Haberler:

2005 yılından bu zamana Alfa Romeo ruhuyla yaşayanların arasına hoş geldiniz.
Soru, görüş ve önerileriniz için elektronik posta adresimiz: You are not allowed to view links. Register or Login



SEVMEK VE YAŞAMAK ADINA

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Levent Kobaza

Belki seveceksiniz belki de aahh be adam işin gücün yokmu diyeceksiniz!
Bu başlık altında hergün sevmek ve yaşamak adına birşeyler paylaşalım diye bir konu başlığı açtım.
Koyduğum yada koyacağım kimi yazıları önceden okumuşta olabilirsiniz!
Ama olsun
Yine paylaşmaya değer
Sevgiyle kalın

Levent Kobaza

#1
Bir şiir ve bir aşk hikâyesi..
Üniversiteli delikanlı kolejli kıza, bir voleybol maçında rastladı. Okul salonundaydı maç. Tribünsüz, minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece.. O kadar yakındılar..
Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu takımda.. Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun bir zamandan beri maçı değil, o güzel kızı izlediğini..
Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler..
Kız gülümsedi.. Delikanlı, çok popülerdi o yıllar. Kız onu tanımış olmalıydı. Kim bilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı..
Belki de, delikanlı öyle olmasını istediği için, ona öyle gelmişti.
Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlı da yerini değiştirdi, o da karşıya gitti.. Üçüncü sette, tekrar eski yerine döndü.. Kız da gidiş gelişleri fark etmişti galiba.. Bir defa daha gülümsedi. Manidar.. "Anladım" der gibi bir gülümseyişti bu.
Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü.. Pazar günü, sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım, o dünyalar şirini kızı görmek için..
Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu.. Dahası.. Ankara Koleji'nin her dağılış saatinde, okulun civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek için.. Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme, çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı..
Bir defasında, yaptığına sonra kendisi de günlerce güldü.. O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılımı kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı.. Kız bu defa, iyice gülmüştü.. Karşısında, sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce..
Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar. Sonunda bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde, bir şekilde tanışmaları gerekiyordu.. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü.. Kaptan "Tabii" dedi.. "Bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sen de gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de, tanışırsınız.."
"Mutluluk işte bu olmalı" diye düşündü delikanlı.. "Mutluluk işte bu.."
Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı..
Konser günü de hiç ama hiç unutmadı.. O ne heyecandı öyle..
Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı delikanlı.. Kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız, yan yana düştüler.
İnanamıyordu delikanlı.. Onunla nihayet yan yana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce, tanışırken tuttu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı, sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken. O an dünyanın bütün şarkıları, dünyanın en romantik şarkısıydı yao eli tutmak için öylesine büyük bir arzı duyuyordu ki içinde.. Ama uzatamıyordu işte elini.. her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki..
Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı.. Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu.. Kızın omzuna değil.. Koltuğunun üzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Birkaç saç teli, delikanlının elinin üzerine dokundu..
Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç adamın.. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü..
Konserden çıkarken, kız, şakalaştı..
"Sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık nerdeyse.. Yarın Adana'da maçımız var.. Gözlerimiz sizi arayacak.."
Hayır, aramayacaktı.. Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü... Cebinde onu otobüsle Adana'ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardı..
Gece yarısı kalkan otobüse bindi.. Sabah erkenden Adana'ya indi. Maç saatine kadar başıboş dolaştı. Salona erkende girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu..
Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan değildi sebep tabii.. İlk sette kız farkında bile değildi onun.. Nerden olsundu ki.. İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, üçüncü sette kız fark etti delikanlıyı.. Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, biraz da gurur vardı sanki.. Ankara'nın hele Kolej'de çok popüler bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu..
Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garajlara gitti. Tek kelime konuşmadan.. konuşmaya gelmemişti ki.. "Kız keşke orda olsaydın" demişti. O da olmuştu işte.. Hepsi o..
Ona o kadar çok şey söylemek istiyordu ki aslında..
Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış, bir parça dörtlüğe..
Söylemek istediği her şey bu dört satırda vardı sanki..
Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Öğleden sonrayı zor etti, Kolej'in önüne gitmek için.. Kızın karşıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. "Bu sana" diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan.. Kız, Necip Fazıl'ın dört satırını okurken..
"Ne hasta beklerdi sabahı
Ve ne geç ölüyü mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar!.."
Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolej'in önündeydi gene..
Kız karşıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları yoktu. Yalnızdı.. Yaklaştığında işaret etti delikanlıya..
Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa..
Evet, çağırıyordu işte..
Kalbinin duracağını sandı, yaklaşırken..
"Sana bir şeyler söylemek istiyorum" dedi kız.. O da heyecanlıydı, belli. "Bak iyi dinle.. Dünkü satırlar için çok teşekkürler.. Herhalde hissettin, ben de senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var. Ondan da hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha çok hoşlandığıma.. Ve de şu anda, onu terk etmem için bir sebep yok."
"O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka kimse olmazsa, ara beni" dedi, delikanlı.. İkiletmeden..
Ayrıldı kızın yanından.. bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden.. Yıllarca sonra Levent'in söyleyeceği şarkıdaki Sezen'in sözlerini, o, o zamanlar biliyordu sanki. Aşk onurlu olmalıydı..
Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi.. Hastanın sabahı, şeytanın günahı beklediği gibi bekledi.. Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla, bekledi. Bazen öfkeyle bekledi.. Ama bekledi.. Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi.
Bir gün bir şiir antolojisinde şiirin tamamını buldu.. İki dörtlüktü şiir.. İlki kıza verdiği.. Bir ikinci dörtlük daha vardı o kadar..
O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu..
Bekleyiş sürüyor, sürüyordu.. Okullar kapandı, açıldı.. Aylar, aylar geçti.. Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördü..
"Günlerdir seni arıyorum" dedi.. "Günlerdir seni arıyorum.. İşte sana haber.. Artık hayatımda hiç kimse yok!.."
"Yaa" dedi delikanlı.. "Yaa" dedi sadece.. Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu ses çıkmıştı.. "Yaaa!.."
Cebinde artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza..
"Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim ya bir gün" dedi.. "Bu da sonu onun.."
sonra yürüdü gitti, arkasına bakmadan.. Kız ikinci dörtlüğü, oracıkta okurken..
"Geçti, istemem gelmeni
Yokluğunda buldum seni.
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık neye yarar!.."

Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hdüşünüyor.. O uzun, çok uzun bekleyiş mi öldürmüştü aşkını!..
Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı ki, artık yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı.. O sevgilinin kendisi bile.. Hayalindekini canlı tutmak için mi, canlısını silmişti yani?..
Ya da.. Ya da.. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti uğruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp geçmişti, acaba?
Delikanlı bu soruların yanıtını bugün hala bilmiyor..
Bilmediğini de en iyi ben biliyorum.
Çünkü, delikanlı, bendim!.
Hıncal Uluç

Tufan

#2
sağol levent, hikaye güzel de hıncalın her yeri popüler olsa ne olur...

Sportivo

#3
Ne hasta beklerdi sabahı
Ve ne geç ölüyü mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar

Çok felaket bir dörtlük. Tam aşk acısı yaşamalık.
Alfa Romeo 156
35 AU 4494

tughan

#4
off beah ne yazıydı ağlıycaktım hee....
saol paylaşım için be abi..güzeldi...
Tuğhan.
156 Selespeed

AlfistiKerem

#5
Levent Abi çok güzel olmuş.Eline sağlık.Hıncal'da patlatmış yani..

n/a

#6
Hıncal yeterki futbol yazmasın.. severim bu tür yazılarını...

Levent Kobaza

#7
Beğendinize çok sevindim

Levent Kobaza

#8
AŞK VE ZAMAN
Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış: Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil.
Bir gün, adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi, adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar.
Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş. Çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş. Ada neredeyse battığı zaman, Aşk, yardım istemeye karar vermiş.
Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde geçmekteymiş. Aşk, ?Zenginlik, beni de yanına alır mısın?? diye sormuş. Zenginlik, ?Hayır, alamam. Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok.? demiş.
Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir den yardım istemiş. ?Kibir, lütfen bana yardım et!? ?Sana yardım edemem Aşk. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin.? diye cevap vermiş Kibir.
Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk, yardım istemiş: ?Üzüntü, seninle geleyim?? ?Off, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var.?
Mutluluk da Aşkın yanından geçmiş ama o kadar mutluymuş ki, Aşkın çağrısını duymamış.
Aşk, birden bir ses duymuş: ?Gel Aşk! Seni yanıma alacağım?? Bu Aşk tan daha yaşlıca birisiymiş. Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki kendini onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş.
Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşk?a yardım eden, yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk, Bilgi ye sormuş:
?Bana yardım eden kimdi?? ?O, Zamandı? diye cevap vermiş Bilgi. ?Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?? diye sormuş Aşk.
Bilgi gülümsemiş: ?Çünkü sadece Zaman Aşkın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir??

