Haberler:

2005 yılından bu zamana Alfa Romeo ruhuyla yaşayanların arasına hoş geldiniz.
Soru, görüş ve önerileriniz için elektronik posta adresimiz: You are not allowed to view links. Register or Login



SEVMEK VE YAŞAMAK ADINA

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Levent Kobaza

#50
Öpüş(me)!
Geçen gün bir bayan arkadaşım dedi ki: "Erkekler evlendikten sonra neden hiç eşleriyle öpüşmüyor?" Vallahi arkadaşıma ne cevap vereceğimi şaşırdım. Çünkü kadıncağız yerden göğe kadar haklı. Erkeğin; iyi bir sevgiliyken yapmak istediği tek şey, sevdiği kızcağızı sıkıştırdığı her köşede ateşli bir şekilde öpmektir. Ama evlendikten sonra kadını öpmek, her nedense birçok erkeğe zulüm gibi geliyor. Bunun üzerine ben de merak edip çevremdeki evli erkek arkadaşlarıma sordum: "Karınızı sık sık öpüyor musunuz?" Ne yalan söyleyeyim; hemen hemen hepsi yüzüme 'bön bön!' baktı. Fakat içlerinden birinin verdiği cevap, neden öpüşmediğimizin belki de kanıtıydı. "Git Allah aşkına! Karım sevgilim mi ki öpeyim?" Eee mantık bu olunca, kadın da öpüşmeye 'hasret' kalıyor.

n/a

#51
HAYATTA
ÜÇ
ŞEY ?


Hayatta bir kez gittiğinde asla geri dönmeyen üç şey:
Zaman, sözcükler ve fırsattır.

Hayatta hiçbir zaman kaybedilmemesi gereken üç şey:
                                                       Barış,umut ve dürüstlüktür.

Hayatta en değerli üç şey:
                                                       Sevgi,kendine güven ve arkadaşlardır

Hayatta hiç emin olunamayacak üç şey:
                                                       Düşler,başarı ve zenginliktir.

Hayatta insanı geliştiren üç şey:
                                                       Çok çalışma, samimiyet ve başarıdır.

Hayatta insanı mahveden üç şey:
                                                       Cesaretsizlik, gurur ve öfkedir.

n/a

#52
Ünlü Sözler...

Evlendikten sonra erkek ve kadın, yazı-tura gibidir; asla yüz yüze
gelmezler, ancak hep beraberdirler.
Hemant Joshi ...,

Her durumda evlenin. İyi bir eşiniz olursa mutlu olursunuz. Eşiniz kötü
olursa filozof olursunuz..
Socrates ...,

Kadınlar bize her zaman büyük hedefler gösterir, ve onlara ulaşmamızı
engeller.
Dumas ...,

Hiç yanıtlayamadığım en büyük soru şu olagelmiştir: 'Bir kadın ne ister?
Sigmund Freud...,

Karıma bazı sözler etmişimdir, o da bana bazı paragraflarla cevap
vermiştir.
Anonim...,

Bazı kişiler uzun evliliğimizin sırlarını sorarlar;. Biz haftada iki
kez restorana gideriz. Biraz mum ışığı, akşam yemeği, hafif müzik ve  dans... O salı günleri gider, ben cuma.
Henny Youngman ...,

Terörizm beni hiç endişelendirmez. İki yıldır evliyim.
Sam Kinison...,

Fon transferi için elektronik bankacılıktan hızlı tek yol vardır ve buna evlilik adı verilir.
James Holt McGavran...,

Her iki karımla da talihim kötü gitti. Birincisi beni terketti,  ikincisi
terketmedi.
Patrick Murray...,

Evliliğinizi iyi götürmek istiyorsanız,
1) hatalı olduğunuzda itiraf edin,
2) haklı olduğunuzda susmayı bilin.
Nash ...,

Karınızın doğum gününü unutmamanızın en iyi yöntemi, bir kez unutmanızdır.
Anonim...,

Evlenmeden önce ne yaptım, biliyor musunuz? İstediğim her şeyi..
Henny Youngman ...,

Karımla ben 20 yıl çok mutlu yaşadık. Sonra da tanıştık.
Rodney Dangerfield...,

İyi bir kadın, kendisinin yaptığı her hatasında kocasını affedendir.
Milton Berle ...,

Evlilik, kişinin düşmanıyla yattığı tek savaş şeklidir.
Anonim...,

Adamın biri evlenecek kadın aradığı ilanını verir. Ertesi gün aynı  mesajı
ileten yüzlerce mektup alır: 'Benimkini alabilirsin'.
Anonim...,

Birinci adam (iftiharla): 'Benim karım bir melek!'
kinci adam: 'Çok şanslısın, benimki hala yaşıyor...


Levent Kobaza

#53
Bunlarda benden olsun

Yazar demiş ki: "Evlen iyi yaparsın; evlenme daha iyi yaparsın."
*Birliktelik=hastaneye yatıp tedaviye başlama... Ayrılık=iyileşip taburcu olma...

