Haberler:

2005 yılından bu zamana Alfa Romeo ruhuyla yaşayanların arasına hoş geldiniz.
Soru, görüş ve önerileriniz için elektronik posta adresimiz: You are not allowed to view links. Register or Login



SEVMEK VE YAŞAMAK ADINA

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Levent Kobaza

#300
Günün sözü
Demokrasi, bir milyon insanın bir insandan daha akıllı olduğu varsayımı üzerine kurulmuştur.. Neymiş pardon?.
Bir şey kaçırdım galiba?
Robert A. Heinlein
(1907-1988, Bilimkurgunun kurucusu olarak bilinen yazar


madem ki konu kadınlar

ahh o vazgeçemediğimiz güzel kadınlar biraz daha devam edelim



Jackson Brown'in "Su Hayatta Neler Ogrendik Neler" adli
kitapcigindan:
1- Kendimi neselendirmek istedigim zaman en iyi yolun baska
birini neşelendirmeye çalışmak olduğunu öğrendim.
2 - Bir bebegin evlilik sorunlarini çözemeyecegini ögrendim.
3- Bir tartismayi tatliya baglamadan yataga gidilmemesi gerektiğini
öğrendim.
4- Isyerinde romantik iliskiler aranmamasi gerektigini ögrendim.

5- Insanin kendisinden daha sorunlu birisiyle evlenmemesi
gerektigini ögrendim.
6- Çalistirdigimiz insanlara iyi davrandigimizda, onlarin da
müsteriye iyi davrandiklarini ögrendim.
7- Bir toplantida zekâmi ya da sohbetimi göstermek konusunda
tercih yapmak gerektiğinde sohbeti seçmenin daha iyi olacağını
öğrendim.

8- Insanlara iyi davranmanin hiçbir maliyeti olmadigini ögrendim.

9- Gerçekten yasamaya baslamak için emeklilik beklenirse, çok
uzun bir süre beklenilmiş olunacağını öğrendim

10-Iyi kalpli olmanin mükemmel olmaktan daha önemli oldugunu


11-Bir domuza ve bir çocuga istedikleri her seyi verirseniz sonuçta
çok iyi bir domuzunuz ve çok kötü bir çocuğunuz olacağını öğrendim.


12-Kimle evlenecegin kararinin hayatta verilen en önemli karar
olduğunu öğrendim.


Levent Kobaza

#301
Günün sözü
İnsan babasına borçlu olduğu saygıyı ancak baba olduğu zaman duyar.
Goethe

Hayyam'dan..
Dal goncayı bir sabah açılmış buldu,
Gül melteme bir masal deyip savruldu
Dünyada vefasızlığa bak; on günde
Bir gül yetişip, açıp, solup kayboldu.


sizce rakı ve balık kadına tercih edilir mi?
serdar ortaça gönderme

Levent Kobaza

#302
Demokrasi, bir milyon insanın bir insandan daha akıllı olduğu varsayımı üzerine kurulmuştur.. Neymiş pardon?.
Bir şey kaçırdım galiba?
Robert A. Heinlein


Dentist

#303
quote:




sizce rakı ve balık kadına tercih edilir mi?
serdar ortaça gönderme



Bence de kadınına göre değişir.
Bir zamanlar bunlar vardı;artık yoklar...

146 1.4 TS
147 1.6 TS Distinctive
159 1.9 JTD Distinctive Plus Qtronic
159 1750 Tbi-Ti
159 1.9 SW JTD Distinctive Qtronic

Levent Kobaza

#304
Günün sözü
İstatistikler mini etek gibidir. Pek çok şeyi gösterirler, ama asıl görülmesi gerekeni gizlerler.
Sir Alex Ferguson Manchester United Meneceri



GÖLGELER düşse de yüreğinin üstüne,
Güneşini sakın söndürme
Eğer umut yoksa
Yaşam çok uzak kalır insana..
Unutma;
Senden bir tane daha yok bu dünyada..
Gülümsemeyi asla unutma.

****
Bu arada Erol Günaydını askere çağırmışlar


Herhalde celp tayyarın boys to menine  gideceğine yanlış yere gitti!!!

Dentist

#305
Erol ağabey de gidip aslanlar gibi yapar ve döner.Malum "Emir demiri keser ".
Bir zamanlar bunlar vardı;artık yoklar...