Levent Kobaza

#9
SEVGİ NEDİR ? NERDE BULUNUR? BİLİYORMUYUZ?
Masumi Toyotome diye bir Japon yazmış.
?Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir? diye başlıyor. ?Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz?? diye soruyor. Sonra anlatmaya başlıyor.
?Sevgi üç türlüdür!?
Birincinin adi ?Eğer? türü sevgi!
Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adi takmış yazar. Örnekler veriyor: Eğer iyi olursan baban, annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim. Eğer es olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim. Toyotome ?En çok rastlanan sevgi türü budur? diyor. Bir şarta bağlı sevgi..Karşılık bekleyen sevgi.. ?Sevenin, istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vaat edilen bir sevgi türüdür bu? diyor yazar.. ?Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır.?Yazara göre evliliklerin pek çoğu ?Eğer? türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil, hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları başlıyor. Sevgi giderek nefrete dönüşüyor. En saf olması gereken anne baba sevgisinde bile ?Eğer? türüne rastlanıyor. Yazar bir örnek veriyor. Bir genç Tokyo Üniversitesi giriş sınavlarını kazanarak babasını mutlu etmek için, çok çalışıyor. Okul dışında hazırlama kurslarına da gidiyor. Ama basarîli olamıyor. Babasının yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftalığına Hakone kaplıcalarına gidiyor. Eve döndüğünde babası öfkeyle ?Sınavları kazanamadın. Bir de utanmadan Hakone?ye gittin? diye bağırıyor. Delikanlı ?Ama baba, vaktiyle sen de bir ara kendini iyi hissetmediğinde Hakone kaplıcalarına gittiğini anlatmıştın? diyor. Baba daha çok kızarak, delikanlıyı tokatlıyor. Çocuk da intihar ediyor.?Gazeteler intiharın anlık bir sinir krizi sonucu olduğunu söylediler, yanılıyorlardı? diyor yazar. ?Delikanlı babasının kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bağlı olduğunu anlamıştı! ?İnsanlar ?Eğer? türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler aslında.?Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek, bu genç adamın yaptığı gibi, yasamı sürdürmekle, ondan vazgeçmek arasında bir tercih yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol oynayabilir? diyor, Masumi Toyotome. İlginç değil mi?..
ÇÜNKÜ türü sevgi
Sonra da devam ediyor yazar, çünkü türü sevgi. Toyotome bu tür sevgiyi söyle tarif ediyor:?Bu tür sevgide kişi, bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır.? Örnek mi?..?Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin. (Yakışıklısın!)? ?Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki..? ?Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki..? ?Seni seviyorum. Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerlere götürüyorsun ki.?Yazar, Çünkü türü sevginin, Eğer türü sevgiye tercih edileceğini anlatıyor. Eğer türü sevgi, bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır bir yük haline gelebilir. Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz, hoş bir şeydir, egomuzu okşar. Bu tür, olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama derin düşünürseniz, bu türün, ?Eğer? türünden temelde pek farklı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki, bu tür sevgi de, yükler getirir insana. İnsanlar hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artik ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yasama sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer. Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler. Sınıfın en güzel kızı, yeni gelen kıza içerler. Üstü açık BMW?si ile hava atan delikanlı, Ferrari ile gelene içerler. Evli kadın kocasının genç ve güzel sekreterine içerler.?O zaman bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi?? diye soruyor, Toyotome. ?Çünkü türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz? diyor. Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var. Birincisi. ?Acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz?? korkusu. Tüm insanların iki yani vardır. Biri dışa gösterdikleri. Öteki yalnızca kendilerinin bildiği.. ?İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terk ederlerse? korkusu buradan doğar. İkincisi de. ?Ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa.? endişesidir. Japonya?da bir temizleyicide çalışan dünya güzeli kızın yüzü patlayan kazanla parçalanmış. Yüzü fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişanı bozup onu terk etmiş. Daha acısı. Aynı kentte oturan anne ve babası, hastaneye ziyarete bile gelmemişler, artik çirkin olan kızlarını. Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik temeli üstüne bina edilmiş olduğundan bir günde yok olmuş. Güzellik kalmayınca sevgi de kalmamış. Kız birkaç ay sonra kahrından ölmüş. Japon yazar ?Toplumlardaki sevgilerin çoğu ?Çünkü? türündendir ve bu tür sevgi, kalıcılığı konusunda insani hep kuşkuya düşürür? diyor. Peki, o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne? ?Ve iste sevgilerin en gerçeği yolda!
Üçüncü tür sevgi
Üçüncü tür sevgi benim ?Rağmen? diye adlandırdığım türdür? diyor yazar. Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında birsek beklenmediği için eğer? türü sevgiden farklı bu. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp, böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için ?Çünkü? türü sevgi de değil. Bu üçüncü tür sevgide, insan ?Bir şey olduğu için? değil, Bir şey olmasına rağmen? sevilir. Güzelliğe bakar mısınız? Rağmen sevgi. Esmeralda, Qusimodo?yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına ?rağmen? sever. Asil, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmeralda?ya Çingene olmasına ?rağmen? tapar! ?kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insani olabilir. Bunlara ?rağmen? sevilebilir. Tabii bu sevgiyle karsılaşması şartı ile.?Burada insanin, iyi, çekici ya da zengin konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü geçmişine ?rağmen? olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor. Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor. Japon yazar ?Yüreklerin en çok susadığı sevgi budur? diyor. ?Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, basarî ya da ünden daha önemlidir.? Bunun böyle olduğundan nasıl emin? Hakli olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor. ?Su soruma cevap verin? diyor. ?Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile, zenginlik, basarî ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz? Kendi kendinize ?Yasamamın ne yararı var? diye sormaz mıydınız?? Devam ediyor Toyotome. ?Su anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün. Dünya birden bire basınızın üstüne çökmez miydi? O an yasam size anlamsız gelmez miydi?? ?Diyelim sıradan bir yaşamınız var. Günlük yaşıyorsunuz. Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa, kalan hayatınızı nasıl yasardınız?? diye soruyor ve yanıtlıyor: ?Böyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da iyice dağıtıp yasayan ölü haline geliyorlar.? Toyotome, hem de nasıl iddialı savunuyor ?Rağmen? sevgiyi. ?Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni ?Rağmen? türü sevgiyi şu anda yasamanız ya da Birgen bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır.?Son sözlerinde biraz umutsuz, Toyotome. ?Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var. Kimsede başkasına verecek fazlası yok? diye açıklıyor. Anlatıyor. ?Yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama o da ayni şeyi başkasından beklemektedir.? Peki, bu dünyada sevgi ne kadar var? Yazara göre, açlığımızı biraz bastıracak kadar. Ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi. Bu minnacık tadım, bizi daha müthiş bir sevgi açlığına tahrik ve tevsik ediyor. Bu minnacık tadım sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor. Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz. Hani nerede? Hepsi o. Ve asıl çarpıcı cümle en sonda. ?Dünyadaki en büyük kıtlık, ?rağmen? türü sevginin yeterince olmayışıdır!?

Levent Kobaza

#10
Sevgi nedir nerde bulunur biliyormuyuz?
Gerçekten de sevgimiz neye göre şartlandırılıyor
Sevgilimiz  bizi gerçekten seviyor mu?
yada neyimiz için seviyor?
Hadi bakalım oturup sizde kendi kendinizle muhakemenizi yapın!

babi

#11
Levent bey ilk yazının devamıda benden

TELEFONUM ÇALDI DÜN SABAH..

