Haberler:

2005 yılından bu zamana Alfa Romeo ruhuyla yaşayanların arasına hoş geldiniz.
Soru, görüş ve önerileriniz için elektronik posta adresimiz: You are not allowed to view links. Register or Login



SEVMEK VE YAŞAMAK ADINA

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Levent Kobaza

#75
Günün sözü
Bir şeyin haklı olduğunu bildiğin halde o şeyden yana çıkmazsan, korkaksın demektir.
Konfüçyüs
Tenha bir Ege kıyısında denize girerken tepelerden denize kadar uzanıp genzinizi yakan kekik kokusu bütün kış boyunca burnunuzda tüter, değil mi?

Peki kadim Yunan mitolojisinde kekiğin ilk olarak Troyalı Helen?in gözyaşlarının toprağa düştüğü yerde filiz verdiğine inanıldığını biliyor musunuz?

Ya yollarda sıra sıra dizildiğini görüp de dikkatle bakmadığımız kavakların Türk mitolojisinde varlığın temel ?direği? olduğunu; kavak ağacının dirilişi simgelediğini biliyor muydunuz?

Levent Kobaza

#76
Günün sözü
İyi bir kadın, kendisinin yaptığı her hatasında kocasını affedendir.
Milton Berle
MAYMUN HİKAYESİ
Asya?da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır. Bir hindistancevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistancevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı kadar büyüklüktedir, yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun, tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar ve yiyeceği kavrar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır.
Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz. Avcılar geldiğinde, maymun çılgına döner AMA kaçamaz. Aslında bu maymunu, tutsak Eden hiç bir şey yoktur. Onu sadece onun kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereke tek şey elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.
Bizi tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Tüm yapmamız gereken, elimizi açıp benliğimizi ve bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmaktır.
Joseph Goldstein

Levent Kobaza

#77
Günün sözü:
Gençlikte sevmek için yaşarız, yaş ilerledikçe yaşamayı severiz.
Saint-Euremond
İnsanlık ilerlerken aynı zamanda da gelişmiyor mu? Yoksa gelişme denen şey teknolojik refahın yarattığı bir yanılsamadan mı ibaret?
Ya da her ilerleyişin sonunda bir çöküş mü bekliyor?
Çünkü bakınca apaçık görülüyor.
Daha uzun yaşıyoruz ama daha çok sayıda hastalıktan ölüyoruz; geçmiştekinden daha az savaşıyoruz ama bir seferde milyonlarca insanı öldürecek silahlarla.
İlerledikçe daha çok para ama aynı zamanda daha çok sorun üretiyoruz ve dünyayı yavaş yavaş tüketiyoruz.Var bir tuhaflık!
Yoksa ilerlemek yerine biraz durmak, hatta bir parça ?gerilemek? mi gerekiyordu?
***

Ara sıra popüler medya ve kültürün aklına getirmeyi bile sevmediği bu soruları köşeme taşıyorum, biliyorsunuz.
Birlikte düşünelim, bu alanda okuyup bilgilenelim, biraz daha kurcalayıcı ve aykırı biçimde düşünmeye kışkırtalım birbirimizi istiyorum ya hani...
Geçen gün Romalı şair Publius Ovidius?un (M. Ö. 43 - M. S. 17) şu dizeleri çıktı karşıma.
?Dünya... daha iyi şeyler sunardı.
Ekmeden verirdi ürününü.
Dalda meyve, meşe oyuğunda bal.
Hiç kimse tarlaları sabanla delik deşik etmezdi.
Toprağı sınırlara bölmezdi hiç kimse.
Ve suları kürekle yarmazdı.
Kıyı dünyanın sonuydu çünkü.
Ah sen... doğuştan zeki insan...
Ah sen buluşlarının kurbanı...
Öyle korkunç ki yaratıcılığın.
Ne işe yarar şehirleri çevreleyen şu yüksek duvarlar
Ve niye şu savaşmak için silahlar!?

***

M. Ö. 300 dolaylarında Güney İtalya ve Sicilya?nın tamamı ormanlıktı. Bütün Yunan arazisi ve Doğu Akdeniz erozyonla mahvolmuşken İtalya bağlık bahçelikten geçilmiyordu.
Ama Roma büyüdü, serpildi, en sonunda dünyaya parmak ısırtan bir uygarlık-imparatorluk oldu.
Et ihtiyacı arttıkça arttı, çobanlar ve hayvanlar topraklara hakim oldu. Çiftlik ve kereste ihtiyacı ormanları tüketti.
Tepelerden akan topraklar haliçleri çamurla doldurdu, oralarda oluşan bataklıklar yüzünden halk sıtmadan kırıldı.
Bitmedi; gün geldi, tarımsal üretimde verim azaldı. Hububat ihtiyacı ve özellikle buğdayda Kuzey Afrika?ya muhtaç olundu.
İşte bütün bunların ardından geldi Ovidius?un o bugünden bakınca içimizden ?ne kadar tanıdık, ne kadar bildik yakınmalar?diye geçirdiğimiz ?çevre hassasiyeti yüksek?dizeleri...
Bazıları ?Roma?yı barbarlar yıktı? tezine dayalı savaş-kavga-entrika tarihini okumaya devam edebilir. O onların bileceği iş!
***

Belki de en radikal biçimiyle sormak gerek: Sorun uygarlık dediğimiz şeyde mi?
Uygarlıkların bir noktadan sonra ?ilerleme?ye dur demesi gerekiyor.
İyi de... Uygarlık insan zekâsının bir ürünü fakat kendisini kontrol edebilecek kendisine has bir ?zekâ?ya sahip değil.
O halde ne oluyor?
Gelin Ronald Wright?ın insanlık tarihinden çıkardığı sonuca kulak verelim. İlerlemenin Kısa Tarihi (Versus) adlı kitabında şöyle diyor Wright...
?Bir uygarlık doruk noktasına varıp ekolojiden talebi en yüksek seviyeye çıktığında en istikrarsız halini alır. Yeni bir enerji veya zenginlik kaynağı belirmedikçe üretimi artırmanın ve doğal dengesizliklere karşı koymanın yolu kalmaz.
Çünkü ileri gitmenin tek yolu doğadan ve insanlıktan yeni borçlar almaktır.
Doğa talepleri geri çevirmeye başladığında sosyal sözleşme bozulur; tapınaklar yağmalanır, heykeller yıkılır, barbarlık baş gösterir ve en sonunda imparatorun saray penceresinden kaçmaya çalışırken çıplak poposu görünür...?

