Haberler:

2005 yılından bu zamana Alfa Romeo ruhuyla yaşayanların arasına hoş geldiniz.
Soru, görüş ve önerileriniz için elektronik posta adresimiz: You are not allowed to view links. Register or Login



SEVMEK VE YAŞAMAK ADINA

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Levent Kobaza

#450
Günün sözü
'Eğer başkalarının alacağından korkmasak, hayatımızdan atmak isteyeceğimiz çok şey var.'
Oscar Wilde

**

Sisli ve puslu bir güne uyanmak
Çiseleyen yağmur taneleri
İçimi ısırın bir rüzgar

Rüzgara karşı soyunmuş çırılçıplak kalan ağaçlar
Ve rüzgara karşı yürümeye sarfettiğim gayretim

Issızlık ve sen

Her yüzüme dokunan damlayla daha bir çoğalmak
Sanki yaşama karşı verdiğim savaş

Ve anılarla gözümün önünden geçen insan silüetleri

Ve sen, çok uzaklarda
Başka ülkelerde başka şehirler de

Başbaşa kaldığım yanlızlığım
Karşımda , karşı karşıya öylece

Kimsesizliğim ve kırılan onurum
Kaybolmuş geçmişim yada geleceğim

Uçurumun kenarında, yaşamak ve ölmek oyunu oynadığım
Sanki herşey bir yazı bir tura
Hangisi gelse diye seçmekten bile vazgeçtiğim bir yazı-tura oyunu

Sorduğum soru kendime
Neden ve niçin burdayım diye?
Ne yapıyorum bir başıma , kimsesizliğimin tam da ortasında
Bir yıldızsam adını bile bilmediğim bir galakside
Etrafımda dönen riyakarlık bulutları tıpkı bir nebula
Çepe çevre sararken içine  çekildiğim bir kara delik

Sonsuzluk!
Ve içinde yaşadığımız boşluk

***

"Evcilik oyunu" oynayan arkadaşlardan "evlilik oyunu" oynayanlar çıkabilir. İyi arkadaşlar iyi karı kocalara dönüşebilir. Mümkün bu! Ama arkadaşlıktan aşk çıkar mı? Belki... Fakat yürümez. Çünkü aşk ne oyundur ne de anlaşma! Aşk oyunbozandır, düzene karşıdır

***

Bir gün Ali, öğretmeni Ayşe Hanıma giderek dersten sonra
kendisiyle görüşmek istediğini söyledi. Öğretmen kabul etti ve sordu:

-Sorun nedir Ali?

- Ben bu sınıfın düzeyine göre fazla zekiyim. Bir üst sınıfa geçmek istiyorum.

İstek konusunda bilgi verilen Müdür Ali'ye bunun için bir testten geçmeyi isteyip istemediğini sordu.

Ali tereddütsüz kabul etti ve test başladı.
-Söyle bakalım Ali: 3X4
-Oniki
-Peki 6X6
-Otuzaltı Müdür Bey
-Japonya'nın başkenti
-Tokyo
Ve test bir saat sürdü, Ali hiç hata yapmadı. Test sonunda Ali'nin öğretmeni de soru sormak istedi. Ali ve Müdür bu isteği kabul ettiler.

Öğretmen sorulara başladı:
-İneklerde dört tane, ben de iki tane olan nedir?
-Bacaklar öğretmenim!
-Doğru! Peki; senin pantolonunun içinde olup, benim pantolonumun içinde olmayan nedir?
Müdür bu soruya çok şaşırır.
- Cepler öğretmenim.
-Kadınların tüylerinin en kıvırcık olduğu yer neresidir.
Velet tereddütsüz yanıt verdi:
-Afrika'dır öğretmenim.
-Yumuşak olup, kadınların ellerinde sertleşen nedir?
Müdür gözleri fal taşı gibi açılmış tam konuşacakken Ali yanıtladı:
-Tırnak cilası.
-Peki. Bekâr bir kadına göre evli kadında daha geniş olan nedir?
Müdür kulaklarına inanamıyordu.
-Yatak öğretmenim.
- Kadın vücudunda en nemli organ hangisidir?
-Dil öğretmenim.
Nefes nefese kalan Müdür test'i bitirmeye karar verdi ve:
- Değil bir üst sınıfa, ben bunu doğrudan Üniversiteye
göndereceğim. Çünkü ben bütün sorulara yanlış cevap verdim!

KISSADAN HİSSE:   İnsanların ahlakları yaşlandıkça bozulur

Levent Kobaza

#451
Günün sözü
'Baba evladına verirse baba da güler evlat da.. Evlat babaya verirse baba da ağlar evlat da'
İspanyol Tekerlemesi

***

Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,
kendimi bulduğumda anladım.

Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..

Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat,
okuyarak,dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..

Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..

Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..

Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..

Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..

Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..

Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..

''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ''git'' dediğimde anladım..

Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..

Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..

Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman
olmak,
Gerçekten pişman olduğumda anladım..

Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..


Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..

Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...

***
Bilinmeyenler!

Fatih Sultan Mehmet?ten itibaren 115 yıl süresince hiçbir padişah Topkapı Sarayı?nda ölmedi

***
Çikolata ve Aşk
Aşk ve çikolata ayrılmaz ikili olarak kabul edilir. Çikolatanın aşkı ateşlemesinden mi? Yoksa aşkın tadının çikolataya benzemesinden mi?
?Al sana bir içecek uzak batıdan
Sevişmemize budur en iyi gelen
Cesaretini toplar, gençleştirir seni
Tat bir sevgilim, sonra da ben içeceğim
Sana sunuyorum onu kalbimle birlikte
Dünyaya çocuklar verelim diye?
Çikolatanın içinde insanların aşık olduklarında hissettikleri mutluluğa neden olan feniletilamin var. Avrupa?nın Rokoko çağında yaşamış olan Casanova çeşitli ülkelere yaptığı seyahatlerde her zaman yanında çikolata paketi taşıyor ve sıcak çikolatasını, iyice çırpılmış ve bol köpüklü seviyordu.
İngilizlerle yapılan bir anketin sonucu:
?Gönüllü olarak en zor neden vazgeçersiniz??
Kadınlar: %34 Çikolata * %30 Seks   
Erkekler :%50 Seks * %37 Alkol

Sönmüş aşk ateşini yeniden yakmak
Soğumuş sıcak çikolatayı yeniden ısıtmak gibidir.
Meksika atasözü



Edited by - Levent Kobaza on 08/01/2009  08:23:25

Levent Kobaza

#452
Günün sözü
Her zaman seni üzecek birileri olacaktır. Yapman gereken insanlara güvenmeye devam etmek. Kime iki defa güveneceğine daha fazla dikkat etmektir.
Gabriel Garcia Marquez


***

Kırmızı bir kuştur soluğum
Kumral göklerinde saçlarının
Seni kucağıma alıyorum
Tarifsiz uzuyor bacakların
Kırmızı bir at oluyor soluğum
Yüzünün yanmasından anlıyorum
Yoksuluz gecelerimiz çok kısa
Dört nala sevişmek lazım
(Cemal Süreyya yı anıyoruz,19 yıl olmuş vay be)

***

Kime neden aşık oluruz?
Kadınlar ve erkekler eş seçerken neye göre hareket ederler. İnsanlar mitolojideki gibi diğer yarılarını mı arıyorlar yoksa çocukluklarındana sevgiyi mi...
Ünlü filozof Platon aşkın bölünmüşlük ile varlığımızdaki yalnızlık duygusundan kurtulmaya yönelik bir bütünleşme arzusu olduğunu söylemişti. Platon'un bu düşüncesi şu mitolojik öyküye dayanır: Eskiden iki değil, üç cinsiyet vardı; erkek, kadın ve ikisinin birleşimi. Bu üç cinsiyetin de iki yüzü, dört kolu, dört bacağı ve iki cinsel organı vardı. Yani cinsiyetlerin birinde iki kadın, diğerinde iki erkek ve öbüründe de bir kadın-bir erkek bir aradaydı. İnsanın bu üç cinsiyetten oluşan ataları o kadar güçlü ve baskındılar ki, tanrılar için tehlike oluşturmaya başladılar. Zeus duruma müdahale etti. Onları ortadan ayırdı. Böylece ortaya heteroseksüeller, lezbiyenler ve eşcinseller çıktı. İşte bu nedenle Eflatun (Platon) Şölen adlı yapıtında, "Vücutları bu şekilde ikiye ayrıldıktan sonra, her iki yarı birbirini hep özledi. Her birimiz, bir insanın diğer yarısıyız ve herkes kendine uygun öteki yarıyı arıyor. Kendi yarısına rastlayan aşık, arkadaşlık, güven ve aşkın yarattığı o harika duygularla doluyor."diyor.