Telefonum çaldı, dün sabah.. Nerdeyse yaklaşan yarım asrın ardından.. 1960'tan bu yana ne görmüştüm, ne duymuştum .. Evlenip yurtdışına yerleştiğine dair bir haber almıştım, hepsi o..
Tam 45 yıl sonra arıyordu işte, gazetenin üzerinde yazılı telefonumdan..
Tüm canlılığı ile sesi kulağımdaydı gene.. Hiç yaşlanmamıştı, hâlâ cıvıl cıvıldı.. Hâlâ o Kolejli kız sesiydi, kulağıma gelen..
Oydu..
Voleybolcu..
Hani..
"Ne hasta beklerdi sabahı
Ve ne taze ölüyü mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar"
Vardı ya.. İşte o..
Bunca yıl sonra niye aradığını sormadım.. Gazeteyi okumuş, ya da Yaşamdan Dakikalar'da izlemiş olmalıydı..
İnanılmaz bir konuşma oldu..
Olup bitenlerden, yazıp anlattıklarımdan tek kelime laf etmeden.. Tek kelime sitemleşmeden..
Hani dün birlikte yemek yemiş ayrılmışız da, bu sabah telefon ediyor gibi.. Aradaki 45 yılı silerek, yok sayarak, dünün ardından bugün gibi konuştuk..
Okurlarımın pek çoğundan email almıştım.. "Peki hikâyenin sonu ne oldu" diye.. Yazmadım.. Bilmiyordum ki..
Sordum, anlattı..
Vedalaşmamızdan birkaç ay sonra Kolej'i bitirmiş.. Birkaç ay sonra da, yakın bir kız arkadaşının ağabeyi ile hızlı bir tanışma sonunda evlenmiş.. Delikanlı doktor.. Yurtdışında çok cazip bir iş bulmuş.. Hemen Avrupa'ya taşınmışlar.. Gidiş o gidiş..
39 yaşında bir oğlu var. 30 yaşında da bir kızı.. Yani, aile de hemen genişlemiş..
Yedi yıl önce boşanmışlar.. Çocukları da yuvadan ayrılmış.. Yalnız.. Dönmeyi düşünmemiş.. Artık yeni ülkesine iyice yerleşmiş, alışmış, düzenini öyle kurmuş ya.. Kalmış orada..
Ara sıra tatile geliyor.. muş.. Burada bıraktığı ailesini görmeye..
"Seni dün aradım, bulamadım.. İstanbul'daydım.. Buluşup bir kahve içmek istedim.. Yoktun. Ulaşamadım" dedi.. "Şimdi Ankara'daydım, burdan da dönüyorum artık.. İnşallah bir dahaki sefere.."
"Bakarsın benim de oralara yolum düşer, belki de ben gelirim" dedim.. "Telefonun kayıtlı nasılsa.."
"Harika olur" dedi.. "Seni gezdiririm.."
Kapattık.. İçim bir hoş.. Anlatılmaz bir hoşluk.. Şaşkınlık.. Karmakarışık duygular.. Tam o sırada Yasemin daldı odama.. "Kimi bağladığını biliyor musun" dedim.. Adını söyledi.. "Tamam da" dedim, "Kim o peki?.."
Merakla baktı gözlerime..
"Voleybolcu" dedim..
Bayılıyordu!..
Hakan Senyıl
Giulietta 1.4 TB
159 1.9 JTD SW
156 2.0 [url="//sw.ss"]SW.SS[/url]
156 1.6 TS

babi

#12
Levent bey sevgi nedir.yazınızı GERÇEK SEVGİ olarak haziran ayında ben topic yapmıştım ama birdaha zevkle okuyup hangi tür sevgiyi insanoğlu olarak seçtiğimizi tekrar  analiz etmeğe başladım.çok teşekkürler.

Edited by - babi on 11/09/2007  16:18:24
Hakan Senyıl
Giulietta 1.4 TB
159 1.9 JTD SW
156 2.0 [url="//sw.ss"]SW.SS[/url]
156 1.6 TS

Levent Kobaza

#13
Hakan bey ilginize çok teşekkür ederim
Bu tür nice yazı ve hikayeleri paylaşacağız.
Herkesin okuduğu böyle yazılar ve hikayeler varsa paylaşmalıyız diye düşünüyorum
En azında hayatımıza farklı açılardan bakmamızı sağlayacağını
Oturup kendimizi ve hayatımızı birkere daha gözden geçireceğimizi düşünüyorum.

n/a

#14
Ellerine sağlık Leventcigim...

Her geçen gün , manevi değerlerin biraz daha fazla yitirildiği dünyamıza farklı bir pencere açtın...




Levent Kobaza

#15
quote:

Ellerine sağlık Leventcigim...

Her geçen gün , manevi değerlerin biraz daha fazla yitirildiği dünyamıza farklı bir pencere açtın...

Ben teşekkür ederim  Mehmet abi
Ne mutlu ki böyle düşünmenize vesile olabiliyoruz




Levent Kobaza

#16
Dünyanın Yedi Harikası

Bir grup öğrenciden Günümüz Dünyanın Yedi Harikası'nın neler olduğunu
düşündüklerine dair bir liste yapmaları istenir. Aralarında
anlaşmazlıklar
çıkmasına rağmen aşağıdakiler en fazla oyu alanlardır:

1)- Mısır'ın Büyük Piramitleri
2)- Tac Mahal (Taj Mahal)
3)- Büyük Kanyon (Grand Canyon)
4)- Panama Kanalı
5)- Empire State Binası
6)- St. Peter Bazilikası (St. Peter's Basilica)
7)- Çin Seddi (China's Great Wall)

Öğretmen oyları toplarken, sessizce duran bir kız öğrencisinin henüz
kağıdını vermemiş olduğunu farkeder. Sonra öğrencisine kendi
hazırladığı
liste ile ilgili bir problem olup olmadığını sorar. Kız öğrenci ise

"Evet, biraz. O kadar çok şey var ki, bir türlü karar veremiyorum" der.

Öğretmen de öğrencisine

"Peki, söyle bakalım senin listende neler var, belki biz sana yardımcı
olabiliriz" der.

Kız öğrenci önce duraksar ve sonra okumaya başlar:

"Bence Dünyanın Yedi Harikası :

1)- görmek
2)- duymak
3)- dokunmak
4)- tatmak
5)- hissetmek
6)- gülmek
7)- ve sevmek...

Odada sinek uçsa sesi duyulacak şekilde bir sessizlik oldu. Basit,
sıradan
ve normal olarak düşündüğümüz ve gözden kaçırdığımız şeyler gerçekte
ne
kadar da mükemmeldirler.

Samimi bir hatırlatma: Hayattaki en değerli şeyler satın
alınamayanlardır.