Levent Kobaza

#78
Günün sözü:
Yaşamaya zaman ayırın, zira zaman bunun için yaratılmıştır.
Goethe

BİR KADIN DEĞİL BİR HAYAT SEÇERSİNİZ

Bir erkeğin düşünsel yeteneği, estetik birikimleri ne olursa olsun, hayatta durduğu kat, içine doğduğu kattır, tanıdığı İlk kadının, annesinin onu bıraktığı kat.

Giyim zevkinin bulunmadığı bir bahçede doğduysanız, giyim zevkinizin gelişmiş olduğu bir bahçeye sizi ancak bir kadın götürür, sofraların inceliklerle donatılmadığı bir katta doğduysanız, incelikli sofraların bulunduğu kata sizi götürecek olan da bir kadındır.

Birlikte olduğunuz kadın değiştiğinde, değişen yalnızca bir kadın değildir, hayatın neredeyse bütünü değişir, bir başka kata, bir başka bahçeye geçersiniz, orada her şey farklıdır.

Dinlediğiniz müzik, okuduğunuz kitap, yediğiniz yemek, gittiğiniz yerler, buluştuğunuz arkadaşlar, hatta taktiğiniz kravat bile değişir.

Bir erkeği hayatin içinde kadınlar gezdirir, hayatin katları arasında kadınlar dolaştırır. Zevkli bir kadına rastlarsanız zevkiniz, bilgili bir kadına rastlarsanız bilginiz, esprili bir kadına rastlarsanız espriniz, zeki bir kadına rastlarsanız zekânız gelişir; yeni huysuzluklar, kaprisler, kavga nedenleri, acılar da öğrenirsiniz.

Hayat, kutsal kitaplarda anlatıldığı gibi kat kattır; Habil?in asma bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir. Bir terastan bir terasa sizi kadınlar götürür. Ve bugün durduğunuz teras, seyrettiğiniz manzara, gördüğünüz hayat, yanınızdaki kadının terası, manzarası, hayatidir; hayatin hangi katında durduğunuzu, yanınızdaki kadının durduğu kat belirler. Hayatiniz, seçtiğiniz kadındır.

BİR KADIN DEGİL BİR HAYAT SEÇERSİNİZ ÇÜNKÜ

Levent Kobaza

#79
Teknolojinin gelişimi kabul etmek ,insanın insanlığının kaybedişini kabul etmek gibi.Evet,doğru çocukluğumdan  beri teknolojiyi yakından takip eden ben artık bir teknolojik özürlü oldum.Yani olmayı tercih ettim.Teknolojiyi çocukken bir eğlence aracı gibi görürken ilerleyen yaşla beraber, insanoğlunun doğayı alt etmeye yönelik bir savaş aleti olarak kullanmaya başladığını farkettim.Yalnız insanoğlu elindeki bu teknoloji denen baltayı doğanın her dalına hunharca vururken acaba bindiği dalı kestiğini farkediyormuydu?Hiç sanmam!Etrafıma bakıyorum,insanların yaşamak adına yaptığı şeyler öyle sınırlı hale getirilmiş ki ,yaşamın çekilmez oluşunun farkında bile artık değiller.Sosyalleşme,internetin başına oturup ,chatleşmeye yada kısa mesajlarla görüşmeye dönüşmüş.Çok mu kötü ?O kadar da kötülemek doğru olmaz ama insanı eve hapsederek sosyal kılamayız.Yada sanal alemin derinliklerinde edineceğiniz arkadaşlarla oturup bilgisayar üzerinden bir fincan çay görüntüsünü birbirinize göndererek birşeyleri paylaşmanın doyumuna ulaşabilirsiniz!Sizce buna doyum demek doğru olur mu?Bence değil.Yaşam  herşeyden evvel yaşadıkça tadına varılır.Gerçi diyebilirsiniz ki sen ne kadar tadına vardın?Ne yazık ki ben de yaşama dair dakikalarımı boşa tüketenlerden oldum.Ama yapamadıklarımız,söylediklerimizin doğruluğunu inkar etmemize bir bahane teşkil etmiyor.İş yerimde hergün bilgisayarın başında gününü geçiren ben,işten eve geldiğim artık bilgisayar görmek istemiyorum.Zaten evdeki laptopu da media player niyetine kullanıyorum((: Pişman mıyım?Asla!Çünkü biliyorum ki bilgisayar denen melet bir sigara misali evde de bana rahat vermeyecek ,hadi gel başıma otur diye sürekli beni içerden içerden dürtecek.Buyüzden  işten çıktığımda ,internete bağlanmak yerine hayata bağlanmak istiyorum.Onu dolu dolu yaşamak,özümsemek istiyorum.O ekranın başında dururken ayaklarımızın altından kayıp giden onca dakika var ki .. İşte buna kafamızı yormak gerek!