Levent Kobaza

#54
YAŞAM O KADAR CÖMERT DEĞİL
Binde bir karşımıza çıkan sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz? Aksam üstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz, omzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omuzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı aşkların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu, değerini biliyor,
biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz?
Yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp kendimizi hep ileride bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına, bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu? Karşımıza zamansız çıkmış insanları yolumuzun dışına sürerken bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz?
Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir, her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız eskitmeden yıprattığımız, savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün. Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz, ya da olanlar olması gereken değildir.
Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz, gün gelir hayatımızdan kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir.
Kedilerin özel bir anini yakalamak gibidir kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak.
Bazılarının gelecekte sandıkları Bir gün geçmişte kalmıştır

Levent Kobaza

#55
İSTİKLAL MARŞINA SAYGI BİR YABANCIDAN
Uzun zamandır maillerde dolaşan aşağıdaki konuyu bugün yayınlamak sanırım, Türkiye Cumhuriyetinde yaşayıpta bu ülkedeki insanlar tarafından seçildikten sonra ülkesine ihanet eden, çıkıp televizyonlarda bölücülük çığırtkanlığı yapan, özgür olmadıklarından dem vuran ama bu ülkede seçilebilen oy kullanan ve hala bu ülkede özgürce yaşarken Türk milletine dil uzatan bu utanmaz insanlara da en güzel cevaplardan biridir. Paylaşılarak çoğaltılmasnı sağlayınız?

Alman ZDF Televizyonun da Thomas Gottschik in sunduğu ?Bahse Var mısın? adlı yarışma programına başvuran, İsviçreli Michael Sauser 188 ülkenin Ulusal Marşını notasıyla birlikte söyleyebileceğini iddia etti. Yarışma isteği kabul edildi ve yarışma günü Jüri?nin seçtiği beş ülkenin Ulusal Marşı?nın okunması kararlaştırıldı, secim yapıldı ve Marşları okunacak ülkeler sırayla Çin, Mısır, Tayland, Bosna Hersek ve Türkiye idi.

Michael Sauser, ilk dört ülkenin Marşını başarıyla okuyunca jüri yeterli bularak yarışmayı kazandığını söyledi ve Türk Ulusal Marşı?nın okunmasına gerek olmadığını söyledi, Ancak Michael Sauser ? Hayır mademki Türk Bayrağını da seçtiniz Türk Ulusal Marşını da söylemek istiyorum ? dedi.
Bunun üzerine jüri ve yapımcı kabul etmek zorunda kaldı, Orkestra hazırlandığın da Michael Sauser salona dönerek ? Yalnız Türk Ulusal Marşı ayakta dinlenir kalkmanızı rica ediyorum ? dedi.
Katılımcıların şaşkın davranışları biraz sonra Michael Sauser? un ricasını yerine getirmeye dönüştü ve Michael Sauser o güzel aksanıyla Türk Ulusal Marşı?nı muhteşem şekilde icra etti.
Düsseldorf,21.03.2006
Bu hikaye bugün benim için oldukça önem taşıyor çünkü bazılarınızın yakından tanıdığı İngilizce öğretmenim Lou?yla konu üzerinde epey konuşma fırsatım oldu. Bir yabancı olarak 10 yıl önce Türkiye?ye gelmiş ve toplumumuzda ki değişimi beklide en yakından takip etmiş ve bence tanıdığım en iyi Türk dostu ki her yerde gururla ben türküm diyecek kadar tarihimizi ve kültürümüzü iyi tanıyan harika bir insan. Ülkemize geldiğinde 10 Kasımda saat dokuzu beş geçe herkesin ataya saygısına hayran kalmış, 1 dakikalık saygı duruşunun dünyanın hiçbir yerinde bu şekilde hayata geçmesinin mümkün olmadığını söyledi ayrıca her pazartesi ilkokul öğrencileri okullarında İstiklal Marşını okurken yoldan geçen insanların yine aynı saygıyı gösterip hazır olda durduklarından bahsetti. Peki ya şimdi? Üzülerek neden aynı saygıyı şimdi göstermiyorsunuz o zamanla bu zaman arasında değişen ne dedi?