Levent Kobaza

#17
KAHVE TANELERİ
Bir baba evlenmek üzere olan oğluna tavsiyelerde bulunuyormuş.
?Son tavsiyemi mutfakta anlatmak istiyorum? demiş.
Mutfağı ve yemek yapmayı bilmeyen delikanlı ?Olur? demiş çekine çekine.
Baba, ocağa aynı büyüklükte üç kap koymuş, hepsini suyla doldurup üçünün de altını yakmış.
?Şimdi, istediğim her şeyden iki tane vereceksin bana? demiş oğluna.
Sırasıyla havuç, yumurta ve kavrulmamış kahve çekirdeği istemiş?Oğlu hepsinden ikişer tane vermiş babasına.
Adam iki havucu birinci kaba, iki yumurtayı ikinci kaba ve iki kavrulmuş kahve çekirdeğini üçüncü kaba koymuş.
Her üçünü de yirmi dakika süreyle kaynatmış.Daha sonra kapları indirip yemek masasına buyur etmiş oğlunu.
Yemek masasında üç tabak duruyormuş. Kaplarda kaynayan havuçları, yumurtaları ve kahve çekirdeklerini büyük bir özenle tabaklara yerleştirmiş.
Sonra oğluna dönüp sormuş: ?Ne görüyorsun?? Oğlu düşünürken açıklamaya başlamış,
?Havuçlar haşlandıkça aslını kaybedip yumuşamış.Yumurtalar görünüşte baştaki gibi sert duruyorlar ama içleri katılaşmış.Kahve taneleri ise olduğu gibi duruyor, başta neyseler sonunda da öyleler??
Sonra asıl tavsiyesine sıra gelmiş:
?Evlilikte aşk ve şefkat birlikte olmalıdır.
Aşksız bir evlilikte her iki eş de şu gördüğün havuçlar gibi birbirlerini tüketirler, eskitirler, pörsütürler.
Şevkatsiz bir evlilikte ise eşler birbirlerine ne kadar tahammül etseler de, şu gördüğün yumurtalar gibi içten içe katılaşırlar, birbirlerinden uzaklaşırlar.
Aşkın ve şefkatin de olduğu bir evlilikte ise, şartlar ne olursa olsun, Eşler tıpkı şu kahve taneleri gibi, birbirlerinin yanında kalırlar, kendi kişiliklerini yitirmezler.Kahve tanelerinin tekrar kaynatılmaya hazır olmaları gibi, onlar da birbirleriyle baş başa uzun yıllar geçirmeye isteklidirler
Oğlu aldığı bu dersten tatmin olmuşa benziyordu.
?Asıl ders bu değil! ? dedi baba.
Oğlunun elinden tuttu, ocağın üzerinde bıraktığı kapların içinde kalan suları gösterdi.
?Havuçlardan ve yumurtalardan arta kalan suya bak?İkisinde de bir tat yok.?
Kahve çekirdeklerini çıkardığı kaptaki suyu yavaşça bir fincana boşalttı.
Mis gibi taze kahve kokuyordu.
Fincanı oğluna uzattı.?İçmek istersin herhalde ? dedi. Oğlu kahvesini yudumlarken konuşmasını sürdürdü.
?Kahve çekirdekleri gibi birbirlerini tüketmeyen eşlerin paylaştığı yuva da işte böyle olur, Mis gibi temiz ve huzur verici. Başka herkesin fincanına koyup yudumlacağı taze kahve gibi?.
Çünkü onlar birbirlerini harcamayarak, birbirlerine aşkla ve şefkatle davranarak hayata kendi tatlarını, kokularını ve renklerini katmayı
başarırlar.?
Kahve taneleri gibi olabileceğiniz bir yaşam geçirmeniz dileğimle

Levent Kobaza

#18
Hatırla!..
Bazı günler olur,
Dünyanın en önemlisi
Zannedersin kendini

Bazı günler olur
Benliğin, bencilliğin
Çiçek açar.

Bazı günler olur
Varsayarsın,
En büyük sensin,
Sen olmasan dünya
Dönmez,

Ve senden doğan boşluğu
Kimseler dolduramaz!.

Talimatım, tavsiyem
Şudur sana
O zaman
Ruhunu mütavazi kılar

Bir kova al
Ve içine su doldur
Elini daldır kovaya
Bileğine kadar
Ve çek çıkar bileğini oradan
Geride kalan boşluğa bak

Kalan boşluk
Ne kadar özlendiğinin
Ne kadar arandığının
Ölçeğidir.

Suya daldırırken elini
Çalkala,
Gönlünce su sıçrat etrafa
Ama dur, durala, bekle biraz
Birkaç saniyede görürsün
Aynı suyun
Senden önceki hali neyse
Yine o haline döndüğünü.

Zarif bir örnek verdim size
O kıssanın hissesi basittir.
Ne yapabileceksin
Yapabileceğinin en iyisini yap!
Yaptığınla gurur duy!
Ama, sakın unutma!
Tek değilsin ölümlü dünyada
Sen gidersen
Yerine gelecek elbette bulunur

n/a

#19
24 Ağustos 2007 gecesi , canım kızımın uykusu kaçmış...

ve saat 03.45 de şu satırları yazmış...

07.10.97 doğumlu....


Sevgi herşeydir....
Sevgi bilen, mutlu bir hayatın kapısını açar.,
Sevgi herşeydir, insanı mutlu eder...Sevindirir,
Sevgi, kişiyi iyi duygu ve geleceğe taşır...
Kötülükden arındırır insanı....
Kişiyimutlu eder..Hayata daha iyi yönden,
Bakmasını sağlar...
Sevgi olmasa ne olurdu?
Anneler anneliğini, Babalar babalığını bilmez,
Çocuğunu,yakınını arkadaşını sevmez idi...
Sevgi olmazsa yaşam imkansızlaşır,
Arkadaş, akraba, eş ve çocuk,
Yaşam için hiçbiranlam ifade etmezdi....
Yaşam sevgi demektir....
Sevgisiz yaşam olmaz.....
Sevgi herşeydir....