Levent Kobaza

#80
BİR GÜLÜN HİKAYESİ
Onlarla yıllar önce tanıştım.
Bir bar veya diskotek yada gece kulübü, yani yemekten sonra dans edip, eğlenmeye, müzik dinlemeye gidilebilen bir yerde. Ben masalardan birinde, tek başıma vazonun içinde duruyordum. Canım sıkılıyordu aslında. Özel olarak bu iş için, evleri, barları, restoranları ve işyerlerini süslemek, insanlar tarafından sevdiklerine hediye edilmek üzere yetiştiriliyordum. Benim kaderimde de buraya satılmada vardı, sevdiklerimden ayrılmış, bu vazoya yerleştirilmiştim. Can sıkıntısı içinde akıbetimi bekliyordum daha ne kadar yaşayacağımı bilmeden. Kimse benimle ilgilenmiyordu.
O gelene kadar? Çok güzel bir kadındı. Simsiyah saçları, düzgün vücudu, sade elbisesi ve benim kadar kırmızı dudakları kadar yıldız gibi parlıyordu. Kapıdan içeri girer girmez gözüm takıldı. Onun elinde, saçında veya yakasında olmak isteğiyle dolup taştım birden. Boş masama otursunlar diye dua ettim. Yanında birileri vardı, etrafa bakıyorlardı. Bende bakındım ve kalbim çarpmaya başladı, benden başka boş masa yoktu, demek ki bana geleceklerdi.
Yanılmamıştım. Oturur oturmaz beni fark etti. Tanrım ne güzel bir kırmızı gül diyerek önce beni seyretti, sonra yapraklarıma yumuşak elleriyle dokundu, daha sonra burnuna götürdü beni. Ben onun dokunuşları ve kokusuyla ürperirken oda benim kokuma bayılmıştı. Eline alıp, uzunca bir süre tuttu beni. Arada bir kokladı, kokumu içine çekti. Erkeklerden ikisi benim güzelle ilgileniyordu. Aralarında gizli bir rekabet vardı. İkisi de arkadaştılar, daha doğrusu iş ilişkileri vardı ama güzel kadın yüzünden birbirlerinden nefret ediyorlardı. Bir ara adamlardan esmer olanı dansa kaldırdı kadını. Beni yerime bırakıp eşlik etti adama. Uzaktan izledim onları, konuşmalarını duymuyordum ama anladığım kadarıyla tam anlamıyla asılıyordu. Benimkide gülümsüyor, arada bir başını eğiyor, bir şeyler söylüyor, çoğu zamanda bakışlarını adamdan kaçırıyordu. Sıkıldığını anlamıştım. Tam oturmuşlardı ki, sarışın olanı kaldırdı dansa. Onu da kırmadı. Aşağı yukarı aynı şeyler cereyan etti. Ama bu adam daha kibardı ve sanırım ondan daha çok hoşlanmıştı. Derken? Derken o çıkageldi. Hiç beklemediğim, ummadığım bir anda masaya geldi. Diğerlerinin arkadaşıymış kadınla ilk kez tanışıyorlardı. Küçük bir merasimden sonra kadının yanına oturdu. Ben yine onun ellerindeydim? Birden kadının kulağına eğilip, ?kırmızının sana çok yakıştığını biliyor musun?? dedi. Sesi çok ateşliydi. Doğrusunu isterseniz, ben bile etkilenmiştim. Gözlerini kaldırıp ona gülümsediği an bakışlarının son derece çarpıcı olduğunu gördüm. Benim ki daha etkilenmişti. İkimizde dikkatlice incelemeye başladık adamı. Kendini beğenmiş bir havası vardı. Yakışıklıydı Allah için, Şık ve iyi giyimli, ağzı laf yapan biriydi. Sık sık kulağına bir şeyler söylüyor, oda çapkına gülümsüyordu. Meğer oda benim gibi kapıdan içeri girdiği andan itibaren güzel kadını izlemiş. Birkaç dakika sonra iş isten geçmişti. Tahmin ettiğim şey gerçekleşti. Yukarılarda dolaşan Eros, ikisini görür görmez oklarını kalplerine sapladı. O andan itibaren yalnızca ikisi vardı orada. Birlikte dans ettiler, sarıldılar, konuştular? Bende mutluydum ama birazdan onların gideceğini düşünmek acı veriyordu. Daha goncaydım, en azından bir haftalık ömrüm vardı, ama bundan sonraki günlerimi burada, bu karanlık yerde geçirmek istemiyordum. Beni alırmıydı giderken? Yanında götürürmüydü? Ben bu duygularla doluyken kalkmakta olduklarını fark ettim. Tanrım gidiyordu! Gidiyorlardı. Adam geldikten sonra benimle hiç ilgilenmemişti. Beni unutmuştu. Ayağa kalktı, çantasını aldı, ceketini omuzlarına attı ve yavaş yavaş uzaklaştı masadan. Beni bırakarak? Kahrolmuştum. Bütün ümitlerim sona ermişti. Ona son bir kez veda etmek üzereyken, genc adamın masaya döndüğünü gördüm. Bir şey unutmuştu herhalde. Geldi bana uzandı. Yoksa? Beni aldı, önce kokladı, kokumu onun yaptığı gibi içine çekti ve onun yanına gitti? Gözlerinin içine bakarak ?bütün bir gece çok hoş bir ikiliydiniz, onu yalnız mı bırakacaksın? diyerek beni uzattı. Daha önce biraz kıskanmıştım, ama o anda çok sevdim bu adamı. Sarılıp öpmek geldi içimden. O gece ve sonrası onlarla birlikte aşkı, mutluluğu, tutkuyu, ihtirası yasadım. Çok büyük bir aşka tanık oldum. Ama korkuyordum. Hislerim bu aşkın uzun sürmeyeceğini söylüyordu. Evet, çok seviyorlardı birbirlerini ama başka dünyaların insanıydılar? Her şeyleri farklıydı. Bu ilişki onları tüketecekti? Beni bir hafta boyunca vazoda baktı. Her gün suyumu değiştirdi, uzun yaşamam için vitaminlerle besledi beni. Her sabah yataktan kalkınca okşadı, sevdi, kokladı. Her akşam eve geldiğinde benimle ilgilendi. Yapraklarımın dökülmekte olduğunu fark edince kurumamamı, yapraklarımın dökülmemesini sağladı. Ömrümü uzattı. Aradan yıllar geçmesine rağmen hala yaşıyordum. Hala onunla beraberim. Onun yatağının başucundayım. Ben onunlayım ama buluşmamızı sağlayan bizimle değil artık. Korktuğum başıma geldi. Bir yıl sürdü ilişkileri. Aşk dolu geceler yerini kavgalara bıraktı. Hiç istememe rağmen birbirlerini kırmalarına şahit oldum. Onunla birlikte bende ağladım. Her kavga, daha tutkulu bir barışmayla sonuçlanıyordu. Ama sonra bir gün gitti ve bir daha hiç aramadı? Ama o günden sonra her gün bir arkadaşım geldi evimize. Her gün kırmızı bir gül getirdi çiçekçiler. Kimden geldiğine dair hiçbir not olmadı güllerin üzerinde. Ama oda bende kimin gönderdiğini biliyorduk. Aradan yıllar geçti, başkaları geldi gitti eve. Ama o hiç gelmedi. Gülü hep geldi. O da güllerin hiçbirini atmaya kıyamadı. Hepsini yaprakları dökülmeye başladıktan sonra kuruttu, yaprakları ufaladı, banyoda, odalarda sakladı. Saklamaya devam ediyor? Bu güzel kokulu evde ben öldüm bir gün ve? Benimle birlikte o güzel kadın da öldü.
Ama ev hala onun kokusuyla doluydu?