146 1.4 TS
147 1.6 TS Distinctive
159 1.9 JTD Distinctive Plus Qtronic
159 1750 Tbi-Ti
159 1.9 SW JTD Distinctive Qtronic

patricius13

#306
''Ağırlık yok dünyada sözlerinle tartılıyorsun''

Levent Kobaza

#307
Günün sözü
Aşk, daha iyi hissettiren tek hastalıktır.
Sam Sheppard


Sevilen ve yorgun bir sesten daha iç parçalayıcı bir şey yoktur: Gücü tükenmiş, azalmış, neredeyse kanı çekilmiş ses, dünyanın ta öbür ucunda, çok uzaklarda sulara gömülecek ses... Bu kısa mı kısa, zayıflığı yüzünden nerdeyse hoyrat ses, canavarca bir tıkaç olur içimde; bir cerrah kafamın içine kocaman bir pamuk tampon koyuyormuş gibi. ROLAND BARTHES. Bir Aşk Söyleminden Parçalar?dan...

Dentist

#308
Değişik bir anlatım olmuş gerçekten.
Bir zamanlar bunlar vardı;artık yoklar...

146 1.4 TS
147 1.6 TS Distinctive
159 1.9 JTD Distinctive Plus Qtronic
159 1750 Tbi-Ti
159 1.9 SW JTD Distinctive Qtronic

Levent Kobaza

#309
Günün sözü
İyi dostluklar, hesapsız kurulur.
BALZAC

İlişkiyi güzelleştiren şey erkeğin kadına, kadın olduğunu hissettirmesidir.. Yatakta değil.. Hayatta..
Koruyarak, ihtimam, şefkat göstererek, her fırsatta yardımcı olarak.. Sayarak, en fazla saygıyı ona göstererek..
Sevgi, aşk dediğimiz şey, bunların tümüdür, zaten.. Yani ayrıntıların!..


kaptan_swng61

#310
Leven beyciğim sabahtan beri evde grev  var :) Bu yazından You are not allowed to view links. Register or Login ne yapalım Lokavtmı ilan edelim,Balzac'a mı uyalım.. Valla ya başımız dertte.

Levent Kobaza

#311
quote:

Leven beyciğim sabahtan beri evde grev  var :) Bu yazından You are not allowed to view links. Register or Login ne yapalım Lokavtmı ilan edelim,Balzac'a mı uyalım.. Valla ya başımız dertte.



bana kalırsa güzel ilişkiler hesapsız dostluklarla başlar ve bir ömür boyu sürer.İşte o hayat arkadaşınızdır.

esasta iki konuyla ilgili yapılabilecek en güzek bağlantı budur.

ama tabi size birşey diyemem!(nede olsa yenge hesabı banada kesbilir )

lakin yine de evli erkek konuşma özgürlüğü alınmış mebus gibidir..

nasıl benzetme amam

bu arada aman yenge duymasın , allahta kolaylık verisin

>>>>hür doğdum hür yaşarım , kime ne kime hü hü hü hey gözüne sevdiğimin bekarlığı birkere daha kıymetini anlıyorum.

Dentist

#312
Doğrusu gıpta etmemek mümkün değil.
Bir zamanlar bunlar vardı;artık yoklar...

146 1.4 TS
147 1.6 TS Distinctive
159 1.9 JTD Distinctive Plus Qtronic
159 1750 Tbi-Ti
159 1.9 SW JTD Distinctive Qtronic

Levent Kobaza

#313
Günün sözü
'Nasıl kafa sayısı kadar düşünce çeşidi varsa, kalp sayısı kadar da sevgi çeşidi vardır.'
Tolstoy


CAMDAN KUŞLAR,CASUSLAR VE ÖZLEMEK
Birden özleyiveriyorsunuz? Çoktan unuttuğunuzu sandığınız ya da yalnızca  bir kere karşılaştığınız ve özlemek için yeteri kadar tanımadığınız birini,   bir sabah çılgınca özleyerek uyanıyorsunuz.  
Rüyalarınız, içinizdeki o gizli, esrarını ele vermez büyücü, siz çarşaflarınızın arasında bütün tehlikelerden uzak, güvenle yattığınızı   sandığınız bir anda usulca ruhunuza sokulup, sizden habersiz oralara   yığılmış cephanelikleri birer birer  atesleyiveriyor, infilaklarla sarsılarak uyanıyorsunuz. Hayatınızda olmayan birini hayatınıza almak, ona dokunmak, onun sesini duymak için kıvranırken buluyorsunuz kendinizi.