Levent Kobaza

#56
GÜZEL BİR YAŞAM
Philip E. Humbert adlı bir psikiyatri profesörü, ?İnsanlara mutlu yaşamın anahtarını 10 kuralda toplayacak olsam, hangi deyişleri seçerdim? diye kapsamlı bir çalışma sonrası bir liste çıkartmış.
1. Kendini tanı
- Sokrat
Kendi içinde yolculuk yap. Günlük tut. Kalbin, gönlün, vicdanın ne diyor? Neyi öne çıkartıyor? Dünyaya bilinçli bakmanın yolu başta bu iç yolculuktan geçiyor.
2. Olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol
-Mevlana
Dürüst ol, adil ol, hakça düşün. İçinden gelen sesin öne çıkardığı değerleri koru. Hayatta birşeyleri korumak için ayakta kalmazsan herşey seni düşürür.
3. En yukarda aşk var
-Aziz Paul
Sesi müziğe dönüştüren aşktır. Aşk olmazsa, sevgi ilişkileri yoksa, ihtimam eksikse hayatın kuru bir daldan farkı kalmaz.
4. Dünyayı hayal gücü döndürür,
-Albert Einstein
Yaptığımız herşey hayal kurarak başlar. Hayat -herkes için- hayalleri gerçekleştirmek ve yapabileceğinin en iyisi, olabileceğinin en en güzeli peşinde gitmektir. Bobby Kennedy?nin sözü gibi: Diğerleri dünyaya bakıyor ve ?Neden? diye soruyor. Ben bambaşka bir dünya düşünüyor ve ?Neden olmasın? diye soruyorum
5. Fazla güzellik göz çıkarmaz
-Mae West
Güzel hayat doya doya yaşanır. Mutluluk paylaşılır, hayatı sevme hissi çoşkuyla beraber gelir. Ruhun müziğinde ?Haydi bastır, göster kendini? temposu vardır. Kibir değil, çoşku!
6. Fırsatlar yakalandıkça çoğalır
- Sun Tzu
Başarı cesaret ister, başlangıçtaki cesaret sonradan inanca dönüşür. İnanç insanlığa daha iyi hizmet arzusuna dönüştüğünde fırsatlar yelpazesi yukarı bir seviyede tekrar açılır.
7. Ya yap ya yapma. Denemek yok!
-Yoda (Yıldız Savaşları)
Hayat seri hareket, karar ve kararlılık gerektirir.Tereddütte kalanlar geride kalır. Hayatın üstüne gitmezseniz hayat sizin üstünüze gelir.
8. Mükemmellik, ekleyecek bir şey kalmadığında değil, alınacak bir şey kalmadığında oluşur
- Antoine de St.Exupery
Hayatınızı basitleştirin. Basite indirge, indirge, bir kere daha indirge? O zaman ne kalıyor, ona bak. İstekler listenizi kısa tutun. Kısa tutun ki fokus edebilesiniz. Güneş ışığına büyüteç tutmak gibi, odaklamazsanız hayatı yakamazsınız.
9. Kiyet yoksa sanatçı olmaz, ama çalışılmadıkça kabiliyet hiç bir işe yaramaz
-Emile Zola
Ancak akıllı, bilinçli ve odağı şaşmayan çabalar sonrası olası potansiyelin yapabilecekleri gerçekleşir. Elması yontmadıkça elinizde sadece bir taş parçası vardır.
10. Hayatı yaşamanın iki yolu var. Biri hiçbir şey mucize değilmiş gibi yaşamak? Diğeri herşey mucizeymiş gibi yaşamak
- Albert Einstein.
Şükretmeyi unutmamak gerek!

Levent Kobaza

#57
* Çay şefkattir, kahve sevgi; çay güvendir, kahve merak.

* Hayatta da öyledir; yani çay sıcaktır, kahve ılık; çay arkadaşlıktır, kahve çoğu kez kalabalık içindeyken bile yalnızlık.

* Kahveyle çay arasındaki mahrem ve belirgin fark: Öpüşünce birbirimize geçirdiğimiz kahve tadıdır. Çaydan geriye kalan ise bir yandan çay içip konuşurken sarf ettiğimiz acı, tatlı sözler.

Çay sıkıntıyı çekilir kılıyor. Kahve ise çok farklı. Onun ayrı bir ?enerji? si var; sıkıntıyla kavga ediyor. Üst üste çay içerek tatlı tatlı sıkılmaya devam edebilirsiniz. Ama bir yandan fena halde sıkılırken üst üste kahve içmek... Olacak şey değil

Levent Kobaza

#58
Günün sözü
*Sağlıklı yaşam arayışı bir ideolojiye ve disipline döndükçe çığırından çıkıyor. Huzurlu, sağlıklı ve nitelikli bir ömür sürdürme arayışımız bir tür kavgaya dönüşürse, ki gidişat öyle, şu gerçeği kendimizden nasıl saklayacağız: Bu savaş asla kazanılamaz. Beden, hayatta kalmanın ?doğal? düşmanıdır.

Levent Kobaza

#59
KARTALIN YENİDEN DOĞUŞU
Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşlarındayken çok ciddi ve zor bir kararı vermek zorundadır.Kartalın yaşı 40?a dayandığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını, kavrayıp tutumaz duruma gelir. Gagası uzunlaşır ve göğsüne doğru kıvrılır. Kanatları yaşlanır ve ağırlaşır.Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır.Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır.Dolayısıyla kartalın burada iki seçimden birisini yapması gerekir.Ya ölümü seçecektir ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini gögüsleyecektir.Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir.Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde yuvasında kalır.
Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya
vurmaya başlar.En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer. Kartal
bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler.Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga
ile pençelerini yerinden söker çıkarır.
Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya
başlar. 5 ay sonra kartal, kendisine 20 veya daha uzun süreli bir yaşam
bağışlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.
Kendi yaşamımızda bir çok kere yeniden doğuş süreci yaşamak zorunda kalırız.
Zafer uçuşunu sürdürmek için, bize acı veren eski alışkanlıklarımızdan,
geleneklerimizden ve anılarımızdan kurtulmak zorundayız.
Ancak geçmişin gereksiz safrasından kurtulduğumuzda, deneyimlerimizin
yeniden doğuşumuzun getireceği olağanüstü sonuçlardan tam olarak
yararlanabiliriz.
?Geride kalanları unutmak ve önümüzde bizi bekleyenlere ulaşmak için
hedefime doğru ilerliyorum.?