Levent Kobaza

#81
Günün Sözü:
Kadınlar bize her zaman büyük hedefler gösterir ve onlara ulaşmamızı engeller.
Alexandre Dumas

Erkek egemen kültür, deliliği nerdeyse kadınlara has bir şey gibi anlatır. Çılgınlık sanki kadınca bir şeydir. Oysa psikiyatri istatistikleri ?aklını yitiren? erkeklerin sayısının kadınların yaklaşık iki katı olduğunu gösteriyor

Levent Kobaza

#82
Günün sözü
La Rochefoucauld?un sözüydü: ?Kadınlar ilk ilişkilerinde sevgililerine, sonraki ilişkilerinde aşka âşık olur.?

Yaşamak nedir? Kollarımızın arasına bırakılıvermiş bir armağan... Ya da sırtımıza vurulmuş bir yük... Ya da ellerimizle imal edip ateşleme mekanizmasını harekete geçirdiğimiz saatli bomba... Hangisi?

Levent Kobaza

#83
Günün sözü
Kederlerimizi ve sevinçlerimizi biz onları yaşamadan çok önce seçeriz.

HALİL CİBRAN
KALP
Delikanlı alaca karanlıkta yürürken, yumuşak bir şeye çarptığını fark etti. Eğildi baktı. Aman Allahım! Ayaklarının arasında, bir kalp duruyordu. Tıpkı resimlerdeki gibi, diri ve kanlıydı. Onu büyülenmişçesine avuçlarına aldığında, dehşetten; çıldıracaktı. Kalp tıp tıp atıyordu ve sımsıcaktı.
Delikanlı, sanki ellerine yapışıp bir başka uzvu haline geliveren kalpten kurtulmak istiyor, fakat ne olduğunu bilmediği, kestiremediği duygular tarafından engelleniyordu. Bir müddet sonra sakinleştiğinde, onun sahibini bulmak için en yakındaki evin kapısını çaldı ve zincir; aralığından bakan genç kıza ;
?Bu kalp sizin mi?? diye sordu. Biraz önce buldum onu.
Kız, mahcup bir ifadeyle;
?Ben kalbimi, üç ay önce rastladığım bir vefasıza kaptırdım? dedi.
?Yandaki eve sorun, onların olabilir.?
Kızın gösterdiği ev, göz kamaştırıcı bir villaydı. Kapıyı açan hizmetkârlar, onu üst kata çıkartarak evin beyine götürdüler.
Delikanlı, yumuşacık halıların üzerine damlayan kanları ayağıyla örtmeye çalışırken;
?Bu kalp sizin mi acaba? ? diye sordu. ?Hala atıyor da?..?
Beyefendi, ışıl ışıl parıldayan kristal kadehinden höpürtülü bir yudum çekerek;
?Ben kalbimi dünyaya sattım, canikom? diye sırıttı. ?Komsu evde bir yaşlı bir ihtiyar var, belki o bilir sahibini?.?
Delikanlı, hızla soğumaya başlayan ve atışları gittikçe yavaşlayan kalbi bitişik kulübedeki yaşlı ihtiyara koşturarak;
?Bu sizin mi?? diye sordu. ?Çabuk olun, neredeyse duracak.?
Yaşlı adam, okumakta olduğu Kutsal kitabi yavaşça kapatırken;
?Ben kalbimi, her şeyimle Allah?a verdim evlat? diye gülümsedi.
?Elindekinin sahibini, neden gidip anne ve babana sormuyorsun ??
?Her ikisi de yaşlanıp bunadı.? diye söylendi genç? ?Bir bebek gibi alaka görmek istediklerinden, üç gün önce kavga edip onları terk ettim.? ihtiyar adam, büyük bir üzüntüyle
?Terk ettin ha. ? diye mırıldandı. ?Terk ettin demek?..?
Delikanlı, söylenenlere karşı kayıtsız görünüyordu. Oysaki yaşlı adam, beklediği cevabi çoktan almıştı. Delikanlıya doğru emin adımlarla ilerledi ve iki eliyle kavradığı delikanlının gömleğini bir hamlede yırtarak göğsünü açıverdi. Delikanlının sol göğsünde, avuçlarında tuttuğu kalp büyüklüğünde kanlı bir boşluk vardı.