***
Birini özlemenin en kötü yolu, yanyana oturduğun halde onu hiçbir zaman elde edemeyeceğini bilmendir.
(Allah korusun )



Levent Kobaza

#453
Günün sözü
'Eğer dünya hakkında bir şey anlamak istiyorsak hınçtan ve nefretten arınmamız gerekir. '
Jean Genet

***

Soğuk bir kış günü, bir ağacın kenarı
Kurumuş dalların altında öylece, üşümüş bir güvercin misali
Üstünde ise  yine sevdiğim beyaz kazağınla ,atkın
Ve o sevimli içten bakışların
Seni her gördüğümde sana yine yine aşık oluyorum desem
Elini her tutuşumda yine yine kendimden geçiyorum desem
Kalbim bir kuş gibi çırpınırken
Tatlım, deyişinle yüreğimin tir tir  titrediğini söylesem
Peki sana gerçekten gerçekten de aşığım desem
Ne derdin bitanem?

***
Kelimeler...

Garkolmak:

*böyle bir şey yok. ama olabilir de

***
Erkekler Melektir:))
Birgün ormancının biri dalları nehrin üzerine sarkan ağacın dallarını keserken baltasını suya düsürür.

'Aman tanrım' diye bağırdığında bir peri belirir ve

'Ne diye bağırıyorsun?' der.

Ormancı baltasinı suya düşürdüğünü ve yaşamını sürdürebilmek için o baltaya ihtiyacı olduğunu söyler.

Peri suya dalar ve elinde bir altın balta ile tekrar belirir. 'Baltan bu muydu?' diye sorar. ormancı'hayır' diye cevaplar.

Peri suya tekrar dalar ve bu sefer elinde gümüş bir balta ile
tekrar belirir ve yine sorar.

'Baltan bu muydu? 'ormancı yine
'hayır' diye cevaplar.

peri suya tekrar dalar ve bu sefer elinde demir bir balta ile tekrar belirir ve yine sorar.

'baltan bu muydu?' ormancı 'evet' der.

Ormancının dürüstlüğü perinin çok hoşuna gider ve baltaların üçünü de kendisine verir.

Ormancı mutlu bir şekilde evine döner.

Bir zaman sonra ormancı eşiyle birlikte nehir boyunca yürürken karısı suya düser.

Ormancı 'aman tanrım' diye bağırır. peri yine belirir ve sorar.

'ne diye bağırıyorsun?' ormancı 'karım suya düştü der.

Peri suya dalar ve jennifer lopez le birlikte geri döner.

'Senin karın bu mu?' diye sorar. ormancı 'evet' der.

Peri sinirlenmiştir. 'yalan söylüyorsun. gerçek bu değil' der.

Ormancı 'özür dilerim peri, ortada bir yanlış anlaşılma söz konusu. Eğer Jennifer Lopez için hayır deseydim bu sefer Catherine Zeta-Jones ile geri dönecektin, o na da hayır
deseydim karımla dönecek ve her üçünü de bana verecektin. ben fakir bir adamım ve üç karımın sorumluluğunu taşıyabilecek durumda değilim.
Jennifer Lopez e evet dememin sebebi budur.

Bu hikayeden alinacak ders :

Ne zaman bir erkek yalan söylüyorsa bunun iyi ve saygın bir nedeni vardir ve bu başkalarının yararı içindir.

(Kendileri için birşey istiyorsalarsa ekmek çarpsındır )


hihiyyt




Dentist

#454
Bayıldım...
Bir zamanlar bunlar vardı;artık yoklar...

146 1.4 TS
147 1.6 TS Distinctive
159 1.9 JTD Distinctive Plus Qtronic
159 1750 Tbi-Ti
159 1.9 SW JTD Distinctive Qtronic

Levent Kobaza

#455
Günün sözü
'İnsan dünyada ancak dünyaya boş verdiği zaman mutlu olur.'
Anatole France
(hakikaten doğru !!)

****
En guzel deniz:
henuz gidilmemis olanidir,
En guzel cocuk:
henuz buyumedi.
En guzel gunlerimiz:
henuz yasamadiklarimiz,
Ve sana soylemek istedigim en guzel soz:
henuz soylememis oldugum sozdur


****
Aşk doktoru

Aşk kaçanı kovalar
Birisinden hoşlanıyorsunuz ama o sizi pek fark etmiyor.İlgisini çekmek için yapmadığınız şey kalmadı fakat hala bir sonuca ulaşamadınız. Ümitsizliğe kapılmayın. İşte size birkaç ipucu:
Konuşmaya ihtiyacı olduğunda onunla uzun uzun konuşun, onu dinleyin ve gerektiğinde fikir verin. Sizden daha iyi bir dinleyici bulamayacağına inansın. Aşk bir bağımlılık durumudur. Onda alışkanlık yaratmaya bakın.
Bağımlılık fikri birçok kişiyi korkutur. Hoşlandığınız insanı ondan uzak durarak etkilemeye çalışın. Bir görünüp bir yok olun. Gizemli olun ve kafasını karıştırın. Bu zor olsa da uzun vadede işe yarar. Aşk kaçanı kovalar.
Bir anda yaklaşıp, tüm vaktiniz ona ayırmanız büyük yanlışlık olur. Onda sürekli merak uyandırın. Bir gün yakın davranıyorsanız başka bir gün peşinizden koşturun.
Daima güçlü bir kişiliğiniz olduğunu belli edin. Bunun yanında hep pozitif davranın. İnsanlar güçlülerin ve hayata olumlu bakanların yanında olmak ister.
Hiçbir şeyde çok acele etmeyin. Sinirlendiğiniz olaylarda bile öfkenizi erteleyin. Umutsuzluğa kapıldığınızda hoşlandığınız insandan uzaklaşın ve karamsarlığınızdan kurtulacak faaliyetlerde bulunun; yürüyüş, bir arkadaşla sohbet, sinemaya gitmek vs. Kötü ruh halinizi ilişkinize yansıtmayın.

****

Bu dünyada bir insan olabilirsin ama birisi için bir dünya olabilirsin

Dentist

#456
Gazi, çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına rastladı.
Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadının yanına sokuldu.
- Merhaba nine.
 Kadın Ata'nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;
- Merhaba dedi.

- Nereden gelip nereye gidiyorsun?
 Kadın şöyle bir duralayıp;
- Neden sordun ki, dedi. Buraların saabisi misin? Yoksa bekçisi mi?
 Paşa gülümsedi.

- Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin malıdır. Buranın bekçisi de    
 Türk milletinin kendisidir. Şimdi nereden gelip nereye gittiğini söyleyecek misin?
 Kadın başını salladı.
- Tabii söyleyeceğim, ben Sincan'ın köylerindenim bey, otun güç bittiği, atın geç yetişdiği,     kavruk  köylerinden birindeyim. Bizim muhtar bana bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara'ya geldim.