Levent Kobaza

#60
·   GÜZEL SÖZLER
·   Kucaklamaya kollarının yetmeyeceği bir ağaç, bir tohumla başlar.
·   En uzun yolculuklar bir adımla başlar.
·   Gerçek sevgiler ise küçük bir tebessümle başlar.Değer verdiğin insan sana değer vermiyorsa, bırak kendi değeriyle kalsın.
·   Lüzumsuz şeylerin peşinden koşan, lüzumlu şeyleri kaçırır.
·   Geldiğin zaman boşlukları dolduran değil, gittiğin zaman yeri doldurulamayan ol.
·   Hayatın en güzel anı her şeyden vazgeçtiğiniz zaman sizi hayata bağlayan biri olduğunu düşündüğünüz andır.
·   Dostlar ırmak gibidir. Kiminin suyu az, kiminin çok? Kiminde ellerin ıslanır yalnızca, kiminde ruhun yıkanır boydan boya.
·   Karamsar olmak zor değil. Zor olan çılgın bir fırtınadan sonra gökkuşağı gibi gülümseyebilmektir.
·   İnsanları çılgına çeviren şey; bu günün deneyimi değil, dün olan bir şey için pişmanlık duymak ve yarının getireceklerinden korku duymaktır.
·   Dal rüzgarı affetse de, ama kırılmıştır bir kere.
·   Gülü öyle bir sevmelisin ki, soranlara dikeni yok diyebilmelisin.
·   Dostlarınla öyle yasa ki düşman olduğunda hakkında söyleyecek sözleri olmasın. Düşmanlarınla öyle yaşa ki dost olduğunda yüzün kızarmasın.
·   Her zaman mutluluğun doruğundayken gülünmez. Bazen sırf hayata gıcıklık olsun diye uçurumun kenarındayken bile gülümseyeceksin

Levent Kobaza

#61
Hayatta yapılacak o kadar çok hata var ki, aynı hatayı yapmakta ısrar etmenin anlamı yok.
Sartre

Evet,ne yazık ki biz millet olarak , ülke olarak aynı hataları tekrar etmekte özellikle çaba sarfediyoruz ki bu da bizim evlatlarımıza mal oluyor.
Hatalardan ders almak , tarihten ders almaktır!
Diyeceksiniz ki biz ne zaman ders aldık?
Ben ders aldığımız zamanı hatırlamıyorum

Levent Kobaza

#62
ZAMAN YÖNETİMİ
Aşağıdaki gerçek hikâye Kellog Business School?da (Northwestern Üniversitesi) İş İdaresi mastır örgencileri ile Zaman Yönetimi dersi profesörü arasında geçer.
Profesör sınıfa girip karşısında duran dünyanın en seçilmiş öğrencilerine kısa bir süre baktıktan sonra, ?Bu gün Zaman Yönetimi konusunda deneyle karışık bir sınav yapacağız? dedi.
Kürsüye yürüdü, kürsünün altından kocaman bir kavanoz çıkarttı. Arkadan, kürsünün altından bir düzine yumruk büyüklüğünde taş aldı ve taşları büyük bir dikkatle kavanozun içine yerleştirmeye başladı. Kavanozun daha başka tas almayacağına emin olduktan sonra öğrencilerine döndü ve ?Bu kavanoz doldu mu?? diye sordu.
Öğrenciler hep bir ağızdan ?Doldu? diye cevapladılar. Profesör ?Öyle mi?? dedi ve kürsünün altına eğilerek bir kova mıcır çıkarttı. Mıcırı kavanozun ağzından yavaş yavaş döktü. Sonra kavanozu sallayarak mıcırın taşların arasına yerleşmesini sağladı. Sonra öğrencilerine dönerek bir kez daha ?Bu kavanoz doldu mu?? diye sordu.
Bir öğrenci ?Dolmadı herhâlde? diye cevap verdi. ?Doğru? dedi profesör ve gene kürsünün altına eğilerek bir kova kum aldı ve yavaş yavaş tüm kum taneleri taslarla mıcırların arasına nüfuz edene kadar döktü. Gene öğrencilerine döndü ve ?Bu kavanoz doldu mu?? diye sordu. Tüm sınıftakiler bir ağızdan ?Hayır? diye bağırdılar.
?Güzel? dedi profesör ve kürsünün altına eğilerek bir sürahi su aldı ve kavanoz ağzına kadar doluncaya dek suyu boşalttı. Sonra öğrencilerine dönerek ?Bu deneyin amacı neydi? diye sordu.
Uyanık bir öğrenci hemen ?Zamanımız ne kadar dolu görünürse görünsün, daha ayırabileceğimiz zamanımız mutlaka vardır? diye atladı.
?Hayır? dedi profesör, ?bu deneyin esas anlatmak istediği ?Eğer büyük taşları baştan yerleştirmezsen küçükler girdikten sonra büyükleri hiç bir zaman kavanozun içine koyamazsın? gerçeğidir?.
Öğrenciler şaşkınlık içinde birbirlerine bakarken profesör devam etti: ?Nedir hayatınızdaki büyük taşlar? Çocuklarınız, eşiniz, sevdikleriniz, arkadaşlarınız, eğitiminiz, hayalleriniz, sağlığınız, bir eser yaratmak, başkalarına faydalı olmak, onlara bir şey öğretmek! Büyük taşlarınız belki bunlardan birisi, belki bir kaçı, belki hepsi. Bu aksam uykuya yatmadan önce iyice düşünün ve sizin büyük taşlarınız hangileridir iyi karar verin.
Bilin ki büyük taşlarınızı kavanoza ilk olarak yerleştirmezseniz hiç bir zaman bir daha koyamazsınız, o zaman da ne kendinize, ne de çalıştığınız kuruma, ne de ülkenize faydalı olursunuz. Bu da iyi bir is adamı, gerçekte de iyi bir adam olamayacağınızı gösterir?. Profesör, ders bittiği halde konuşmadan oturan öğrencileri sınıfta bırakarak çıktı?