Levent Kobaza

#84
Günün Sözü:
'Asla yapabileceğinizden fazlasını vaat etmeyin. Ama her zaman, vaat ettiğinizden fazlasını yapın.'
Lou Holtz

RAHATI KAÇAN AĞAÇ
Tanıdığım bir ağaç var
Etlik bağlarına yakın
Saadetin adını bile duymamış
Tanrının işine bakın.
Geceyi gündüzü biliyor
Dört mevsimi, rüzgarı, karı
Ay ışığına bayılıyor
Ama kötülemiyor karanlığı.
Ona bir kitap vereceğim
Rahatını kaçırmak için
Bir öğrenegörsün aşkı
Ağacı o vakit seyredin

melih cevdet anday


Levent Kobaza

#85
Günün Sözü:
Hayatta yapılacak o kadar çok hata var ki, aynı hatayı yapmakta ısrar etmenin anlamı yok.
Sartre
HAYAT
Hani yürüyen merdivenleri yürüyerek çıktığının farkına varırsında, yürümenin anlamsız olduğunu fark eder birden durursun ama merdivenler yinede seni yürütmeye devam eder.
Hayat bu işte.
Belki geriye doğru yürüsen kaldığın yere dönersin ama bu adamı çok yorar. Hem arkandan gelenlere de çok ayıp olur. Binmişsin bir kere, yürüsende yürümesende yürüyor lanet olası.
Yağmurda yürümek güzeldir. Hatta çamurda yürümek bile güzeldir.
Ama İstanbul?da yağmur yağınca bataklıkta yürürsün. Hadi varsayalım o da güzeldir. Anlamadığım şey, nedir bu koşuşturma? Niye? Birde sana çarpan insanlar özür dilemiyor, sol kulaklığı arızalı walkman?ımdan duyamadığım kadarıyla. Bu çamur, bu bataklığın tek sebebi insanlar. Dilenmemiş özürlerin, insanlardan akan pislikleri bunlar. Bundan çekinenler telefon etmediği halde telefon kulübesine sığınmışlar, yağmur dindimi diye arasıra kafalarını çıkarıyorlar. Hayat bu işte. Korkularını başkalarının haklarına sığınarak atlatırsın. Hiç özre gerek yok, devam et dostum.
Hani bir dostun çekip gider bu dünyadan da buna ?ölüm? derler. İlk aklına gelen onunla geçirdiğin en son an olur. İki gün önce sana hediye ettiği şapka gelir aklına. Kafanı yoklarsın şapka yerin demi diye. Sanki biri alıp kaçacakmış gibi gelir. Boyuna kontrol edersin. Elin ıslanır yağmurdan ve gözyaşından. Sonra o elinle tutuğun sigaran ıslanır. Yeni yaktığın sigara daha yarıya gelmeden söner. Hayat bu işte. Bir şeyin zamanından önce bitivermesi



Levent Kobaza

#86
Cemal Süreyyayı anıyoruz
Aşk

Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlarda gidiyorlar. Gitsinler
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı,
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun oturmuştu
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı

Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu

Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullular
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi ki sevmek
Ki karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bırakasalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatrı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.

Levent Kobaza

#87
Günün Sözü:
Nabi?nin ?Dünyaya öyle bir zamanda geldik ki izzet sahipleri unutulup gitmiş. Onların yerini küçük tabiatlılar almış, büyük insanlar nisyana terk edilmiş?

ÖNCELEYİN
Önce bir ellerin var
Yalnızlığımla benim aramda
Sonra birden kapılar açılıverdi
ağzına kadar
Sonra yüzün,
Ardından gözlerin dudakların
Sonra herşey çıkıp geldi
Bir korkusuzluk aldı yürüdü çevremizde
Sen çıkardın utancını duvara astın
Ben masanın üzerine koydum kuralları
Herşey işte böyle oldu once

cemal süreyya

Levent Kobaza

#88
Günün Sözü
****
Herşeyin çok iyi anlaşılabildiği bir nokta  düşünün tam olarak şurda olsun.
Sonra hiçbirşeyin anlaşılamadığı bir nokta düşünün o da şurda yer alsın.
İşte bu iki nokta arasında yer alan şeyin ismi sanattır.
                                                         Ali Poyrazoğlu
BİR gün, baba iki çocuğuyla kırda gezintiye çıkar. Küçük oğlan yorulur ve babasından kendisini kucağına almasını ister. Baba çok yorgun olduğunu söyler. Çocuk ağlamaya başlar. Baba bir tek kelime söylemeden ağaçtan bir dal keser, bıçakla düzeltir ve oğluna verir.
"Al oğlum sana güzel bir at!.."
Çocuk sevinçle ata biner ve sıçrayarak, dehleyerek evin yolunu tutar.
Baba gülerek kızına "İşte hayat budur kızım. Bazen zihnen veya bedenen kendini çok yorgun hissedeceksin. İşte o zaman kendine değnekten bir at bul ve neşe ile yoluna devam et. Bu at bir arkadaş, bir şarkı, bir şiir, bir çiçek, bir çocuğun tebessümü olabilir."
Etrafa bakıp da böyle bir atı arayan herkes bulabilir. Şunu daima hatırlayınız ki, hayatın ne kadar zor olduğunu düşünürseniz, yaşam bir o kadar imkansızlaşır.



Levent Kobaza

#89
Günün Sözü
'Yanlışlar çok hızlı gider. Doğrular asla geride kalmamalı..'
Alexander Crummel
(1819-1898/ Rahip, bilim adamı)