- Muhtar niçin Ankara'ya gönderdi seni?
- Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da... Benim iki oğlum gâvur
harbinde şehit düştü. Memleketi gâvurdan gurtaran kişiyi bir kez görmeden ölmeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi Paşa. Bende gün demeyip mihtara anlatinca, o da bana bilet aliverip saldi Angaraya, giceleyin geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte agsamdan belli böyle kendimi ordan oraya vurup duruyom bey.

- Senin Gazi Paşa'dan başka bir isteğin var mı? Kadnın birden yüzü sertleşti.
- Tövbe de bey, tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki.. O bizim vatanımızı gurtardı. Bizi düşmanın elinden gurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını onlara çinetmedi daha ne isteyebilirim ondan? Onun sayesinde şimdi istediimiz gibi yaşiyoz. Sunun bunun gâvur dölünün köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir defa yüzünü görmek, ona sağol paşam! Demek için düştüm. Onu görmeden ölürsem gzlerim açık gidecek. Sen efendi bir adama benziyon, bana bir yardım ediver de Gazi Paşayı bulacağım yeri deyiver.

Atatürk'ün gözleri dolu dolu olmuştu, çok duygulandığı her halinden belliydi. Bana dönerek;
- Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanimizdir. .. Benim köylüm, benim vefalı Türk anamdır bu. Attan indim. Yaşlı kadının elini tuttum anacıım dedim, sen gökte aradığını yerde buldun, rüyalarını süsleyen, seni buralara kadar koşturan Gazi Pasa yani Atatürk işte karsında duruyor.
Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü. Elindeki değneği yere fırlatıp
Atatürk'ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu. İkisi de ağlıyordu. İki Türk insanı biri kurtarıcı, biri kurtarılan, ana oğul gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadn belki on defa öptü atanın ellerini. Ata da onun ellerini öptü. Sonra heybesinden küçük bir paket çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir ky peyniri. Bunu Atatürk'e uzattı;
- Tek ineğimim sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa, bunu sana hediye
getirdim. Seversen gene yapıp getiririm.
Paşa hemen orada bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi. Sonra birlikte köşke kadar gittik. Oradakilere şu emri verdi;

-'Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin.
Sonra köyüne götürün. Giderken de kendisine üç inek verin benim armağanım olsun.'
Bu yazıyı okurken duygulanan veya ağlayanlar varsa, hala umut var demektir..
Ortada dolaşan saçma sapan elektronik postaları 10 kişiye yollamak yerine, bu tür yazıları herkese yollarsak belki Atamızın değeri daha çok anlaşılır. Belki bazıları da vatandaşla nasıl konuşulacağnı daha iyi anlar...

Acaba kendisini 2 kilo şekere, 5 kilo kömüre satan,
bugnkü Türk insanına mı benziyor bu NİNEM..

Yada ülkeyi babalar gibi satan siyasilere mi benziyor, ATAM... Ne dersiniz?...

Bir zamanlar bunlar vardı;artık yoklar...

146 1.4 TS
147 1.6 TS Distinctive
159 1.9 JTD Distinctive Plus Qtronic
159 1750 Tbi-Ti
159 1.9 SW JTD Distinctive Qtronic

Levent Kobaza

#457
Günün sözü:

'Demokrasilerde bir seçmenin cehaleti bütün halkın güvenliği için tehlikelidir.'
John F Kennedy

***


Rüzgar,yaprakları öylece savrurken sağa sola umursuzca
Atıştıran yağmurun altında ıslanıp giden düşlerimiz ve sen
Sen ki aklımda ,kalbim de ve derin mavilerde
Minik ellerinde kaybolup giden ruhum
Ve bir anda yüzüme bir kırbaç gibi inerken
Beni dünyaya geri getiren poyraz


****

Eski insanların birlikteliklerine bakıldığında
Onların bunca yıl bir ömürü nasıl da paylaştıkları
Bizler ve yeni jenerasyon tarafından şimdi hayretle karşılanıyor oldu.
Bu işin altında yatan gizem ne diye hep konuşur olduk!
Nede olsa etrafımızda yıkık dökük savaşlardan kalma virane ilişkler denizinin içindeyken
Bu işin sırrı bu işin gizemi şimdi söyleyeceğin sözcükte saklı desem ne derdiniz?
Ve işte o sözcük: sebat etmek!
Yani , sözünden veya kararından dönmemek, bir işi sonuna kadar götürmek.
Biraz daha detaya inersek ;
Başlanılan bir işte, oluşta ya da harekette sonuca ulaşmak için, karşımıza çıkan engelleri yok sayıp ilerlemek, aslında engellerin hiçbirini yok sayamaz insan, sadece onları belirli kalıplara sokarak, geçiştirmeye çalışır, onlardan türlü eğlenceler, bilgiler, birikimler kazanır ki bu da tecrübe olur şüphesiz. sebat etmek, sabrını sonuna kadar kullanmaktır. her ne olursa olsun, sonucu görmek için çabalamaktır.
Işte bugün inşa ettiğimiz evlerin bu kadar çabuk yıkılmasında eksik olan malzeme de bu işte
Sebat Etmek?.


****

Nasıl yani??


İyi ki düğünümüzü Belçika'da yapalım demişsin Goncagül
- Güzel oldu, değil mi Muhittin?
- Evet canım, herkes dışarıda evleniyor, bizim neyimiz eksik?
- Beni kırmadığın için teşekkür ederim.
- Sen istersin de ben yapmam mı bitanem?
- Muhittin, sana geçmişimle ilgili bir sey anlatmak istiyorum.
- Once duvağını çözseydik Goncagül'üm.
- Çözeriz, dur bi...  Çok önemli bu...
- Ee, ama sırası mi simdi?  Neyse, anlat bari...
- Ben küçükken tecavüze uğradım.
- Çok üzüldüm bebeğim.  Ama şu an kendini iyi hissediyorsan önemli değil.
- Şimdi iyiyim de bunları bilmen lazım.
- Yakınlarından biri tarafından mı?...
- Yok...  Bi bakkal vardı bizim mahallede...
- Bakkal mı?
- Evet... Elma şekeri satıyordu, güzel çikolatalar filan.
- Eee?
- İşte, bi gün bana, Sedat depoya gelsene dedi.
- Sedat kim?
- Anlatacağım bi tanem, sakin ol bi...



Levent Kobaza

#458
Günün sözü
'Yalan çok fazla söylenirse gerçeğe dönüşür.'
Lenin
(acaba ergenekonda böyle birşey mi?)

***

Bazen anlamsız kalır kelimeler
Öylece boynu bükük bir başına
İşte böyle anlarda gözler konuşmaya başlar
Bakışlar belki de binlerce kelimelere bedeldir
Bedeldir de  sevgili anlamazdan mı gelir?

Dökmek istesende kalbindeki herşeyi
Bazen dilin kitlenir.
Hatta öyle köşeye kıstırılırsın ki
Konuşmak desen konuşamazsın
Ağlamak desen ağlayamazsın
Gitme diye bağrırken kalbin
Gözlerin kalbin adına binlerce kelimelere  bedeldir.
Bedeldir de  sevgili anlamazdan mı gelir?

Alışırsın gibi gelir herşey sana
Zaman sanki acıların merhemidir.
Ama bilir misin kılıç yarasıdır kalbinde
Yıllar da geçse  de  merhem  faydasız gelir.
Gözlerinse  kalbin adına binlerce kelimelere  bedeldir.
Bedeldir de  sevgili anlamazdan mı gelir?

Yitip giden hayatlardan kurulu anlardan tecelli eder yaşam
Oysa her gidiş , bir parça kopartır  kalpten
Kopan parça yerine konmaz bilir misin?
Bilirsin de  sevgili anlamazdan mı gelir?

Belki satırlarımda sitemlerim saklı
Bil ki bu sitem sana olan sevgi de saklı
Kopan her parçadan sonra işte bu kalp bana yadigar kaldı
Kaldı da  sevgili anlamazdan mı gelir?