Levent Kobaza

#63
BİZ KAÇ KİŞİYİZ PLATFORMU ACİL EYLEM PLANI

Bizkaçkişiyiz Sivil Toplum Platformu, terör olaylarıyla ilgili olarak 22 Ekim 2007 günü  yaptığı toplantıda aşağıdaki ?Acil Eylem? planını kamuoyuna açıklamaya ve iktidarın dikkatine sunmaya karar vermiştir.

Kuzey Irak´ta belirlenen terörist hedefler acilen askeri önlem  çerçevesinde bir daha çocuklarımızın şehit edilmemesi amacı ile bertaraf edilmelidir.    


Operasyon bitene kadar Irak yönündeki sınır kapıları ve hava sahası  kapatılmalıdır.  Bölgedeki tüm Türk müteahhitler ve işçiler geri çağırılmalıdır. Gıda ve ilaç dışında bölgeye ekonomik ambargo uygulanmalıdır.  


Bölgenin Amerikan işgalini pekiştiren İncirlik üzerinden gerçekleştirilmekte olan askeri ve lojistik destek operasyon süresince sonlandırılmalıdır.


Türkiye´ye düşmanca tutum gösteren ve Türkiye´ deki kardeşliğe kasteden açıklamalar yapan terör örgütünün destekçisi Barzani ve Talabani´nin Türkiye deki mal varlıklarına el konulmalı bankalardaki hesapları dondurulmalıdır.


Terör örgütünü terör örgütü olarak tanımayan hiçbir kişi ve kurumun demokratik platformlarda söz hakkı ve kabulü olamaz. Teröre ve teröriste yandaş çıkan bu kişi ve kurumlar hakkında    hukukçularımızı    göreve çağırıyoruz.


Bizkaçkişiyiz Sivil Toplum Platformu tüm katılımcıları ile Türkiye deki kardeşliğin özgürlüklerin  laik demokratik sosyal hukuk devletinin teminatıdır.
Kardeşliği ve Atatürk devrimlerinin aydınlığını savunmak konusunda üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmekten hiç kimse bizi alıkoyamaz. Türkiye sahipsiz değildir.

Bizkaçkişiyiz platformu olarak terörün evlatlarımızın canını almasına, Türkiye ye, canımızdan aziz vatanımıza kastetmesine artık yeter diyoruz.




Levent Kobaza

#64
Bir vakitler... Yönetenlerin, yönetilenlerin ve kanunları gözetenlerin her şeye rağmen birbiriyle hâlâ aynı dili konuştukları bir çağda...

Endülüs hükümdarı II. Hakim sarayının bahçesine bitişik derme çatma bir kulübenin oradan kaldırılmasını istemiş. Kulübenin sahibi yaşlı kadın karşı çıkınca zorla yıktırmış, kulübenin bulunduğu araziyi de bahçesine katmış. Kadın da gidip Kurtuba kadısı Beşir?e hükümdarı şikâyet etmiş.

Kadı Beşir şikâyeti dinlemiş, yanına boş bir torba almış ve eşeğine bindiği gibi II. Hakim?in bahçesine gelmiş.

Torbayı uzatıp bahçesinden toprak doldurmasını istemiş.

Hükümdar doldurmuş torbayı ama kaldırıp da Beşir?e uzatamamış.

Bunun üzerine Kadı Beşir ?Ya Emirül Müminin!.. Bu bir torba toprak, tebaandan birinin gaspettiğin arazisinin küçücük bir parçasıdır. Sen bugün bu kadarcık bir toprağı kaldıramazsan yarın ahirette o koca araziyi nasıl kaldıracaksın??

Levent Kobaza

#65
Günün sözü:
'Kalbinizde bir rüya taşıdığınız sürece, hayatınız anlamını yitirmez..'
Howard Thurman (1900-1981/ İlahiyatçı)
Hepimiz gizliden biraz deliyiz. Herkes aslında yalnızdır ve anlaşılmak ister ama hiçbir zaman bir başkasını tümüyle anlayamayız ve hepimiz bizi çok sevene bile bir parça yabancı kalırız. Acımasız olanlar güçsüzlerdir, sevecenlik yalnızca güçlülerden beklenebilir. Korkuyu bilmeyenler gerçekte yürekli değildir çünkü yüreklilik düşlenebilene karşı koyma gücüdür. İnsanları çocukmuş gibi görürseniz onları daha iyi anlayabilirsiniz ne denli yaşlı ya da etkileyici olurlarsa olsunlar. Çünkü çoğumuz hiç bir zaman büyümeyiz yalnızca boyumuz uzar. Mutluluğa ancak beynimizi ve yüreğimizi gücümüz yettiğince etkinleştirdiğimizde ulaşırız. Yaşamın amacı önemli olmaktır, saygın olmak, bir şeyi savunmak, boşuna yaşamamış olmaktır.