BİR İNSANIN HAYATINI DEĞİŞTİREN AN
Lisede birinci sınıf örgencisiydim? Sınıf arkadaşlarımdan birini, okuldan eve dönerken, yolda gördüm. Adi Robert?ti.
Bütün kitaplarını, eşofmanları, ayakkabılarını kucaklamış, evinin yolunu tutmuştu. Kendi kendime, kitapları okuldaki dolapta bırakmayıp da hepsini birden evine götürdüğüne göre ?Bu arkadaş herhalde ?inek? kelimesinin tanımı olsa gerek? diye düşündüm.
Kendi hesabıma, hafta sonu mahalle arası yapacağımız futbol maçından baksa bir şey düşünmüyordum. Bu düşüncelerle yürürken bir baktım ki, karsıdan bir grup çocuk koşarak geliyor. Robert?e çarptılar, kucağındaki bütün kitapları düşürdüler, ardından Robert de tökezlenip sokağın çamurlu bir kösesine yığıldı.
Gözlükleri gözünden fırlamış, biraz öteye düşmüştü. Kafasını kaldırdığında, gözlerindeki büyük üzüntü ifadesini fark ettim. İçim sızladı, koşup yardımına gittim. Gözlüklerini ararken Robert?in gözlerinin yasarmış olduğunu gördüm. Gözlüklerini yerden alıp kendisine uzattım ve ?Serseri bunlar, bos ver? dedim. ?Sagol? dedi ve yüzünde teşekkür dolu çok güzel bir gülümseme belirdi.
Yerden kitaplarını topladık, ben nerede oturduğunu sordum. Bir de baktım ki komsuyuz?
?Nasıl olur da seni daha evvel görmedim? diye sorduğumda, özel koleje gittiğini sonradan bizim okula transfer olduğunu anlattı. Böylece hayatımda ilk kez bir ?Kolej çocuğu? ile tanışmış oldum.
Aslına bakacak olursanız eğlenceli biriydi, ?Bizimle maç yapmaya gelir misin? teklifimi kabul etti. Hafta sonu beraber takıldık, sadece ben değil arkadaşlarım da onu sevmeye başlamıştı.
Pazartesi sabahı okula giderken onu yine kucağında dev bir kitap yığınıyla gördüm. ?Oğlum bunları taşıya kol adalesi yapacaksın? dediğimde güldü, bir kimsini bana verdi.
Sonraki dört yıl içinde birbirimizin en iyi arkadaşı olduk. Lise son sınıfta ise, üniversite düşünmeye başladık. Robert New York?a, ben Teksas?a gidecektim. Kilometreler bizi ayırsa da arkadaş kalacağımızı ikimiz de biliyorduk. O doktor olacaktı, ben de futbol bursuyla isletme okuyacaktım.
Robert okul birincisiydi, kendisiyle her zaman ?Sen de aslında az inek değilsin ha? diye dalgamı geçtim. Mezuniyet gelip çattığında, okul yönetimi Robert?ten törende bir konumsa yapmasını istedi. Mezuniyet günü bizimki iki dirhem bir çekirdek salona geldi, gözlükleriyle bile yakışıklı bir hali vardı. Kızlar bakıp duruyordu, için hafiften kıskanmadım desem yalan olur.
Yanına gittim, az biraz heyecanlıydı, sırtına vurup ?Sen bu isin de hakkini en iyisinden verirsin, merak etme? dedim.
?Sagol? dedi, gülümsedi.
Kürsüye çıktı, kısa kesik küçük bir öksürük sonrası, konuşmaya başladı:
? Bu mezuniyet günü, bizler için, su ana gelinceye kadar karsımıza çıkan güçlükleri yenmemizde bize yârdim eden insanlara teşekkür etme zamanıdır. Anne babalarımız, öğretmenlerimiz, takim koçları? Ama en çok arkadaşlarımız! Size burada, arkadaşlığın verebileceğiniz en önemli hediye olduğunu anlatmaya çalışacağım. Size bir hikâye anlatacağım?
Tanıştığımız ilk günü anlatmaya başladığında hayretle yanımdakilerin yüzüne baktım. Meğer o hafta sonu kendini öldürmeyi planlamış. Dolaplarını da sonradan annesi okula gidip kalan eşyaları almak zorunda kalmasın diye boşaltmış. Konuşurken bana baktı ve ?Sagol, beni kurtardın. Arkadaşım, beni simdi telaffuz bile etmek istemediğim şeyi yapmaktan kurtardı? dedi.
Okulun en çalışkan en beğenilen insani, hayatinin en zayıf anini anlatırken herkes soluğunu tutmuştu.
Annesi ve babası bana bakıp şükranla gülümsediler.
İşin bu kadar derin olduğunu asla bilmiyordum.
Anlık olayların gücünü hiçbir zaman azımsamayın. Küçücük bir hareketle bir insanin hayatini değiştirebiliyorsunuz?
Daha iyiye veya daha kötüye doğru!
Allah hepimize birbirimizin hayatini bir şekilde etkileyebilme gücü vermiş.
Bu gücü iyilik için insanlara yönlendirin ve bu his kalbinizde hep taze hep sıcak kalsın!

Levent Kobaza

#90
Günün sözü
Akıl akıl olsaydı adı gönül olurdu
Gönül gönlü bulsaydı bozkırlar gül olurdu..

NECİP FAZIL KISAKÜREK



KALDIRIMLAR

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık.
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler.

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir kuyuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi

Levent Kobaza

#91
Günün sözü:
Eğer bir adam o sırada oynadıkları oyunu 'saçma sapan' veya 'çocukça' buluyorsa mutlaka karısı onu yeniyordur..!
Kadın zekası
Kadın zekasına bayılıyorum. Neden mi? Çünkü erkekler gibi 'kaderci' değiller. Oysaki bir erkek, bir kadınla birlikte olduğu zaman şöyle düşünür: "Saldım kendimi çayıra, hayırlısıyla Mevlam beni kayıra!" Ama kadın öyle mi? Haşa! Bir kadın, bir erkekle ilk kez tanışıp onu ele geçirmek için kolları sıvadığında "Bismillah" der. İlişkiyi aşka dönüştürmek için "Ya Allah" der. Sıra erkeği kendisine aşık etmeye gelince, erkeğin her dediğine "Eyvallah" der. Erkeği kendisine aşık ettikten sonra da istediğini almak için "Allah Allah" der. O esnada bir şeyler ters giderse "Fesuphanallah" der. Alttan alması gerektiği yerde "Estağfurullah" der. Erkeği kendine bağlayıp, yüzüğü parmağına geçirdiği zaman da "Maşallah" der. Ama ne gariptir ki, kendini çayıra salan erkeğin, bu ilişkide daha az stres yaşaması gerekirken, her nasıl oluyorsa 'ilişki yorgunu' olan yine erkek oluyor. İşte kadının zekası da buradan geliyor bence. Unutmayın ki; 'kadınların gözleri keskin, zekaları uyanık, düşünceleri
vesveseli olur!'