Levent Kobaza

#20
BABALAR VE KIZLARI
0 yaşında
Baba: Ne kadar da güzel. Şimdi bu küçücük şey benim kızım mı? Gözleri de bana ne kadar çok benziyor.
Kızı: Bu gözlerini benden hiç ayırmayan adam babam olsa gerek.
5 yaşında
Baba: Prensesim benim, güzel kızım.
Söyle bakalım baban sana ne alsın?
Kızı: En çok babamı seviyorum.
Babam, niye annemle uyuyor? Hep benimle uyusun, başkasını sevmesin.
10 yaşında
Baba: Gittikçe yaramaz oluyor, kime çekti bu kız?
Kızı: Ben babama aşığım. Büyüyünce babam gibi erkekle evleneceğim.
Babam bu ay harçlığımı arttırır mı?
15 yaşında
Baba: Ne kadar da çabuk büyüdü. Eve de gittikçe geç kalmaya başladı, bu gidişle başına kötü
bir şey gelecek. Sanırım daha sert konuşmalıyım.
Kızı: Babam yüzünden arkadaşlarımla istediğim kadar vakit geçiremiyorum. Bana baskı uygulamasından nefret ediyorum. Ne zaman özgür olacağım?
20 yaşında
Baba: Artık sözümü dinlemiyor. Benden giderek uzaklaşıyor. Kendi parasını da kazanmaya
başladı ya, bana ihtiyacı kalmadı tabii. Uzun zamandır tatlı bir iki laf geçmedi aramızda zaten. Evi de sürekli erkekler arıyor. Galiba kızım elden gidiyor.
Kızı: Her dediğime alınıyor, beni bir türlü anlamıyor.
Hele geçen gün giydiğim mini eteğe karışmasına ne demeli? Evden ayrılıp, kendi hayatımı kurmalıyım. Çocuk muamelesi görmekten bıktım artık!
25 yaşında
Baba: Bir gün bunun olacağını biliyordum.
İşte evleniyor. Zaten aramız eskisi gibi değildi.
Şimdi bir de kocası var. Prensesim beni terk ediyor.
Kızı: Böyle bir günde bile o mutsuz ifadeyi takınmasının ne lüzumu var ki? Biliyorum, onu bir türlü içine sindiremedi. Bu yüzden yapıyor.
Kendi hayalindeki damat değil ya! Sanki birlikte yaşayacak olan o.
30 yaşında
Baba: Çok az görüşüyoruz. Daha sık bir araya gelsek ne iyi olur. Hem torunlarımı da özlüyorum. Kendi arkadaş çevrelerinden fırsat bulup da bize gelemiyorlar ki?
Kızı: Babamları da çok ihmal ediyorum galiba.
Yine telefonda çok üzgün geldi sesi.
Hafta sonu onlara süpriz yapmak en iyisi.
40 yaşında
Baba: Kızım, benim entelektüel düzeyimi yeterli bulmuyor. Ona göre çağın gerisinde
düşünüyormuşum. Oysa küçükken derslerine hep ben yardım ederdim. Anlayamadığı
bütün problemleri bana sorardı.
Şimdi beni beğenmiyor. Bir daha onunla asla politik tartışmalara girmeyeceğim.
Kızı: Babam giderek daha da çocuk gibi davranıyor.
Sürekli bir şeylerden yakınıyor. Gerçi son zamanlarda sağlığı da iyi değil ama.
Ya ona bir şey olursa? Zaten hiçbir zaman dilediği gibi bir evlat da olamadım.
45 yaşında
Baba: Kızımın mutlu bir yuvası olması ne güzel.
Gözüm arkada gitmeyeceğim. Her şeyi kendi başardı. Onunla gurur duyuyorum.
Kızı: Babam için çok endişeleniyorum. Onu kaybetmeye hazır değilim. İlaçlarını da hep
ihmal ediyor zaten. Allah?ım onu benden alma!
50 yaşında
Baba: Dünyada mutlu kal kızım!
Kızı: Seni çok özleyeceğim ve arayacağım babacığım.
Şimdi ben kime danışacağım, kim yardım edecek bana? Ne olur gittiğin yerde çok mutlu ol.
Ve hep yanımda olduğunu hissettir, ne bileyim ben, arada sırada işaretler yolla mesela.
Ah babacığım! Sensiz nasıl yaşayacağım?
55 yaşında
Kadın: Sen gideli, seni daha iyi anlıyorum babacığım.
Keşke seni hiç üzmeseydim demeyeceğim, çünkü ?keşkeklerin hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini biliyorum.
Yine de beni duyuyorsan, lütfen seni üzdüğüm her gün için çok ama çok pişman olduğumu bil olur mu?
Binlerce gözüyle, boşluktaki adam uzanır, düşsel bir incelikten onu kendi gecesine alır?