Ve, Venedik?teki o unlu cam atölyelere dönüyorsunuz birdenbire, kristal kanatlı camdan kuşlar kızgın alevlerde eriyerek çeşit çeşit şekillere bürünüyor, attığınızda kuş olduğuna emin olduğunuz bir biblo sabaha uyandığınızda bir bakıyorsunuz bir peri kızına dönüşmüş, bir ejderha bir ?kanatlı karınca? olmuş. Özlemek, o yakıcı istek, bilinen her şeyi ve önem sırasını değiştiriveriyor. Herkese yabancı oluyorsunuz, onların kuşları sizin kızlarınız, onların ejderhası artık sizin için bir kanatlı karınca.
Bunları paylaşacak kimseniz de yok.Özlediğiniz ise çok uzaklarda.
Yanınızda olmasını istediğiniz halde yanınızda olmayan bir tek kişi, yanınıza bile yaklaşmadan, hatta onu özlediğinizden ve onu istediğinizden haberdar bile olmadan, bütün hayatı, bütün görüntüleri eritip, başka başka kılıklara sokuyor.Kıpkızıl bir alev gibi içinizde beliriveren o insan, Venedikli camcıların, kızgın cama daldırıp üfledikleri ince borular gibi, kendi soluğuyla bütün hayatinizin bilinen heykellerini alıp başka başka heykeller yapıyor. Kimilerine göre yeterince iradesizseniz, kimine göre de yeterince cesursanız, özleminizin peşinden koşuyor, ona ulaşmak için butun şekilleri değiştirmeye razı oluyorsunuz. Savaşlar savaş gibi görünmüyor size, ölümler olum gibi gözükmüyor. Bir gece önceki endişeler, öfkeler,sevinçler artık yerinde değiller. Güneş ışıkları gibi yedi renk gene orada duruyor, ama hepsi de büyük ve yakıcı bir beyazlığın içinde solup kayboluyor. Tek bir görüntünün parıltısı başka bütün ışıkları sönükleştiriyor.İnsanların hayatlarında gizli olan her şeyi merak edip sevdiğim gibi casusların hayatlarını da severim, olmadıkları gibi görünüp sonunda ne olduklarını unutan o insanların hayatlarındaki o büyük çarpılma, o çarpılmanın yarattığı tuhaflıklar, korkular,pişmanlıklar ve kendini saklamanın insana verdiği o sapık gurur hep ilgimi çeker.