Levent Kobaza

#92
Günün Sözü:
Genetik bilimi sayesinde, insanlar 140 yıl yaşayabilecekmiş. Bu gidişle şiirlerimiz de değişecek. Yaş 35. Yolun dörtte biri eder

Charlie Chaplin ile Albert Einstein bir resepsiyonda karşılaşıyorlar
Einstein Chaplin?e herkesin sizing filmleriniz ne kadar çok beğendiğini sizi ne kadar anlayı ,sevdiklerini söylüyor.Bunun üzerine Chaplin , Einstein?e  biliyorum diyor beni anladıklarını ve sevdiklerini.Ancak diyor anlayamdığım birşey var diyor;nasıl oluyor da sizi kimse anlamamasına rağmen bukadar seviyor?

Levent Kobaza

#93
Biraz da benden olsun;
Ayaküstü sohbetlerin keyfi bir başka olur.Hele hele sevdiğini o kadar özlemişken onu görebilmek adına onunla geçirebileceğin bir iki dakikalık  zaman dilimi senin için büyük bir heyecan ve keyif yumağı gibidir.
****
Yaşamla , ölüm;nefretle, sevgi..Aralarında yer alan sadece ince bir çizgi.Belki de ne hissettiğini ifadelendirmede zorluk çektiğin bir an, bir zaman dilimi..Yeri gelir ikisini de aynı anda hisseder ama tam olarak neyi hissettiğine karar veremezsin.Nefretin sevgiye ,sevginin nefrete dönüştüğü anı yakaladığınız olmuş mudur?Sanki tam yin yang çizgisinin üzerinde gibi hissedersiniz kendinizi.
****
Kumdan kaleler yapardık çocukken
Dalgalar gelip yıkardı.
Yılmazdık , yine yapardık
Bilemezdik niçin dalgaların bu kadar vurdum duymaz olduğunu
Tıpkı hayatın vurdum duymazlığına benzerdi  dalgalar
Hayatında vurdum duymazlığı tıpkı dalgalar gibi
Yıkmamış mıydı yaptığımız kaleleri
****
Dost bildiğin anıların düşmanın olmuşsa,
Çektiğin siyah beyaz fotograflar unutulmuşsa,
Hayat yaşanmaz olmuş,sevdalınsa ecelin olmuşsa
Boşver  o zaman herşeyi , bırak kendini boşluğa

Anıların resimlerde kalan kareler olmuşsa
Ruhun terkedilip kalmışsa
Sesin unutulmuş, adın anılmaz olmuşsa
Boşver hayatı artık ne olmuşsa

Ben beni unutanları unutmamışsam
Yerimden göç eylesem bile ismini dilime dolamışam
Şu baki kalan kubbede hoş bir seda olmuşsam
Ne mutlu geride kalan dünyaya


Levent Kobaza

#94
Günün sözü:
Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir.
Bu savaş bir başladı mı artık hiç bitmez!..
E.E.Cummings

SEVGİ YOL GÖSTERİR
Yuvası İstanbul?da olan bir güvercini alıp Kahire?ye götürüyorlar.
Ayağına bir işaret bağlayarak serbest bırakıyorlar.
Güvercin havalanıyor, belli bir yüksekliğe çıktıktan sonra, havada büyük bir daire çiziyor.
Sonra yuvasına yönelip hızla yol almaya başlıyor. Yüzlerce kilometrelik yolu alarak, günler sonra İstanbul?a ulaşıyor. Ona, İstanbul yolunu bulduran ve yuvasına ulaştıran gönlündeki pusula ve radar nasıl bir şeydir?
Göçmen kuşların kışa doğru sıcak ülkelerdeki yuvalarına uçtuklarını, yaza doğruda kuzeydeki yuvalarına döndüklerini biliyoruz. Onların aralarında yardımlaşmak için, bir liderin etrafında toplanırlar. Onların desteği lidere güç katar. Liderinde gönlünü gideceği yuvaya ayarlaması, sevgiyle o yuvayı istemesi, ona doğru yolu buldurur.
Öylece sürüye, doğru yolu göstermiş olur. Sürüden ayrılanların yolu kaybetmesi çok olmaktadır.
Çünkü ayrılan, gönlünü gideceği yuvasına bağlamamıştır. Onun tek düşüncesi ve isteği yuvasına ulaşmak değildi. Ancak sürüye ve başa uyarak hedefe ulaşılabilirdi. O lidere yolu bulduran ve rotasını gösteren gönlündeki pusula veya radar nasıl bir şeydir?
Evinde küçük yavrusunu bırakarak bir yere giden ve yavrusunu büyük bir sevgiyle bağlı olan anneler, çocuklarının bir sıkıntısı olursa onu uzaktan hissederler, hemen en kısa yoldan evlerine koşarlar. Onların gönlündeki telsiz cihazı nasıl bir şeydir?
Sevgiyle bağlandığı bir işi veya bir konuyu en güzel şekilde yapmaya çalışan ve yapan, bir takım güzel buluşlar bularak işi geliştiren,yenilikler ve bilinmezleri getiren adamın gönlünde ve zihninde nasıl bir radar gözü vardır acaba?
Hepsinde sevgi yol gösteriyor. Sevgi gidilecek yolu ve varılacak hedefi aydınlatan bir ışık oluyor. Gönüllerdeki sevginin yol gösteriliciline, hiçbir kuşku kırıntısına yer vermeden bağlananlarda, sevgi ışığı görevini en güzel şekilde yapıyor.
Demek ki sevgi ışığının yol gösterebilmesi için gönlün sevilene tam bağlanması, özlemle onu istemesi, ona ulaşılacağından asla kuşkulanmadan, tam bir inançla ona yönelmesi gerekmektedir.
O zaman sevilenle tam bir gönül alışverişi başlıyor. O alışveriş sevginin görevini yapmasını ve yolu aydınlatmasını sağlıyor. Bu mekanizma sevgilisine ulaşanlarda, sevdiği bir işi en güzel yapanlarda, başaranlarda da, yeni güzel eserler meydana getirenlerde de böyle işliyor.
Gerçek bir sevgiyle birbirini sevenlerin gönüllerindeki ışık,onları birbirine yaklaştırır.Sürekli sevgilisini düşünen,onu özleyenler birbirine ulaşılacak yolu mutlaka bulurlar.Önemli olan onların sevgilerinin gerçek olması

Levent Kobaza

#95
Günün Sözü:
Müzik insanın yalnızlığını onaylamak için icat edilmiştir.