***

Seni kıracak insanlar her zaman olacaktır, öyleyse güvenmeye ihtiyacın var, sadece dikkatli ol.

***

On binlerce sarışın meydanda toplanmış.
Liderleri kürsüden seslenmiş: " Sarışın kadınların aptal olmadığını kanıtlamak için toplandık. Şimdi aranızdan bir gönüllüyü buraya alabilir miyim?"
İçlerinden biri kendinden emin adımlarla kürsüye gelmiş.
Lider soruyu yöneltmiş: "15 artı 15 ne eder?"
Gönüllü yanıtlamış: "18."
Kalabalık uğradığı hayal kırıklığını üzerinden atıp bağırmaya başlamış: " Bir şans daha ver, bir şans daha ver!"
Bu kez soru şöyle gelmiş: 5'le 5'i topla, ne çıkar?"
Cevap: "80."
Kimse "yuh" çekmemiş, yine " bir şans daha ver diye bağırmışlar.
Bunun üzerine lider iyice basit bir soru sormayı tercih etmiş: "2, 2 daha ne eder?"
Gönüllü kadın gözlerini kapatıp şöyle bir içini çekmiş, sonra cevaplamış: "4"
Kalabalık hiç durmadan bağırmaya başlamış: " Bir şans daha ver, bir şans daha ver..."

Dentist

#459
Neden bu sarışınlara bu kadar takmışlar acaba?
Bir zamanlar bunlar vardı;artık yoklar...

146 1.4 TS
147 1.6 TS Distinctive
159 1.9 JTD Distinctive Plus Qtronic
159 1750 Tbi-Ti
159 1.9 SW JTD Distinctive Qtronic

Levent Kobaza

#460
Günün sözü
'Gidiyorum başımı alıp gidiyorum; Geziniyorum aylak aylak dolaşıyorum.. Ama boşuna bu dolaşmalarım boşuna. Her nereye gitsem kabuğumu da birlikte götürüyorum..'
Jean Paul Sarte

***

Bir korkudur yalnızlık
Hele erişipte kavuşumamak
Hele bir yanında da pusu kurmuş beklerken
Daha bir kaygı uyandırır ruhunun derinliklerinde seni
Hele bir de çok sevmişsen hele hele bir de aşık olmuşsan
Üstüne bir de araya kıtalar girmişse
Hiç çekilmez olur bu yalnızlık

***

Unutma!


Hiç kimse senin gözyaşlarını haketmez, onu hakeden seni asla ağlatmayacak olandır.

***

ATATÜRK'TEN BULGARİSTAN'A GÖZ DAĞI
> > >
> > > Başvekil İsmet İnönü davet edildiği
> Rusya'dan Bulgaristan yolu ile
> > > dönüyordu..Yine o ara Bulgaristan la aramız
> iyi değildi..Bulgar
> > > komitacılarıi Sofya'da ki Türk sefaretini
> sarmış, İsmet Paşa'ya
> > > suikast yapmak üzere dışarıya çıkmasını
> bekliyorlardı ... Bulgar
> > > hükümetinin dikkati çekildi..Bulgar hükümeti
> bililtizam umursamadı.
> > > Bunun üzerine keyfiyet Ankara'ya bildirildi,
> ilgililer toplanıp,
> > > aralarında müzakere etti..Bir çare
> araştırıldı...Tatminkar bir tedbir
> > > bulunamadı... Atatürk'e danışmaya karar
> verdiler....Atatü rk sordu;
> > >
> > > Siz ne düşünüyorsunuz?
> > >
> > > " Bulgaristan'ı iktisaden tazyik
> edeceğiz..Şiddetle muhtaç olduğu bazı
> > > maddeleri satmamakla tehdit edeceğiz"
> > >
> > > Atatürk güldü ve
> > >
> > > "Telefonu verin bana"
> > >
> > > dedi..Donanmaya emir verdi.. Ertesi sabah Yavuz
> zırhlısı İzmit'den
> > > Varna'ya gitti..Yüzbir pare top
> attı..Evlein camları kırıldı..herkes
> > > yataklarından heyacanla fırladı..Bulgar
> hükümeti telaşlandı.. Amiral
> > > Türkiye Başvekili İsmet Paşa'yı almaya
> geldiğini söyledi...Bulgar
> > > Hükümeti İsmet Paşa'yı Sofya'dan
> Varna'ya zırhlı trenle, ihtimam ve
> > > muhafaza altında getirdi..Bando ile merasim
> yaparak Yavuz'a
> > > uğurladı..Amiral, kırılan camları ödeyip,
> Başvekili Türkiye'ye
> > > getirdi..
> > >
> > > Kaynak (Avni Altıner/ Her yönüyle Atatürk)


Dentist

#461

İki satırlık bir telgrafın yarattığı bilim  adamı

Ord.Prof.Dr. Sadi Irmak'ın anısı

  "İstanbul Üniversitesi'nde öğrenci  olduğum sıralar, okul duvarında bir ilan gördüm:

"Avrupa'ya talebe yollanacaktır. "

    Allah  Allah, dedim! Ülke yıkık dökük, her yer virane, Lozan yeni imzalanmış, bu durumda Avrupa'ya talebe... Lüks  gibi gelen bir şey...

    Ama bir şansımı denemek istedim. 150 kişi  içinden 11 kişi seçilmişiz. Benim ismimin yanına Atatürk, "Berlin Üniversitesi'ne gitsin." diye yazmış.

    Vakit geldi, Sirkeci Garı 'ndayım;ama  kafam çok karışık.
Gitsem mi, kalsam mı? Beni orada  unuturlar mı? Para yollarlar mı?
    Tam gitmemeye karar  verdiğim, geri döndüğüm sırada bir post müvezzi ismimi çağırdı.
  "Mahmut Sadi!  Mahmut Sadi! Bir telgrafın  var."

  "Benim" dedim.
    Telgrafi açtım, aynen şunlar yazıyordu:
  "Sizleri bir kıvılcım olarak yolluyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz."
    İmza
    Mustafa Kemal

  Okuyunca düşündüklerimden olağanüstü utandım. "Şimdi gel de gitme, git de çalışma, dön de bu  ülke için canını verme" dedim."

    "Düşünün 1923'te o kadar işinin arasında 11 öğrencinin nerde, ne zaman, ne hissettiğini sezebilen, ona göre telgraf çeken bir liderin  önderliğinde bu ülke için can verilmez mi?"

    Çok başarılı oldum. Ülkeme alev olarak döndüm. Önce Istanbul Üniversitesi Genel ve Beşeri Fizyoloji  Enstitüsü'nü kurdum.

    Kürsü başkanı oldum. Daha  sonra ülkemin başbakanlığını yaptım.
    Ben kim miyim?
    Ben sadece iki satırlık bir telgrafın yarattığı bilim adamı   Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak'ım."
--------------------------------




Bir zamanlar bunlar vardı;artık yoklar...

146 1.4 TS
147 1.6 TS Distinctive
159 1.9 JTD Distinctive Plus Qtronic
159 1750 Tbi-Ti
159 1.9 SW JTD Distinctive Qtronic

Dentist

#462
HAYAT DEDİĞİN
1 ÇAY,
İNSAN İSE SADECE
1 ŞEKER.
KARIŞTIRDIKÇA
HAYATTAN ZEVK ALDIĞINI
SANIRSIN,
OYSAKİ;
HAYATIN SENİ ERİTTİĞİNİ
ÇAY BİTİNCE ANLARSIN!!!
Bir zamanlar bunlar vardı;artık yoklar...