Levent Kobaza

#66
günün sözü
?İyi dostu olanın aynaya gereksinimi yoktur. ?
Mevlana
BİLİYOR MUSUN?
Kimseler anlayamaz, yokluğunun ne büyük acılara gebe olduğunu. Sensiz olan birinin, fiziksel olmasa bile ruhsal açıdan, Afrika?nın geri kalmış köşelerinde hastalıktan ve açlıktan sefalet içinde yaşayan insanlardan daha çok acınacak bir halde olduğu kimse bilemez. Seni ancak, seninle yaşayan bilir?
Sende biliyorsun? Dayanılmaz bir çekicilikte olduğunu, Bir kere tanıyanın senden vazgeçemeyeceğini. Sende biliyorsun, tutkuların en büyüğüne kapılacağını. Ve biliyorsun ki, dünyada bugüne kadar keşfedilmiş ve keşfedilecek en amansız hastalıklardan daha acımasız olduğunu. Sen vebadan, sen tifodan ve sen veremden daha tehlikelisin? Ama?!!! Ama senin bu denli tehlikeli olduğunu kimse anlamak istemiyor. Ben bile?!!!
Bir defa seninle tanışmaya görsünler, hemen havana kapılıyorlar. Senin için şiirler yazıp şarkılar besteliyorlar. Sen ise onları yavaş yavaş öldürüyorsun?
Sen kötüsün, sen çok acımasızsın. Seninle tanışan insanların karanlıklara gömülmesine, merdivensiz karanlık kuyulara düşmesine neden oluyorsun. İnsanlara güneşin ışığında bile geceyi yaşatıyor, onların gündüzü ile gecesini bir ediyorsun. Bazılarını sonunda mutlu ettiğini duyuyor ve görüyorum. Lâkin bunlar, seninle tanışanların binde biri, onbinde biri bile değil. Sonuçta onların çoğuna dünya da cehennemi yaşatıyorsun?
Aslında senden nefret ettiğimi ve hatta iğrendiğimi bile söyleyebilirim. Ama sensiz olduğumda hayatımın hiçbir anlam ifade etmediğini de inkâr edemem. İşte onun için, son olarak şunu söylemek istiyorum sana?
Seni seviyorum sevgi,
Seni seviyorum duygusallık,
Ve seni çok,
Ama çok seviyorum AŞK?

Levent Kobaza

#67
günün sözü:
Rüyaların gerçekleşmesinin en iyi yolu, uyanmaktır.
S. M. Power
YOLUMUZDAKİ ENGELLER
Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu.
Bakalım neler olacak ?
Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler.
Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu. Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu.
Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı ama, kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Açtı. Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde.
?Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir? diyordu kral.
Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.
?Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır.?

Levent Kobaza

#68
Günün sözü
Düşünmeden konuşmanın cezası, sonradan düşünmeye mahkûm olmaktır.
Thomas Aiva
IŞIĞINI YAY
Uzaklarda küçük bir kasabada genç bir adam kendi işini kurdu bu, iki caddenin köşesinde bir perakendeciydi. Adam dürüst ve dost canlısıydı, insanlar onu seviyorlardı. Ondan alışveriş yapıyorlar ve arkadaşlarına tavsiye ediyorlardı. Adam bir yıl içinde bir dükkândan, Amerikanın bir ucundan diğerine uzanan bir zincir yarattı.
Bir gün hastalanıp hastaneye kaldırıldı. Doktorlar az zamanı kalmış olabileceğinden endişe ediyorlardı. Üç yetişkin çocuğunu yanına çağırdı ve onlara bir görev verdi: içinizden biri yıllar boyu uğraşarak kurduğum şirketimin başına geçecek. Hanginizin bunu hakkettiğine karar vermek için, her birinize birer dolar vereceğim. Şimdi gidip bu birer dolarla ne alabiliyorsanız alacaksınız, ama bu akşam geri döndüğünüzde paranızla aldığınız şey hastane odamı bir uçtan bir uca doldurmalı.
Çocuklar bu başarılı şirketi yönetme fırsatı karşısında heyecana kapıldılar. Üçü de şehre gidip parasını harcadı.
Akşam geri döndüklerinde babaları sordu: ?Birinci, çocuğum, bir dolarla ne yaptın ? ?Çocuk cevap verdi ?Arkadaşımın çiftliğine gittim, bir dolarımı verdim ve iki balya saman aldım. Sonra odadan dışarı çıktı, saman balyalarını getirdi, açtı ve havaya savurmaya başladı. Oda bir anda samanlarla dolmuştu. Ama biraz sonra samanların tamamı yere indi ancak babanın söylediği gibi odayı bir uçtan öbür uca dolduramadı. Adam sordu: ?Peki ikinci çocuğum, sen paranla ne yaptın?? Yorgancıya gittim. İki tane yastık aldım .? Bunu söyleyen çocuk, yastıkları içeri getirdi, açtı ve tüyleri bütün odaya dağıttı. Zaman içinde bütün tüyler yere düştü, böylece oda yine dolmamıştı. ?Sen üçüncü çocuğum, sen paranı ne yaptın?.? diye sordu adam .Dolarımı cebime koyup senin yıllar önceki dükkanın gibi bir dükkana gittim. Dükkanın sahibine parayı verdim ve bozmasını istedim. Dolarımın 50 centini İncilde yazıldığı gibi çok değerli bir şeye verdim. 20 centini şehrimizdeki iki yardım kurumuna bağışladım. 20 centte killiseye verdim. Böylece bir onluğum kaldı. Bununla iki şey aldım.? Çocuk elini cebine atıp bir kibrit kutusu ve bir mum çıkardı. Işığı kapatıp mumu yakınca oda mumun yaydığı ışıkla dolmuştu. Oda samanla veya tüyle değil,bir uçtan öbür uca ışıkla dolmuştu. Baba memnundu ?Çok iyi oğlum. Bu şirketin başına sen geçeceksin, çünkü yaşam hakkında çok önemli bir şeyi, ışığını yaymayı biliyorsun.
IŞIĞINI YANIK TUTAN HERKES ADINA?

