşıyor, sanki ölüm veya kalım arasında ince bir sınırı zorluyordu. Ve mantığın yenilgisi onun elini tutmamla kesinleşti.
Masanın üzerindeki eline yavaşça dokundum ve kavradım.
Bir süre hiçbir şey söylemeden öylece birbirimize baktık.
?Elimi bırak? dedi.
?Sen bırak? dedim. İkimiz de bırakamadık.
?Beni hala seviyor musun?? dedi.
?Hayır? dedim.
Yalan söyledim.
Anladı.
?Sen beni hala seviyor musun?? dedim.
?Hayır? dedi.
Yalan söyledi.
Anladım.
Hiç birbirini seven insanların birbirine yalan söylemesine tanık oldunuz mu? Çok komik bir durumdur. Başlar öne eğilir. Gözler kaçırılır. O kadar abuk kelimelerle kurulur ki cümleler, söylemek çok zorlaşır. İfadeler anlamsızlaşır. İşte böyle bir şey.
Ne o, ne de ben, ?Ne istiyorsun?? diye sormadık.
?Gitmem gerekli? dedi.
?Tamam sen bilirsin? dedim.
Kalktık. Hayatımda ilk defa belki de bir caddenin uzaması, yolun bitmemesi için dua ettim o akşamüstü. Ama gelirken uzadıkça uzayan o yol, dönerken sanki bir metre gibi geldi.
?Kendine iyi bak? dedi.
?Sen de? dedim.
Otobüse bindi. Döndüm. Yürüdüm ve kendimi ilk otobüse attım. Nereye gittiğine bakmadan. Eve vardığımda hemen yattım. Kafamdaki düşünceleri uykuya boğmaktı niyetim. Gecenin bir yarısında derinden gelen bir mesaj melodisi ile uykum bölündü. ?Serdar, yalan söyledim!? yazıyordu.
Anladım. Gözlüklerimi bile bulma ihtiyacı duymadan cevap yazdım; ?Ben de?.
Anladı. Başka bir şey yazmamasından anladığını anladım.
Bitti?

Levent Kobaza

#119
Günün sözü:
Yarın bambaşka bir insan olacağım diyorsan. Niye bugünden başlamıyorsun?..
Epiktetos

mutlu yıllar hadi o zaman...


GEZİNTİ

Gemiler geçer küçük büyük
Sandallar yala yalpa
Hava biraz bozuk
Çığlık çığlığa martılar
Balık derdinde hepsi
Benim ellerim üşümüş
Sıcacık bir bardak çay olsa diyorum.
Alnım buz gibi
Ellerim
Ya yüreğim
Aslında o da böyle olsa buz gibi
Görmese, hissetmese.

Gemiler geçiyor uzaktan
Bilinmeze
Biraz önce yağan yağmurun,
Sus payı, sanki bir gök kuşağı
Sarıyor denizi
Bütün renkler seriliyor önümüze

Bir martı konuyor yanı başıma,
?senin ne işin var burada ?diyorum.
Umursamıyor
Öyle dikmiş gözlerini
İkimiz de alık alık bakıyoruz, denize
Dalgalar ıslatıyor bizi
Ben gülüyorum ama bizim martı
Hoşlanmıyor.
Uçup gidiyor başımın üzerinden
Bembeyaz uzanıp sevesi geliyor insanın
Nerde..
Uçuyor.
Sanki beni de yanına alıyor
Beraber uçuyoruz.
İçimde bir hafiflik
Ama rüzgar rahat bırakmıyor
Huysuzluk onda .
Adeta saçlarım kamçılıyor ,yüzümü
Ah..
Diyorum, kendi kendime
Bırak şu martıyı, yürü yoluna
Son bir kez içime çekiyor denizi
Gözüm arkada düşüyorum yola


Levent Kobaza

#120
Günün Sözü
Bir insanın tek başına mutlu olması utanılacak bir şeydir.
Albert Camus

sadece biraz mutluluk ((:

Mutluluk , beklentilerinizdir.
Beklentilerinin çıtası ne kadar yüksek ne kadar ulaşılmaz olursa mutsuz olmanızda o kadar kolaydır.
Beklentileriniz ne kadar ulaşılabilirse mutlu olmanızda o kadar kolaydır.
Küçük şeylerden zevk alabilmeniz gibi

Mutluluk, kendini birşeylere şartlandırmak değil, anı yaşamaya çalışmaktan aldığınız keyiftir.
Mesela bir yudum çaydan aldığın keyif gibi yada tam tersi yılbaşı eğlenmeye kendini şartlayıp ,gitiğin eğlence mekanından gece çıktığınızda hissettiğiniz tatminsizlik gibi..
Hangisini tercih ederdiniz?