146 1.4 TS
147 1.6 TS Distinctive
159 1.9 JTD Distinctive Plus Qtronic
159 1750 Tbi-Ti
159 1.9 SW JTD Distinctive Qtronic

Levent Kobaza

#463
Günün sözü
Bilgelerin metaneti denilen şey huzursuzluklarını kalplerine gömmüş olmalarıdır.
CAMILLE LAURENS

**

Bir şey var aramızda
Senin bakışından belli
Benim yanan yüzümden
Dalıveriyoruz arada bir
İkimizde aynı şeyi düşünüyoruz belki

Gülüşerek başlıyoruz söze
Bir şey var aramızda
Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek

Fakat ne kadar saklasak nafile
Bir şey var aramızda
Senin gözlerinde ışıldıyor
Benim dilimin ucunda..

***
Peygamberler çağında nefs ile hesaplaşmanın ve bilgelikle tanışmanın yolu çölden geçiyordu; çöle gitmekten... Modern çağda çöl her yerde! İnsanlar, kalabalıklar, kitle çölün ta kendisi. Başka " çöl " yok!

***

Konfüçyus'un aşk öğütleri

1- Tedavi edilemez derecede romantik olun.
2- Birlikte kitap okuyun, elele tutuşun ve birlikte düzenli yürüyüşlere çıkın.
3- Gülümsemeler bulaşıcıdır. Ona da bulaştırın.
4- Güvenilir bir sırdaş olun ve onu hiç kimseye şikayet etmeyin.
5- Onun en sevdiği çiçeği, rengi, müziği, şiiri ve yazarı bilin.
6- Ona beklemediği hoş sürprizler yapın. Hiçbir neden yokken de kart ya da küçük aşk notları yollayın.
7- Birbiriniz için özel ve gizli takma adlar bulun.
8- Aşk birlikte saçmalamaktır. Arada bir, birlikte sonuna kadar saçmalayın.
9- Kimin haklı olduğunu tartışmayın, neyin doğru olduğuna karar verin. Her tartışma sonunda barış anlaşmasını bir öpücükle imzalayın.
10- Sevdiğinizi yalnızca onun duyabileceği biçimde eleştirin. Övgünüzü ise bütün dünyaya duyurun.
11- Bedeninize iyi bakın. Daima sağlıklı ve dinç olmayı hem kendinize hem de ona borç bilin.
12- Bir kucaklaşmadan ilk ayrılan siz olmayın.
13- Eş seçmek kitap seçmeye benzer, iyi tasarlanmış bir kapak ve cilt ilginizi çekebilir. İceriği sağlam olmadıkça sonunu getirmek zordur.
14- Aşk için evlenin. Hem eşinizin hem de kendinizin en iyi arkadaşı olun.



Levent Kobaza

#464
Günün sözü:
'Medeniyetin ilerlemediğini söylemek haksızlık. Her savaşta sizi öldürmek için yeni yöntemler icat edilir.'
Will Rogers

***
Gidişler, bir son buluş olsada
Ayaza kesmiş sokaklarda gezinir kediler
Bazen bir kedi olmak ister insan
Belki herşey daha kolay olurdu der içinden
Akıl beraberinde acıları daha rahat hissetmene sebeb olmakta
Belki bir kedi olsam
Sadece bir kedi gibi yaşasam
Dünyevi onca sorun diye dillendirilen şeyleri görmezdim.
Yada görmezden gelebilirdim

***
50 YTL NİN ARKASINDA Kİ  HANIMEFENDİ KİM?
Fatma Aliye Hanım'ı (1862-1936) tanımıyordum. Türk edebiyatının ilk kadın romancısıymış.
Eğer Yeni Şafak Gazetesi okuyor olsaydım Fatma Aliye Hanım hakkında yeterli bilgiye sahip olurdum elbette.
Fatma Aliye'yi bundan sonra artık herkes tanıyacak. Çünkü Fatma Aliye'nin fotoğrafı bundan böyle 50 TL lik banknotlarda Atatürk'ün yerine yerleşecek.
50'liğin Bir yüzünde Fatma Aliye, diğer yüzünde Atatürk.
Cumhuriyetin yetiştirdiği bunca başarılı Türk kadını varken, Fatma Aliye nereden çıktı demeyin.
Fatma Aliye'yi Atatürk'ün yerine yerleştiren nedenin onun romancılığı olduğunu sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Asıl neden onun İslamcılığı ve Atatürk Devrimlerine karşı olması.
Çankaya'da, Atatürk'ün koltuğunda İslamcı bir Cumhurbaşkanının oturduğu Türkiye'de, paraların üzerine Fatma Aliye Hanım'ın resmi konmuş çok mu?
****
Fatma Aliye'nin tesettüre olan tutkusu onun yazılarına da yansımış.
Bir yazısında kadınların giyim tarzı konusunda şöyle diyor; İşte bu tuvaletin üzerine zinetten ari ve bolca bir şey giyilir ve saçlar da bir baş örtüsüyle örtülürse şeriata muvafık surette tesettür edilmiş olur.
Fatma Aliye Hanım, Mustafa Kemal'in yaptığı devrimleri bir türlü benimseyememiş.
Romanlar yazan, Batı edebiyatından çeviriler yapan ve dönemindeki erkek egemenliğine karşı çıkabilen bir kadın, nasıl olur da Mustafa Kemal aydınlığını göremez, anlamak olası değil.
Kendisinin,bir Osmanlı paşasının (Ahmet Cevdet Paşa) kızı olmasının bunda rolü var elbette.
Evinde çocuklarının ona yaşattığı sıkıntılar onu daha da İslam'a bağlamış olabilir. Evden kaçıp Katolik rahibe olan bir kızın annesinin yaşadığı travma herhalde azımsanacak gibi değildir.
****
Fatma Aliye'yi en iyi inceleyenlerden olan Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, onu anlatan bir de kitap yazmış.
Kitabın adı, Fatma Aliye: Uzak Ülke
Mustafa Kemal'in yaptığı yenilikler nedeniyle Fatma Aliye'nin ülkesine yabancılaştığı ve uzaklaştığı anlatılıyormuş bu kitapta.
Saltanatın kaldırılmasını, alfabenin değiştirilmesini ve padişahın düşürülmesini, Fatma Aliye Hanım asla kabul edememiş,Mustafa Kemal'e hep karşı olmuş.
****
Şimdi anladınız mı, bunca Cumhuriyet kadını dururken Fatma Aliye Hanım'ın neden Atatürk'ün yerine oturtulduğunu?
Elde edemedikleri türban özgürlüğü nedeniyle kendilerini Türkiye'ye uzak bulanlar elbette Fatma Aliye Hanım'ın fotoğrafının oraya konmasından mutlu olacaklardır.
****
Hem Atatürk'ü paraların hiç olmazsa- bir yüzünden çıkardılar.
Hem de onun yerine İslamcı bir kadını koydular.
Paralar basıldığında göreceksiniz, Fatma Aliye Hanımın başörtüsünün altından, hem önden ve hem de yanlardan saçları görünüyor.
Bu durum, Fatma Aliye'yi oraya taşıyanlar için can sıkıcı olsa gerek.
Küçük bir rötuşla o başörtüsünü türbana çevirebilirlerdi elbette. Anlaşılan buna cesaret edemediler
(Bu hanımefendi , cumhuriyetin ilk yıllarında ilk tesettüre giren kadın kimliğiyle muhafazakar kesimin gözdesi olmuş bir zat lakin baştakiler jest yapmak için foto hileyle kadıncağızın başı açık resmini koyunca be jest biraz ters tepmiş.Kısaca ne ona nede ona yaranılabilmiş)

***
Birinin seni senin istediğin gibi sevmemesi, onun seni tüm varlığıyla sevmediği anlamına gelmez







Levent Kobaza

#465
Güçsüzsek özgürlük isteriz. Güçlüysek üstünlük isteriz. Başarı kazanamazsak adalet isteriz.
NIETZSCHE

***
Soğuk bir kış günü
Bir sahil kahvesi şöyle denize sıfır
Ve aklımda sen
Üşümeyen yerimiz kalmamış
Ama kimin umrunda

Soğuk bir güneş , kentin arkasında süzülürken
Sadece kendini ısıtmakla meşgul
Sanki dünya bu gezegen umrunda değil
Sanki sen..