Levent Kobaza

#69
Günün Sözü
?İnanç, göremediklerinize inanmaktır; bu inancın ödülü ise inandıklarımızı görmektir...?
?Sesinde ne var biliyor musun?
Söyleyemediğin sözcükler var??
Yabancı bir ülkedeyiz? Öyle değil miyiz? Değiliz? Kimselerin adresini çok iyi bilmediği bir yerlerdeyiz. Zamanlarımız kesişmiş, bakışlarımız kesişmiş, ruhlarımız direniyor.
Demek istediklerim öyle çok ki? Konuşamıyorum. Konuşuyorum ama sanki başka bir dilden. Yabancı ülke konumuna iyice kaptırmışım kendimi. Sesinin kat kat yükselmiş halini duyuyorum kulaklarımda.
Sana öyle çok söylemek istiyorum ki; gülümsüyorum, gözlerim donuklaşıyor, dilim kitleniyor, bir şeyler oluyor yapamıyorum? Anlamıyorsun.
Birbirinin dilini bilmeyen insanlar gibi bazı yanlarımız; bazı yanlarımız öyle insan gibi ki? Birbirlerine ne çok dokunuyorlar.
Buradan bakınca ben göremiyorum, oradan bakınca sen? Bazı yanlarımız çok uzak birbirine? Dokununca açıyorlar. Mesafeleri sözlerle açsalar da; bir gün bir mevsim onları bekliyor az ilerde, her zaman biliyorlar.
Yabancı bir ülkedeyiz? Öyle miyiz? Değiliz. Ben öyle olsun istiyorum sadece? Ben ?gidelim? derken; sen ?gideceğim? diyorsun. İşte tam o zamanlar demek istediklerim öyle çoğalıyor ki? Konuşamıyorum.
Bazı yanlarımız var bizim? Bazı yanlarımız çok hasta, hep bağımlılar bir şeylere? Bana o yanların açılıyor bu gece; kendi dilinden anlatıyor da anlatıyor. Sana odaklanıyor bazı yanlarım, gözlerini izliyor, ne demek istese tam orada susuyor?
Yabancı bir ülkedeyiz? Öyle miyiz? Değiliz? Ben öyle olsun istiyorum sadece? Sen hiçbir zaman o ülkeye gitmediğini söylüyorsun, bense orada doğdumu? Bazı yanlarımız çok acıyor. Acıyan yanlarıma basa basa soruyorsun.
Sana demek istediklerim öyle çok ki? Konuşamıyorum.
Konuşan ben değilim, bazı yanlarım? Bazı yanlarım çok susuyor.
Öylece odaklanmışken senin yüzüne, yüzün çok cesur susuşlara duruyor önümde; ayakta alkışlanır inan böylesi?
Bazı yanların çok acıyor görüyorum, dokunamadan ben daha, sen ona diğer yanlarınla ve belki de ?tamam artık, yeter!? yalanlarına soruyorsun. Sana demek istediklerim öyle çok ki? Gözlerini kapatmış bazı yanların, görmüyorsun.
Ben ?yazık? zamanlarıma ağlıyorum, ?o sıralar?; hep seni soruyorum kendi dilimden insanlara, anlamıyorlar? Oysa sen ?bazı yanlarını? da alıp çekip gidiyorsun hayatımdan ?o sıralar? ve şimdi ?gelemezsin? dediğimde kızıyorsun kendi dilinde? Alışamıyorum? Ben ?yazık? zamanlarıma alıştım çok önce, şimdi senin ?bazı yanların? boşluklarımı doldurmuyor içimde.
Yabancı bir ülkedeyiz? Öyle miyiz? Değiliz? Ben öyle istiyorum sadece?
?Olmayan? yanlarım var.
?Soran? yanlarına denk geliyorlar?
İşte tam o zamanlarda sana demek istediğim şeyler öyle çoğalıyor ki? Konuşamıyorum?
Sen ona yalan söylerken; ben içimde gecelerimi, uykularımı, susuşlarımı bıçaklıyorum?
Sen ona giderken; ben içimde her gece sessiz, kansız, zamansız birini öldürüyorum?
Sen ona gülerken; ben içimde her gece binlerce soruyu cevaplıyorum?
Sen ona dokunurken; BEN EKSİLİYORUM?
O sana bakıyor; ben artık kendime? Bana kendi dilinde sorarsan eğer; sana söylemek istediklerim o kadar çok ki?
Yine de olmuyor?
SEVEMİYORUM ESKİSİ GİBİ?

Levent Kobaza

#70
Günün sözü:
Deniz sakinken dümeni herkes tutar.
Flavius Severus
* Gazete eklerindeki ilişkiler-çiftler üzerine röportaj furyasında yeni bir şey dikkati çekiyor. Röportaj yapılan her kişi ?ah annemle babam birbirlerine ne âşık; 40 yıl oldu evlilikleri, daha dün gibi birbirlerine bağlılar? türünden yarısı yalan yarısı sersemlikle bezeli laflar etmeye başlıyor. Bir kere aşk ne 40 gün ne de 40 yıl meselesidir! Ama bu da bir yana, uzun ve dışardan bakıldığında (çocuklar da dışardan bakarlar bazen) mutlu-uyumlu görünen evliliklerin temelinde sevginin gelgitlerinden çok karşılıklı saygının kararlılığı rol oynar. Karşılıklı saygı mı?.. Evet! Bu, çoğu zaman taraflardan birinin ötekine gönüllü teslimiyetidir. Aşka benzer gerçekten de! Yani, hani... Biri hep daha çok sever ya, uzun ve uyumlu evliliklerde de biri hep daha çok sayar ötekini... Ama gel de bunu magazin duyarlılıklar dünyasına anlat