LAWRENCE DURRELL

sevgileri yarınlara bıraktınız
çekingen, tutuk, saygılı.
bütün yakınlarınız
sizi yanlış tanıdı.

bitmeyen işler yüzünden
(siz böyle olsun istemezdiniz)
bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı.

siz geniş zamanlar umuyordunuz
çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
yılların telaşlarda bu kadar çabuk
geçeceği aklımıza gelmezdi.

gizli bahçenizde
açan çiçekler vardı;
gecelerde ve yalnız.

vermeye az buldunuz
yahut vaktiniz olmadı.

behçet necatigil


Levent Kobaza

#96
Günün Sözü:
Giden hayatı geri getirebilecek hiçbir şey yoktur.
Jycus

SON GÜNLERDE
Son günlerde, bilmem kaç sene önce ekrana gelmiş bir dizinin bilmem kaçıncı tekrarının yayınlanmasının beni akşamları uzun zamandır olmadıgım kadar mutlu ettiğini farkettim de kendi hayatımı yaşamaktan ne kadar kaçtıgım geldi aklıma. Biz tv esirleri yaşayamadıklarımızı ekrandakilerle telafi etmeye çalışan, onların acılarına üzülüp, sevinçleriyle mutlu olanlar, aslında yaşamayı ne kadar ertelediğimizin farkında bile değiliz.
Türk televizyonlarında son dönemde esen bu yerli dizi rüzgarı neden bu kadar başarılı oldu sanıyorsunuz. İşte bu ertelenmiş hayatlar yüzünden?
9-6 kıskacına sıkışmış; arkadaşlarla yenen akşam yemekleri veya haftasonu yapılan bazı etkinlikler dışında hayatında pek de bir renk olmayan bu insan topluluğunu; tutkulu, aşkların, kavgaların, zenginliğin, ihtişamın, yakışıklı jönlerin, güzel kadınların yeraldığı bu heyecanlı olaylar zinciri, ekrana nasıl bağlamaz ki.
Düşünüyorum da aslında yapay dünya hepimizin işine geliyor, yani yapay üzüntüler ve yapay mutluluklarla yetinmek herkesi huzurlu kılıyor. Çünkü gerçek hayatla yüzleşebilmek, kendimizin, ülkemizin, dünyanın gerçek sorunlarıyla yüzleşebilmek çok daha zor. Emek gerektiriyor, çaba gerektiriyor, en önemlisi düşünmeyi gerektiriyor, gerçek anlamıyla düşünmeyi. Ve bunları eyleme dönüştürebilmeyi. Ama yorgunuz değil mi bunları yapmak için çok yorgunuz. Çok çalışıyoruz. Her şeye yetişemiyoruz. O yapay hayatların içinde yer alarak hazıra konmuş oluyoruz. Çabalamamıza gerek kalmıyor sadece uzaktan kumandanın düğmesine basmak için çaba göstermemiz yeterli.
En son ne zaman sadece kendim için birşey yaptım hatırlamıyorum, peki ya siz hatırlıyor musunuz? Veya en son ne zaman hiç tanımadığınız birini mutlu etmek için birşeyler yaptınız? Ertelemekten vazgeçip, yaşamın tam ortasına dalmanın, hata yapmaktan korkmadan ilerlemenin vakti gelmedi mi? İlkönce kendimiz sonra da dünya için gerçekten düşünüp, çabalamanın vakti gelmedi mi? Küçücük de olsa elimizden geldiğince çabalamanın..
Gerçek huzur ve mutluluk sanki biraz çaba istiyor, öyle değil mi?

Levent Kobaza

#97
Kimbilir dedim nasıl üşümüştür?Yataktan çıkmakta nasılda zorlanmıştır, karanlığın ,aydınlığa dönüşemediği şafak vakti.Acaba dedim, apartmanın dış kapısına geldiğinde ,kapının camına vuran yağmur damlacıklarını gördüğün de ne düşünmüştür?Dışarı çıkmakla çıkmamak arasındaki kararsızlık..Soğuk , karanlık ve yağmurluğu bir Çarşamba sabahı yollara düşmek..
Yağan yağmur ,sanki bir yere gitme burda kal dercesine üstüne üstüne gelir.Yağmurun tahrik ettiği rüzgar seni büsbütün alıkoyar yolundan.Şemsiye tutmak istemeyen ellerin artık bir şemsiyeye mahkumdur.Ama belli ki o şemsiye bile koruymaz seni yağmurun tahrik ettiği rüzgardan.Dökülen yapraklar kalmamış, rüzgar ordan oraya savurmuştur.Geriye bir tek sen kalmışındır , karşısındaki engel misali..

Levent Kobaza

#98
Günün Sözü:
Beyin, dilin azmettiricisidir

Dil, beynin tetikçisidir.

AHMET ÇUHACI

ASMA

Denize bakıyorduk ikimiz de
Çocukluğun ve ben. Kayık limanı
Şaşırttı düşüncemi zamanlardan.

Burda mutluluk bir kalıttır
Alnının değdiği eski denizden
Köpükten, geleceğin saklandığı.

Öpüşmeyi bilmezdin, bilmediğin
Gibi yedi renkli asmadan
Yapılmış burcu yok sevdayı.

Yanmış kömür yükünü düşüncemin
İndirdim yalısız kıyıya.
Bir midyeydi açtım zamanı

İçindeydi zamanı ikimizin.

Levent Kobaza

#99
Günün sözü:
Pek çok kişi sizin limuzininize binmek için can atıyor, ama sizin istediğiniz arabanız bozulduğu zaman sizinle birlikte otobüse binecek birisi.
Oprah Winfrey




"Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
Bebek ağladığı kadar bebektir.
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin,
bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin."

Can Yücel