Martılarsa umarsız çığlık çığlığa
Üşümemiş olsalar
Sokak köpekleri ise mağdur
Saklanacak bir köşe aramakta esen rüzgarda
Ve aklımda sen
Üşümeyen yerimi kalmamış
Ama kimin umrunda

***

Psikiyatrist hastayı dinledikten sonra koltuğunda şöyle bir kaykılıp "Sorununuzu halledeceğiz.." demiş, "Hastalığın daha çok başındasınız.." "Evet.. Bildiniz?.. Aynen öyle.." diye cevap vermiş hastası, "Karaları ve Denizleri daha dün yarattım..!"

***
Belki de Allah doğru kişi ile karşılaşmadan  önce yanlış insanlarla karşılaşmamızı istemiştir. Minnet duygusunu böyle tadacağız.




Levent Kobaza

#466
Günün sözü
Başarılı bir evlilik, insanın pek çok kez âşık olmasını gerektirir.. Aynı insana..
Robert Wagner
(bence de )

***

Aldanma cahilin kuru lafına
Kültürsüz insanın külü yalandır.

Hükmetse dünyanın her tarafına
Arzusu hedefi yolu yalandır.

Kar suyundan süzen çeşme göl olmaz
Gül dikende biter, diken gül olmaz

Dız dız eden her sineğin balı olmaz
Peteksiz arının balı yalandır.

Cahil okur amma alim olamaz
Kamillik ilmini herkes bilemez

Veysel bu sözlerin halka yaramaz
Sonra sana derler deli yalandır.

(şiir değil hayattan ders alma sanatı )

***
"İhtiyaçtan, acele aşk" olmaz!
"Birini sevmem gerek. O da sensin! Başka türlüsü çok acınası bir varoluş olacak."
Hangi erkek sevdiği kadına karşı duygularını bu kadar çocuksu bir gerçekçilikle fakat aynı zamanda da haşin bir biçimde dile getirir? Cevap ya "hiçbir erkek"tir...
Ya da "kendini beğenmiş budalanın teki"dir.
Öyle değil mi?
Ama bu sorunun tarihsel somut cevabını arıyorsak eğer...
O adam Einstein'dır.
Einstein, daha sonra ikinci karısı olacak Elsa'ya yazdığı mektupta bunları söyler.
Gerçekten de o sıralarda yaşı kırka varan ünlü bilgin darmadağınık bir hayat sürdürmektedir. İlk evliliğinden iki yetişkin kızı vardır.
Üniversite çevreleriyle arası iyi değildir ve her zamanki gibi kafası karman çormandır.
Ondan birkaç yaş büyük kuzeni Elsa onu bir parça da olsa derleyip toparlamakta, yemeğini hazırlamakta, hasta olduğu zamanlarda hemşireliğini yapmaktadır.
Einstein'ın o sözlerindeki nezaketten yoksun matematik kesinlik ve berraklık biraz bundan kaynaklanır.
Peki Elsa hoşlanmış mıdır bu sözlerden?
Sanmam.
Hangi kadın acınası bir hayat yaşamaktan korkan bir adamın hesaplı "sevgi"sine malzeme olmayı ister?
Hangi kadın "birini sevmem gerekiyor, o da sensin" düzlüğü yerine "ben sana mecburum, bilemezsin" şairaneliğini tercih etmez?

Einstein'ın bu sözleriyle daha ilk karşılaştığım anda "kesin Elsa ona sırılsıklam âşıktır" diye geçirmiştim içimden.
Çünkü bırakın Elsa-Einstein ilişkisini...
En sıkı aşk ilişkilerinde bile taraflardan biri hep daha âşıktır...
Ve romantizmin surlarında açılan gedikleri hep o taraf kapatır!
Nitekim düşündüğüm gibiymiş; Elsa âşık olan tarafmış.
Aşk başlangıçta hedefe kilitlenir ve zihni perdeleyip gözleri köreltir ya...
Elsa da belli ki Einstein'ın sözleri yerine ilişkilerinin önce sevgililiğe, sonra evliliğe dönüşmesiyle ilgilenmiş!
Tanınmış Lacancı psikanalist Darian Leader "çok ilginçtir, ilişkiler nasıl ve ne şekilde başlarsa öyle biter" der hani... Elsa'yla Einstein'ın evlilikleri sürer ama "ilişkileri-sevgileri" nasıl ve nerede sararıp solar, biliyor musunuz?
"Dahiler ve Aşkları" kitabında (Ikarus Yayınları) onların hikâyesini okurken fark ettim o ince çizgiyi.
Evliliklerinden bir yıl sonra İskandinavya'daki üniversitelerde ders turuna çıkarken yanında bir yardımcı götürmesi gerekir Einstein'ın.
Kızı Ilse'yi seçer.
Bir arkadaşına yazdığı mektupta bu tercihini "Ilse daha sağlıklı ve becerikli" diyerek açıklar.
Mesele gerçekte bir sevgili değil bir "sekreter-hemşire" ihtiyacıysa eğer, her zaman daha sağlıklı ve beceriklisi çıkabilir çünkü!
Sonrası...
Elsa'yla evli kaldı ama kalbini hep başkalarına kaptırdı Einstein.


***

Daha iyi bir insan ol ve yeni bir insanla karşılaşmadan o kişinin de senin kim olduğunu bildiğini ümit etmeden önce kendinin kim olduğunu bildiğinden emin ol

Levent Kobaza

#467
Günün sözü
'Ülkenin ve devrimin içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için tüm ulusalcı ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması lazımdır.'
Kemal Atatürk
(bilmem anlayabilen anladı mı? )

***
Rüzgarın uğultusu kulaklarımızda yankılanırken
Soğuktan üşümüş iki beden bu kadar mı birbirine sokulurdu
Yağmurun  karla karşıtığı bir akşamüstü

Ayrılık kısa bile sürecek olsa dahi
Sanki yıllar yılıbirbirimizi beklemişken
Gitmemi istemezsen gitmem deyişinde
İçten ağlamaklı gözlerim esasta herşeyi söylemiyor muydu?

Gözlerin gözlerimle kavuştuğunda
Ağlayan bu gözler akamaz olmuştu
Ayaza kesen soğuk yüzünden

Seni bıraktığım yerden ilerlerken
Dolan gözlerim şimdi tutamaz olmuştu gözyaşlarımı ama
Ne farkederdi ki artık seni orda bırakmışken

Sanki savaştan yenik çıkmış bir ordunun komutanımıydım
Yoksa sokağa terkedilmiş bir çocuk muydum?
Mağrur bakışlar, yaşlarla yerle bir olurken
Seviniyordum akşamın karanlığa sığınışına
Çünkü ağladığımı kimse göremezdi artık !

***
İlişkiler belki de karşılıklı oynan bir satranç
Lakin sert hareketler , kimi zaman tamiri mümkün olmayan hasarlara yol açabiliyor.

***

Ahmet bey !!
Ahmet Bey, sabah saat 7.00'de

*Casio**masa saatinin alarmıyla gözlerini açtı.

*Puffy** yorganını kaldırdı.

*Hugo Boss** pijamalarını çıkarıp

*Adidas** terliklerini giydi.

*WC** 'ye uğradıktan sonra banyoya geçti.

*Clear** şampuan ve

*Protex** sabunuyla duşunu aldı.

*Colgate** ile dişlerini fırçaladı.

*BRAUN** ile saçlarını kuruttu.

*Bill's** gömleğini ve

*Pierre Cardin** takımını giydi.

*Lipton** çayını içti.

*Sony** televizyonda medya özetlerini ve

*flash** haberleri izledi. *

*Citizen** kol saatine b aktı. Aile fertlerine

*'BYE'** deyip

*Hyundai** otomobiline bindi.