n/a

#71
HAYALLER

Size bir şey sormak istiyorum, demişti... Hayalleriniz mi çok, yoksa hayal kırıklıklarınız mı? Ben de sana bir şey sorayım, dedim... Denizdekiler mi çok, yoksa kaçırdığın balıklar mı? * Denizde, kaç balık olur? Ama oltan, bir tanedir! Yani, sayısız balık arasından yakalayabileceğin miktar sınırlıdır... Oltan bir tanedir; Ama deniz balık doludur! Yani, sayısız balık arasından yakalayabileceğin miktar sana bağlıdır... * Tarlaya kürek batırmak gerçektir; fakat tohum atmak hayal... Denize kova daldırmak gerçektir; fakat olta atmak hayal... * Hayal kırıklıkları olmasa, hayallerin kıymeti olur muydu? Senin çaban, bunun için kıymetli; alın terini değerli kılan, bu... İyi ki, balıklar gibi deniz suyunda beslenmiyorsun da; balık tutman gerekli... İyi ki, solucanlar gibi besinin toprak değil de; toprağın cevabını bekliyorsun... * Hayaller balıklar kadar çok; fakat oltan bir tanedir veya iki tanedir yahut birkaç tanedir... Peki ya hayal kırıklıkların?.. Dilerim ki çok olsun ve çok kırılsın hayallerin, dökülsün yaşı gözlerinin. Çünkü bu senin zenginliğindir, bu senin öğretmenindir, bu senin gücündür, ısrarındır, sabrındır... Yarına kalıcılığındır... * Çok korkardım; ilk atışında bir kör balık yutsaydı oltandaki iğneyi?.. Ya ikinci atışında da topal bir balık düşseydi oltanın üstüne?.. Ya olsaydı bunlar ilk denemelerinde? * Bir bebeğin yürümesi; sayamayacağın kadar çok düşmesiyle mümkün! Hiç kimse, ilk taytay duruşundan sonra rap rap adım atmaya başlamadı... Şu an yürümekte olan herkes önce düştü; sonra gene düştü ve ardından tekrar düştü ve sonra bir daha düştü, bir daha ve on defa ve yüz defa daha düştü, öyle değil mi?.. Sen neden farklı olasın? Sen niye imtiyazlı olasın da hiç kimsenin elde edemediğine sahip olasın? * Eleğin ve eleği sallayışın ayırır hayal ile hayal kırıklığını, devam et! Oltayı atışın, iğneyi bağlayışın, yemi takışın ve hatta kenarda duruşun bile tesir eder, balığın seni seçmesine... Fakat hep öğrenirsin, her defasında yine ve yeniden öğrenirsin... * Hayal kur, çalış, başarama... Hayal kur, çabala, ulaşama... Hayal kur, didin, kavuşama... Hayal kur, yorul, yetişeme... Hayal kur, koş, varama... Hayal kur, ümitlen, elde edeme... Hayal kur, devam et... Hayal kur, devam et... Hayal kur, devam et... Çünkü senin işin bu; Hayal kuracaksın ve devam edeceksin... Durmayacaksın. .. Yılmayacaksın... Öyle çok tekrar edecesin ki işini; artık bıkacak sana sataşmaktan, seninle zaman harcamaktan başarısızlık!.. * Bir insanın yapacağın en büyük hatalardan biri ne, biliyor musun? Ya tutamazsam, diyerek; denize olta atmaktan vazgeçmek! .... Dilerim çok kırılsın, ama kırılmakla bitmeyecek kadar da çok olsun hayallerin!..

Levent Kobaza

#72
Günün Sözü
?Tüm bilimin ve sanatın gerçek kaynağı gizemli olandır. Bu duyguya yabancı olanlar, merak etmeyenler gözleri kapalı olanlardır. Merak etmeyen ise zaten ölü olandır.?
Albert Einstein


Afiyetle yiyor
gökten düşen üç elmayıap
artmandaki çocuklar
annemin her gece anlattığı
öykülerin sonunda
Bana ise çöpleri kalıyor
evimiz çünkü bodrum katında
Sunay Akın


KAKIRMAN

#73
Günün sözü:''Başarı bir varış yeri değildir, başarı bir yolculuktur, adım adım ilerlediğiniz bir yoldur.''

Edited by - AXIM X51V on 06/11/2007  09:50:20
The Machina List

1998 | Alfa Romeo 145 | 1.6 TS
2001 | Alfa Romeo 156 | Sportwagon | Selespeed 2.0
2005 | Alfa Romeo 156 | Sportwagon | Selespeed 2.0
2011 | Alfa Romeo Giulietta | Sport Pack 1 | 1.6 JTD
2005 | Alfa Romeo 156 | Sportwagon | Selespeed 2.0
2006 | Alfa Romeo GT | 2.0 TS
2011 | Alfa Romeo 159 |1.7 TBI
***
2005 | Peugeot 206 | 1.4 HDI | Panoramic
2017 | Peugeot 2008 |  1.6 HDI |Allure

Levent Kobaza

#74
İlhan bey bir günde iki tane günün sözü olur mu?
ilginize çok teşekkürler