Levent Kobaza

#21
Ortaköy?de oturuyoruz bir arkadaşımla?
?Anlayamıyorum, Hıncal? dedi..? Anlayamıyorum, beni gerçekten sevip sevmediğini.
?Yüzüne baktım. Anlattı?
?Bir aradayken öyle iyiyiz ki. Öyle yakın, öyle candan, öyle sevgi dolu ki bana karşı? Sokuluşu, dokunuşu, bakışı? Hani vücut dili diye bir şey varsa, bu kız her hali ile beni sevdiğini haykırıyor adeta? Zaten, diliyle de söylüyor, sık sık çok sevdiğini??
?Sorun ne öyleyse? der gibi baktım, bir daha gözlerinin ta içine?
?Sorun var mı, onu da bilmiyorum ya? İçimden bir ses, bu işte bir eksiklik olduğunu söylüyor bana hep? Geçen gün birden ne fark ettim bilir misin? ?
Sustu bir an? Söyleyip söylememekte terettüd etti. Ama söyledi sonunda?
?Geçen gün düşünürken, birden farkına vardım ki, buluşmak için bütün teşebbüsler benden geliyor. Ben arayıp bir yere davet etmesem, günlerce birbirimizi görmüyoruz. Beni görmek, benimle buluşmak için ondan hiç çaba yok.?
Söylemekte tereddüt ettiği şey işin en can alıcı noktasıydı oysa?
?Seviyor mu, sevmiyor mu?? diye papatya falı bakmayı bir yana bırakırsanız, sorunun çözümünü en gerçekçi verecek formüldü bu.
Sevginin bir tek amacı vardır. Birlikte olmak?
Birlikte gidilen yerlerin, birlikte yapılan şeylerin hepsi araçtır?
Gerçek sevginin en sağlıklı, en doğru ölçeğidir bu? Bir arada olma isteği?
Nerede, nasıl olduğu, hiç önemli olmaksızın.
Dostuma, yıllar önce aniden biten bir ilişkimi anlattım.
 Sinemaya gidelim demiştim, üniversite yıllarında büyük aşkıma?
 O da beni seviyordu ya?
 Yani ikimizde öyle sanıyorduk?
 Filmi sordu?
 Söyledim?
 Beğenmedi?
 Benimle buluşmaktan vazgeçti, filmi beğenmediği için?
O zaman anladım ki, sevdiği şey ben değilim? Benim ona sunduklarım?
Benimle buluşmasını istiyorsam, onun hoşuna gidecek bir şey bulmak zorundaydım, her defasında.
Ben amaç değil, araçtım. Amaç, benim sunduklarımdı. Hayır, bunun adı sevgi değildi?
Benim için zor bir karardı, ama verdim ve bitirdim. ?Her şey çok iyi gidiyordu, ne yaptım da onu kırdım, suçum ne bir bilsem,? demiş ortak dostlarımıza. Anlatmadım bile. Anlatsam da anlayamazdı, biliyordum. Kaç yıl geçti aradan. İddia ederim, hala anlamış değildir niye bittiğini.
Aslında, ?Bitti? yanlış bir deyiş?
Hiç başlamamış ki meğer? Öyle sanmışız?
Gerçek sevginin tek ölçeğidir bu, bir arada olma isteği?
Seven, gerçekten, yürekten seven, bir arada olabilmek için mucizeler yaratır. Bütün öncelikleri sevgilisine tanır?
Sizi gerçekten seviyor mu? Ya da siz onu gerçekten seviyor musunuz?
Kendi duygularınızdan emin değilseniz ya da onun duygularından şüphedeyseniz?
Dikkatle bakın? Dikkatle izleyin? Dikkatle gözleyin?
Onunla buluşmak, onunla bir arada olmak için neler yaptığınıza, yapabildiğinize bakın?
Onun sizinle bir arada olmak için gösterdiği çabaları değerlendirin.
Hıncal Uluç

Levent Kobaza

#22
ADAM VE ARKADAŞI
Adam ve hayattaki tek arkadaşı olan köpeği bir kazada birlikte ölmüşlerdi..
Gökyüzüne çıktıktan sonra bembeyaz bulutların arasında dolaşmaya başladılar.. adam çok susamıştı..  biraz su bulabilmek ümidiyle yürümeye devam ederken, birden kendilerini muhteşem bir manzaranın karşısında buldular..
Rengarenk çiçeklerle süslü bir bahçe, altından yapılmış bir bahçe kapısı, ve onları karşılayan beyazlar içinde bir kadın..
Adam köpeğiyle birlikte kadına yaklaştı ve sordu:
?Affedersiniz?  Burası neresi??
Kadın ona gülümsedi: ?Burası Cennet, efendim? Adam bunun üzerine sevinçle
?Harika?!!!? dedi ?Peki bana biraz su verebilir misiniz, gerçekten çok susadım??.
Kadın cevap verdi: ?Tabi efendim, içeri girin?  içerde dilediğiniz kadar su bulabilirsiniz.? Böylece adam köpeğine dönmüş, ?Hadi oğlum içeri giriyoruz? diyerek kapıya yürüdü, ama kadın onu birden durdurdu:
?Üzgünüm efendim, köpeğiniz sizinle gelemez, hayvanları içeri almıyoruz??
Bunun üzerine adam bir an durdu..  duşundu.. ve geri donup köpeğiyle birlikte geldikleri yolun tam ters yönünde yürümeye koyuldular?.  Bir sure geçtikten sonra kendilerini bu kez tozlu çamurlu bir yolda buldular ve yolun sonunda karşılarına çiftlik girişini andıran bir kapıyla yırtık pırtık elbiseli bir dede çıktı?  Adam sordu:
?Affedersiniz,  bana biraz su verebilir misiniz??
Dede ?İçeri gel? dedi..  ?kapıdan girdikten sonra sağ tarafta bir çeşme var??
Adam sordu: ?Peki arkadaşım da benimle gelip oradan içebilir mi?? Dede ?
Tabii??dedi..  ?Çeşmenin yanında köpeğinin de su içebileceği bir kase bulacaksın??
Bunun üzerine adam kapıdan girdi?  biraz yürüdükten sonra sağ tarafta çeşmeyi buldu. Adam çeşmeden köpek de oracıktaki kaseden doya doya içerek susuzluklarını giderdiler?.  derken adam geri giderek girişte bekleyen dedeye sordu: ?Su için çok teşekkür ederim?  peki
burası neresi?? Dede ?Burası Cennet? dedi..  bunu duyan adam şaşırdı:
?Ama nasıl olur?  Az önce burası gibi kırık dökük olmayan muhteşem bir yere gittik ve orasının da Cennet olduğunu söylediler?? Dede ?şu rengarenk çiçeklerle süslü altın kapılı yer mi??dedi?  ?ama orası Cehennem..? Adam iyice şaşırmıştı: ?Peki ama orası sizin adınızı
kullanarak insanları kandırıyor diye hiç kızmıyor musunuz..??? Dede gülümsedi: ?Kızmıyoruz?..  Çünkü onlar kendi çıkarı için en iyi arkadaşını yarı yolda bırakanları Cennetten uzak tutuyorlar?