*Blaupunkt** radyosunu açarak,

*rock** müziği buldu. Ağzına bir

*Polo** şeker attı. Şehrin göbeğindeki

*Mega Center** 'daki ofisine varınca,

*Toshiba** bilgisayarını çalıştırdı.

*Microsoft Excel'e** girdi.

*Ofisboy** 'dan

*Nescafe** 'sini istedi. Saat 10.00'a doğru açlığını

yatıştırmak için

*Grissini **yedi. Öglen

*Wimpy's Fast Food** kafeteryaya gitti. Ayaküstü,

*Coca Cola** ve **hamburgeri **mideye indirdi.

*Camel** sigarasını yakıp

*Star** gazetesini karıştırdı. Akşamüzeri iş çıkışı

*Image Bar'** a uğrayıp

*JB'** sini yudumladı, sonra köşedeki

*Shopping Center** 'a uğradı. Eşinin sipariş ettiği

*Ariel** deterjan,

*Ace** çamaşır suyu,

*Palmolive** şampuan,

*Gala** tuvalet kağıdı,

*Sprite **gazoz ve

*Johnson** kolonyayı alarak kasaya yanaştı.

*Bonus** kartıyla ödemeyi yaptı.
Hafta sonu eşi Münevver'le

*Galleria** 'ya giden Ahmet Bey,

*Showroom** 'ları dolaşıp

*Kinetix** ayakkabı, *

*Lee Cooper blue jean** satın aldı.

Akşam evde bir gazetenin verdiği

*TV Guide** 'a göz atan Ahmet Bey, kanallar arasında

*zapping** yaparak,

*First Class** ,

*Top Secret** ,

*Paparazzi** gibi programlar izledi. Aynı anda

*Outdoor** dergisini karıştırdı.

Uykusu gelen Ahmet Bey, televizyonu kapatıp yatak odasına geçerken, kendini mutlu hissetti.
** 'Ne mutlu Türk'üm diyene!'** diye gerindi ve uyudu.



*Hâlâ da uyuyor. Ne zaman uyanacağı da belli değil.



Dentist

#468


Benim çocukluğumda annelerimiz çalışmazdı.
Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
Hatta babanım bile anahtarı yoktu. Annem evimizin bir parçası gibiydi,hep evdeydi.
Heryere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki.

En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.
Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.
Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik.
Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.
Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık.
Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek
arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
Mahallemizdeki teyzeler annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerine su içerdik.
Ya da pencereden bir sürahi bir bardak uzatır, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.
Kısacacı evine girip gelen ( ki sadece çişi gelen giderdi evine ) elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.
Bu bazen bir kurabiye bazen bir meyve olurdu.

Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.
Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştılırdık. Polisler gelmezdi
kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.
Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz, onlar nedir
bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan
çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.
Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.
Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.
Azar işitip, acillere taşınmazdık. Düşerdik ekmek çiğner basarlardı
alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.

Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.
Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki. Komşumu tanımıyorum ama evinin camında,
temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.
Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.
Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece ; bilmem kaç kuruş
hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.
Evlerimiz var içinde yaşayan yok. Parklarımız var içinde oynayan çocuk yok.
Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl
vitrinler, girip çıkan yapay insanlar...
Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..

Tahta iskemlelerimiz de oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye
hatırını soran çocuklarımız yok oldu.
Ben kapılarında ' vale ' lerin, ' bady ' lerin beklediği yerlerden hep
korkmuş çekinmişimdir.
Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini bitiremediği
arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.
Benim değildir bu kültür.  
Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.
Nedir bunlar?  
Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.
Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.
İyi de neden böyle olduk ?  
Biz mi istemiştik?
.
.Her toplum haketiği gibi yönetilir derler ya,hakettiği gibide yaşar diyelim mi ?





Bir zamanlar bunlar vardı;artık yoklar...

146 1.4 TS
147 1.6 TS Distinctive
159 1.9 JTD Distinctive Plus Qtronic
159 1750 Tbi-Ti
159 1.9 SW JTD Distinctive Qtronic

babi

#469
Murat harika bir yazı koymuşsun bir anda o günlere gittim.
Hakan Senyıl
Giulietta 1.4 TB
159 1.9 JTD SW
156 2.0 [url="//sw.ss"]SW.SS[/url]
156 1.6 TS

Levent Kobaza

#470
Günün sözü
'Tanrı, iradesini hâkim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır. Yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için tanrıyı kullanırlar.'
Giordano Bruno (İtalyan filozof, gökbilimci, rahip/ 1548-1600)


***


Biz gözyaşımızı gizleyen insanlarız.
Biz kahkahamızı da gizleriz.
Biz koşuyu kaybettikten sonra da koşan atlarız.
Seni seviyorum

***

Bir tarafın sevgiyi arar
Diğer tarafın sorumluluktan Kaçar
Oysa sadece birini tercih edebilirsin

***

Kızım 3 yaşındayken onu "Pamuk Prenses ve 7 Cüceler" filmine götürdüm.. Kötü kalpli Kraliçe elma satan cadı kılığında Pamuk Prenses'i saklandığı ormanda buldu ve ona zehirli elmayı verdi..Kocaman kırmızı elmaya minicik bir ısırık konduran Pamuk Prenses kaskatı yere düştü, elma da bir köseye yuvarlandı..
"Baba bak.." dedi?minik?kızım,
"O da kabuğunu sevmiyor..!"


Levent Kobaza

#471
Günün sözü
'Çalışmak bizi şu üç şeyden kurtarır: Can sıkıntısı, kötü alışkanlıklar, yoksulluk.'
Voltaire

***

Belki bir  hayaledir  asık olduğun
Yada bir masal perisidir , taa küçüklüğünde yarattığın
Ne olduğu değildir mühim olan
Mühim olan senin ne görmek istediğindir
Tıpkı onunda istediği gibi

Bir sıcaklık, bir dokunuş yada bir kokudur
Yıllardır arayıpta bulamadığın
Bulduğunu sandığındaysa , kaybetmekten çok korktuğun
Sırf buyüzden sıkı sıkı sarılmak istediğin
Tutmak kavramak kaçırmamanın çabasını sarfettiğin
Sanki bir balığı ellerinin arasında tutmaya çalışmak gibi

Ve bir gülüştür içini ısıtan, seni tüm korkulardan alıkoyan
Acılardan , kederlerden uzaklaştıran
Ama seni bir okadar da çocuklaştıran
İşte aşk böyle birşeydir
Yani yaşayıpta adını koyamadığın
Mutlulukların sinsilesi

***
Süperrrr...


İşadamı, ofisinde geç saatlere kadar sekreteri ile ciddi  ciddi çalışır. Geç olmuştur, günün yorgunluğuna ek olarak acıkmışlardır.

'Hadi çıkalım artık, gidip bir şeyler yeyip evlerimize gidelim' çıkarlar, bir lokantada iyi bir akşam yemeği yerler, biraz da alkol alırlar, sonra işadamı, sekreterini evine bırakır.

O ara, sekreter,  nezaketen, bir kahve içmek isteyip istemediğini  sorar.
İşadamı da neden olmasın diye düşünüp kabul eder. Kahveyi içki takip eder, içkiden sonra ruhlar ısınır ve birlikte  olurlar.
 
İşadamı kalkar, evine gider. Sabah 04 civarıdır. Arabayı  parkeder, cebinden bir tebeşir çıkartır, ceketine pantolonuna bir kaç çizik atar biraz tebeşir tozu serper ve içeri girer.

Karısı ayakta beklemektedir..
'Neredeydin ?' diye sorar.
İşadamı da ; Aysel'le geç saate kadar çalıştık, sonra yemeğe gittik, onu eve bıraktım yemekten sonra, ama beni kahve içmeğe çağırdı, kahveydi, sohbetti, içkiydi derken kendimizi yatakta bulduk,  ancak toparlandım, geç kaldım, özür dilerim karıcım' der..