Mutluluk zamanı doya doya ,yavaş yavaş özümseyerek yaşamaktır.
Mutluluk, hayatı hızlı yaşamaya çalışmanız oranında azalacaktır.
Çünkü önünden geçip giden zamanı yaşayamadan geçirmiş olacaksınızdır.
İşte bu yüzden hızlı değil ,doya doya tadını çıkara çıkara ,her anından keyfi ala ala yaşayabilmek sizi mutluluğa ulaştırır.
Bir mecburiyetiniz olmamasına rağmen alışkanlığınız gereği hızlı hızlı biryerlere yetişmek için durmaksızın çaba harcamak yerine , adımlarınızın hızını azaltarak,etrafınızı inceleyerek ,hatta arada  birde durup gökyüzünün engin maviliğine yada tuale fırçayla atıfta bulunulmuş gri bulutları görerek yürümeniz size zamanı verimli kullandığınız hissi verecektir.
Buda sizi mutluluğa götüren yolda  işin %50 hatta bundan fazlası demektir.
Bu örnekleri çoğaltabiliriz.Mesela hızlı hızlı yemek yemek gibi..

Mutluluk , kendini bilmektir.
Çünkü kendini bilen kişi mutlu olabilir.
Geçimini kıt kanaat sağlayan bir insanın  gelirinin çok çok üstünde bir şey alması ,kredi kartına borclanması yada evlenmesi..
Sizce bu insan kendini bilen bir insan olabilir mi?
Peki mutlu olabilir mi?


Esasta mutluluk çokta ulaşılmaz birşey değildir.
Sadece kendinizi bilmeniz,hayata bakmasını bilmeniz,beklentilerinizi olabilir kılmanız ve yavaş yavaş zamanı doya doya geçirmenizle mümkündür.

Mutluluk hakkında yukarda yazılanlar size çok basit gelebilir!
Hatta hadi canım sende de dedirtebilir.
Yada sana kaldı bu iş de diyebilir , sen ne anlarsın mutluluktan diyebilirsiniz!
Çünkü mutluluğu çok uzaklarda aramak , ulaşılmaz görmek bizim doğamızda vardır.
Ve öyle şartlandırılmışızdır.
Zannederiz ki mutluluk çok karmaşık ve ulaşılmazdır.
Oysa mutluluk bir güneş gibi yalın ve önümüzde durup bize göz kırpar.
Tabi görmesini bilene!
Oysa onu farketmeden ne kadar çok önünden geçip gitmişizdir.Başımız önümüzde..
Hayatın çarklarına ceketimizi kaptırıp, bu kısır döngü içinde yoğrulurken,yaşamı karmaşık ,mutluluğu ise ulaşılmaz  olduğunu nasıl da düşünmüşüzdür.

Unutmayın;

Hayatımızın en güzel günü yaşadığımız gündür

n/a

#121
Albert Camus of of of çok büyük yazar.cezyirli İLK ADAM mükemeldir,

Levent Kobaza

#122
Günün sözü
Kitap bir aynadır. Ona bir eşek bakacak olursa karşısında elbette bir evliya görmez. "
George C. Hichtenberg

ÇOK GÜZEL ŞEY

Yaşamak güzel şey doğrusu
üstelik hava da güzelse

hele gücün kuvvetin yerindeyse
elin ekmek tutmuşsa birde

hele tertemizse gönlün
hele kar gibiyse alnın

yani kendinden korkmuyorsan
kimseden korkmuyorsan dünyada

iyi günler bekliyorsan hele
iyi günlere inanıyorsan

üstelik hava da güzelse
Yaşamak güzel şey,

Çok güzel şey doğrusu!


n/a

#123
Gerçekten her şeye rağmen güzel...birde YARATIKLAR olmasa...

n/a

#124
COCUK KALANLAR

- Gel oglum kalk bakalim tahtaya, sana bir sorum var.

- Buyurun, sorun tabii ogretmenim,

- Canlilar kaca ayrilir?

- Dorde ayrilir ogretmenim.. .

- Bana yanlis gibi geldi ama, say bakalim...

- Bitkiler, Hayvanlar, Insanlar, Cocuklar...

- Cocuklarda insan degil mi oglum?    

-Haklisiniz, o zaman canlilar uce ayrilir ogretmenim.. .  

- Peki, simdi yeniden say bakalim....

- Bitkiler, Hayvanlar ve Cocuklar...

- Oglum peki, insanlara ne oldu?

- Dusunebilenleri hep cocuk kaldilar, dusunemeyenleri de zamanla hayvanlastilar ogretmenim