Levent Kobaza

#23
BİR KADIN
Bir kadın, çocuktur aslında. Çocuk gibi davranmayı sever. Erkeğin kendisine bir çocuğa gösterdiği şefkati göstermesini ister. Bir çocuğu okşar gibi incitmekten korkarak okşamalıdır erkek kadını. Ama hiçbir kadın çocuk muamelesi görmek istemez. Söylediği şeyler çocukça da olsa dinlenilmesini, dikkate alınmasını ister. Yani bir kadının çocukluk yapmasına izin vereceksiniz ama asla onu bir çocuk olarak görmeyeceksiniz.
Bir kadın güçlüdür aslında. Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür. Ama bu gücünü her zaman ortaya koymasını sevmez. İster ki, erkek göstersin gücünü. İster ki erkeğin gücü kendisine huzur versin. Kendi kendine yapabileceği şeyleri bile erkeğin yapmasını bekler. Böylece hem daha kadın olduğunu hissedecektir hem de erkeğinin ne kadar güçlü olduğunu görecektir. Ancak kadın gücünü göstermek istediğinde onu engelleyemezsiniz. Yapmak istediği bir şey varsa mutlaka yapar.
Bir kadın sevgidir aslında. İçinde her zaman sevgiyi taşır. Sevdiklerinden kolay kolay ayrılamaz. Sevdiklerini kolay kolay kıramaz. Zor sever ama tam sever. Bir kadının tam anlamıyla sevebilmesi için yüreğinin kabul ettiğini, beyninin de kabul etmesi gerekir. Ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız. Belki kolayca yüreğine girebilirsiniz. Ancak beyninde yer etmemişseniz her an terk edilebilirsiniz. Sevmediği halde terk etmeyen kadınlar da var elbette. Bunun nedeni ise engelleyemedikleri ?acımak? duygusudur.
Bir kadın yalnızdır aslında. Hiçbir zaman kadını bütünüyle elde edemezsiniz. Kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep yalnızdır. O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez. Hiçbir anahtar o dünyanın kapısını açmaz. Yalnızlık onun sığınağıdır. O sığınağa ne zaman gireceğine, ne kadar kalacağına hep kendisi karar verir. Sığınaktayken oradan çıkmaya zorlarsanız onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz.
Bir kadın çılgındır aslında. Neler yapabileceğini erkek aklı hayal bile edemez. Yaratıcılığının sınırı yoktur. Ama bunu ortaya çıkartmak için hayatının erkeğini bekler. Hoyratça harcamaz yaratıcılığını. Sadece erkeğine saklar. Bir kadının gerçek erkeği olmayı başarabilmişseniz çok şanslısınız demektir. Çünkü yaşamınız asla sıradan olmayacaktır.
Bir kadın hayattır aslında. Çünkü hayatın içinde olan her şey ancak kadınlar olduğunda anlam kazanıyor. Yemek yemek, su içmek bile. Bir kadının elinden içtiğiniz suyla, kendi kendinize bardağı doldurup içtiğiniz su arasındaki lezzet farkını anlayabiliyor musunuz? Anlıyorsanız ne mutlu size. Anlamıyorsanız, ne yazık ki yaşamıyorsunuz.

Levent Kobaza

#24
BİR ERKEĞİ ANLAMAK
Erkekler seven kadının değerini niye bilmezler?
Cevap: Çünkü erkekler, her kadının seveceğini iyi bilirler.
Yani sevginin yokluğunu çekmezler. Erkek, hiç büyümeyen bir çocuk gibidir ama herkesin kendisini adam gibi görmesini ister. Bütün kadınlar, sınıf, renk ve kategori ayırımı göz etmeksizin ilgi alanına girer.
Önünde yemek dururken, başkasının tabağına bakan biri gibidir yani. Annesi onu o kadar şımartmış, ?aslan oğlum kaplan oğlum? diye pohpohlanmaya alıştırmış ki, sevgililerinden bu ilgiyi göremeyince aslında kağıttan aslan olduğunu anlar ve dünyası başına yıkılır.
Bir kadına ?seni seviyorum? demek, onun için ? artık başka kadına bakmayacağım? anlamına gelir ve bu sözü söylemekte zorlanır.
Son derece duygusalken mantıklı olabilen, şefkatli, saf yüreğini acımasızlıkla ve asilikle örten, güçlü bir bedene ama güçsüz bir iradeye sahip, hayata vurdumduymaz yaklaşıp onu fazlasıyla ciddiye alan, doğallıktan hoşlanıp doğal görünmeyi çaresizlik sayar erkekler. Dil dağarcıkları kadınlar kadar zengin değildir. Yani dilin inceliklerini, kıvrımlarını, farklı anlamlara gelebilen cümleleri fazla bilmezler. Hayır hayır, belki belki, evet evet anlamına gelir onlar için. Kadınların sadece bir hayırında bile bin anlam gizlidir oysa. Erkekler kendileri için değil başkaları için ağlarlar. Bu nedenle ağlayan her kadının karşısında yelkenleri suya indirirler. Erkekler, erkekliği her türlü kuvvet gösterisi ve para olarak algılarlar. Bundan dolayı da kadınların kendisine saygı ve minnet duyacaklarını sanırlar. İçkiliyken söylediklerini ayık kafayla hatırlamazlıktan gelirler. Sık arandıklarında kaçarlar, ilgisiz bırakıldıklarında ise şikayet ederler. Yüzlerinde genellikle o anki ruh hallerine uymayan maskelerle dolaşırlar. Örneğin derin düşüncelere dalmış görünen bir erkek aslında o an, tuttuğu takımın hafta sonundaki maçını nasıl izleyeceğini düşünüyordur. Erkekleri anlamak kolaydır aslında. Çünkü erkekler karmaşık değil basit, çözümlenebilir, gaza getirilebilir, motive edilebilir varlıklardır. Erkeklerin kadınları tanıyamaması, iste bu basitlikten kaynaklanır. Kadınların daha zeki olduğunu bilirler ve çözemedikleri bu bilmece için kendilerine değil, bilmeceye kusur bulurlar