'Yalancııııı ! Yine bütün gece o zibidi arkadaşlarınla bilardo oynayıp bira içtin di mi ! sen adam olmayacaksın ruhun serseri !'



Alınacak Ders:

DAİMA DOĞRUYU SÖYLEYİN,
NASIL OLSA KARŞINIZDAKİ
İNANMAK İSTEDİĞİNE İNANIR.

***

Gerçek dost, elini tuttuğunda kalbine de dokunandır.




Levent Kobaza

#472
Günün sözü
'İnsan dünyada ancak dünyaya boş verdiği zaman mutlu olur.'
Anatole France

***
Notlar...

***
Neden hep fedakar olmak gerektiğinden bahseder
Akabinde ise  ben böyleyim, napayım demekten de geri kalamayız?
Fedakarlığın yapamadığımız yada sevemediğimiz şeyleri yapabilme azmi olduğunu
Neden görmek istemeyiz!
***
Bir birlikteliğin sürmesi fedakarlığa bağlı ise
Bir evliliğin sürmesi sebaat etmeye bağlıdır.
Çünkü sebaat , fedakarlığın üstü bir azim sergilemektir.
***
Belki de çok hassas bir dengedir
Koşulsuz güven, koşulsuz iyi niyet
Bir yandan kuruntulardan uzak durmaya çalışırken
Diğer  yandan da gerçekten güvenin ve niyetin suistimale  uğratılmamasına itina göstermek.
Öyle değil mi?
Gerçekten de çok hassas bir denge..
***
Gerçek hayatta aşklar, filmlerdeki gibi olmasa da
Yine de aşk aşktır.
Gerçi günümüz dünyasının da aşkları , günümüz filmlerine yansımıyor mu?
Eski aşk filmleriyle günümüzünkilerini bir kıyaslayın
O zaman anlayacaksınız!
***
Bazen eskilerde kalanlara kızanlara bende kızıyorum.
Baksınlar bakalım günümüze
Aşk , sevmek ,dostluk , güven ve en önemlisi umut
Görenler varsa lütfen kayıp aranıyor hattını arasınlar!
***
Kadının kadınlığını , erkeğin  erkekliğini unuttuğu
Kimi zaman rolleri de değiştiği garip bir dünyada yaşıyor olduk.
Herkes birbirine söz geçirme sevdasında
Peki kimler birbirlerini anlamaya çalışma sevdasında?
***
Şeffaf olmak istiyorsak şeffaf olmayı Kabul etmeliyiz.
Eğer şeffaf olamayacaksa da buna yarı şeffaf yada karma şeffaf gibi takılar takmamalıyz.
Şeffaflık adı üstünde yalın ve duru olmayı gerektirir.
Bir bardak su düşünün!
Bir tarafından baktığınızda diğer tarafını görebilmenizdir şeffaflık
Yok göremiyorsanız buna yarı şeffaf demezsiniz dimi!
Peki nedersiniz?
Bulanık!
***
Evliliklerde de şefafflık isteniyorsa
Tecelli etmesinin de bir bardak suya bakmaktan farkı yoktur.
Yani ya şeffasınızdır yada değilsinizdir.
Bunun ortası yoktur!
Benim dünyam , senin dünyan , bizim dünyamız diyebilirsiniz!
Benim özelim , senin özelin , bizim özelimiz diyebilir misiniz?
Eğer evliysen ve şeffaf olmak istiyorsan özelim diyebilir misiniz?
Evlilik özelinden feragat etmek ve herşeyini eşine açmaksa                                                               Ki onunda sana açmasını gerektirir,
İşte şeffaflık budur.
Birlikteliklerde özel hayatlar olabilir!
Ama evliliklerde özel hayatlar yoktur!
Hayatımız vardır!
Şeffaflık vardır!
Ama günümüz evliliklerinde ne vardır?
Benim özelim , senin özelin , bizim özelimiz!
Evlilik adı altında , bir birlikteliktir yaşadığınız!
Sadece bir imzanız vardır fazladan nikah defterinde
İlişkiniz bittiğinde de bitten evlilik değil birlikteliğinizdir.
Birliktelikler bir flörttür ,bitebilir bir denemedir.
Ama evlilik bir deneme değil , bir birlikteliğin bir üst mertebeye taşınmasıdır.
Buyüzden kolay kolay bitemez
İşte eski insanların evliliklerinde ki Temel mantıkta burda saklıdır.
Buyüzden boşanmaların bu kadar arttığı görülüyor
Esasta artan boşanmalar değil sadece birlikteliklerin son bulması
Ama bir biten şey daha var !
O da Sevgi , güven  ve el değmemişlik!
Yani?
Kendi özelimiz derken , evliliğin özelini yoketmemiz.

***

Pandora nın Kutusu !!

Efsaneye göre Zeus, Prometheus'a olan öfkesinden dolayı insanoğluna büyük bir ceza vermek istemiş.

Bunun içinde Pandora isminde, yüreğini köpek yüreğinden, huyunu tilki huyundan, göğsünede yalanı ve dolanı doldurduğu bir kadın yaratmış. Zeus bu kadına, içinde her türlü kötülüğün ve hastalığın, her türlü dert ve belanın saklandığı bir sandık vermiş. Pandora bir gün sandığın kapağını açmış ve içindeki kötülükler, dertler,belalar ve hastalıklar insanlar arasında yayılmış. Efsaneye göre Pandora'nın sandığı içinde bir de umut saklanıyormuş. Pandora umudun tam çıkacağı sırada sandığın kapağını kapatmış. O gün bugündür umut Pandoranın sandığında saklı.


Dentist

#473
Korkarım hep te kutunun içinde saklı kalacak bu gidişle.
Bir zamanlar bunlar vardı;artık yoklar...

146 1.4 TS
147 1.6 TS Distinctive
159 1.9 JTD Distinctive Plus Qtronic
159 1750 Tbi-Ti
159 1.9 SW JTD Distinctive Qtronic

Levent Kobaza

#474
Günün sözü
Bir yamyam akşam yemeği için giyiniyorsa, buna ilerleme diyebilir miyiz?
C. LEVI-STRAUSS

***

Hayat bir oyun, keyfini çıkarın.
Yaşadığınız anın tadını çıkarmak için ne gerekiyorsa yapın.
Etrafınızda gördüğünüz herşey oyuncaktan başka bir şey değil
Ve varolduğu düşünülen kederler , sorunlarsa ,
Tamamiyle sizin kafanız da var ettğiniz kötü hayallerden başka birşey değil.

***
HOCALAR UÇUK OLUNCA
Renkli kişiliğiyle ün yapmış bir felsefe hocası, yılın son sınavını yapmak
üzere sınıfa girmiş.. Bütün öğrenciler çok heyecanlı, hepsi merakla soruları
bekliyorlar, felsefe hocası sınıfa şöyle bir bakmış, derken sandalyesini kaptığı
gibi kürsünün üzerine koymuş..
- İşte 100 puanlık tek soru demiş.. Bana bu sandalyenin var olmadığını ispat
edin.

Herkes bir girişmiş yazmaya efendim hızlı hızlı yazanlar harıl harıl düşünenler
derken, aralarından biri kâğıda tek bir cümle yazmış sonra kalkmış hocasına
vermiş ve sınavı bitirip çıkmış...

Sonuçlar açıklandığı zaman bir bakmışlar koca sınıfta 100 üzerinden 100
alan tek kişi var, o da sınavı 2 dakikada bitirip çıkan çocuk!  
Peki, acaba çocuğa 100 puan getiren o tek cümle neymiş?
Cevap kâğıdına sadece şunu yazmış:

- HANGİ SANDALYE?

***

Çarpıcı bir başka gözlem:
?Kadın, kendisi için yapılanı asla görmez; sadece yapılmayanı görür.?