Hepimiz  kendimizi gizleriz, casuslar yalnızca kendilerini gizlemekle yetinmez, bir de kendilerini inkar ederler. Aslında var olmayan bir adamın kılığına girerken, aslında var olan birini de silip atarlar hayattan. Biz kendi hayatlarımızın bazı parçalarını gizlemek için küçük küçük yaralarken, onlar hayatlarının bütününü bıçaklayıp öldürerek esaslı bir cinayet islerler. Daha yasarken kendini öldürüp, bir ölü olarak hayatlarını devam edenleri konu alan kitapları bu yüzden merakla okurum.
Geçenlerde casuslarla ilgili bir kitabi okurken, orada ?tek bir  görüntünün? bir insanin hayatini nasıl değiştirdiğini anlatan inanılmaz  bir  aşk öyküsüne rastladım. Bir kadının bir anlık görüntüsünün, bir erkeğin hayatındaki bütün cam heykelleri nasıl erittiğini gösteren gerçek bir hikayeydi bu.
Nadjeda Skoblin, soylu bir ailenin çok güzel ve çok yetenekli kızıydı. Müzik eğitimi alıp, opera sanatçısı oldu. Ona ?Kursk bülbülü? diyorlardı. Galalar, partiler, ziyafetler, hediyeler içinde bir masal prensesi gibi yaşıyordu. Daha yirmi yaşına bile gelmemişti o sıralarda. Sonra Sovyet devrimi patladı. Tam o yıllarda Nadjeda fakir bir bale öğretmeni ile evlendi.  Bütün debdebe, ipekli elbiseler, güzel arabalar, konforlu evler yok oluverdi. Rusya?da Sovyet kuvvetleriyle Çar?a bağlı ?Beyazlar? arasında kanlı bir iç savaş sürüyordu. Nasıl olduysa, Sovyetlerin istihbarat örgütü Ceka, Nadjeda?yi fark edip onu ajan yaptı. Nadjeda, Beyazlara moral aşılamak için cepheden cepheye dolaşıp konserler veriyor, Çar?in komutanlarını kendisine hayran  bırakıyor ve bütün erkekler gibi güzel bir kadının karşısında gevezelesen komutanlardan bilgileri alıp bunları Ceka?ya satıyordu.
Bir zaman  sonra, Beyazlar ?Kursk bülbülünün? gittiği her cephede ağır bir yenilgiye uğradıklarını fark ettiler, güzel kadını izleyip suçüstü yakaladılar. Ölüme mahkum ettiler. 1920 yılının bir ilkbahar sabahı genç kadını idam mangasının önüne diktiler. Kadın gözlerinin bağlanmasını reddetti. Kendi ölümünü seyretmek istiyordu. idam mangasının genç komutanı kadına baktı. Sabahın ışıkları içinde o muhteşem güzelliği gördü.
Ve o anda, o kadını sevip, onu istedi. Onu her şeyden fazla istedi. istediği o kadınla ölüm arasında ise yalnızca havaya kalkmış olan kendi kılıcı vardı. Kılıcını indirdiği anda kadını vuracaklardı. O kısacık zaman parçasında bir Bizans freski gibi ruhuna kazınan o güzellik tüfekler patlayınca ölecek  ve asla geri gelmemek üzere gidecekti. Genç subay o ışıklı ilkbahar sabahında ölmek için bekleyen ve gözlerinin bağlanmasını reddeden o güzel kadına baktığında, hayatının bütün şekilleri, cam kuşlar gibi eridi, her şey biçim değiştirdi, bütün başka duygular kayboldu ve geride o sabahın ışığı gibi berrak ve keskin bir istek kaldı. Adi Nicolai Skoblin olan genç subay kılıcını indirmedi ve askerlere kadını çözmelerini emretti. Kendi ölümüne giden yola güzel bir kadın için attı ilk adımını.
Birlikte Türkiye?ye kaçtılar. Hayatları maceralarla, olaylarla, ihanetlerle doluydu, ama sanırım hayatlarının en unutulmaz anini o sabah vakti yaşadılar. Bazen bir insani isteyiveriyorsunuz. Ona dokunmayı, sesini duymayı özlüyorsunuz. Bazen bu hayatınızdan çıkıp gittiğini ve bir daha hiç görmeyeceğinizi sandığınız biri oluyor, bazen de yalnızca bir kez gördüğünüz biri. Bazen içinde esrarengiz bir büyücünün dolaştığı bir rüya oluyor bu özlemi yaratan, bazen bir bakış, bazen bir ses. Ama o yakıcı özlem anında, hayatin bütün biçimleri kuşlar gibi eriyor, biçimden biçime akıyor, önemli olan her şey önemini yitiriyor, kalabalıkların konuştukları size anlamsız geliyor, sizin söyledikleriniz kalabalıklar için bir mana ifade etmiyor, başkalarından kopuyor ve yalnızca size ait olan bir maceraya atılıyorsunuz.
Kimilerine göre iradesizliğinizden, kimlerine göre cesaretinizden, sizde cam ustaları gibi ince bir borudan kendi soluğunuzu üflüyorsunuz hayata, onun şekil değiştirmesine yardım ediyor, kendinizce  biçimler veriyorsunuz. Bazen erittiğiniz cam kuşlardan geriye erimiş  camdan başka bir şey kalmıyor. Hiçbir zaman bir biçime bürünemeyen yakıcılık sizi de hayatınızı da yakarak akıyor. Kimi zaman başkalarının biblolarından çok daha güzelini kendi soluğunuzla yapıyorsunuz. Bazen ölümden kurtarıyorsunuz bir kadını, bazen hayattan. Bazen onunla oluyor, bazen de onunla hayati keşfediyorsunuz.
Nicolai Skoblin, casusların tarihine belki de bir hain olarak geçecek, belki bir zavallı şaşkın olarak. Ama benim kendi tarihim onu kendi kayıtlarıma bir kahraman olarak yazdı. Bana ve  benimle birlikte pek çok insana, bir bahar sabahı bir kadını ölümden kurtarırken ölüme giden yola adim atan o genç subaydan zor ama cevaplandırılması gereken bir soru kaldı.
Ben emrimi bekleyen ölüm mangası bana bakarken  o kılıcı indirir miydim? Yoksa ?bırakın onu? mu derdim. Siz kılıcınızı indirir miydiniz? Size verdikleri camdan kuşları hayatınız boyunca aynı biçimde taşır mıydınız, yoksa belki de kızgın bir eriyikten başka hiç bir şey olmayacağını bile bile o cam kuşları eritir, hayata yeni bir  biçim vermek için kendi soluğunuzu ona katar miydiniz?
Bir insani çok istediğinizde ne yapardınız? Kılıcınızı indirir miydiniz?
Ahmet Altan

Levent Kobaza

#314
Günün sözü
'Yalanlamak ve reddetmek için okuma! İnanmak ve herşeyi kabullenmek için de okuma! Konuşmak ve nutuk çekmek için hiç okuma! Tartmak, kıyaslamak ve düşünmek için oku!'
F. Bacon

Kırmızı başkaldırının rengidir. Kırmızı mutluluğun rengidir. Kırmızı ataktır, kararlıdır.

Kırmızı sıcaktır, aşktır, güçtür.

Kırmızı heyecandır.

Hakimiyet kurar, vahşidir.

Kırmızı, gözün en iyi algıladığı renktir.?



Levent Kobaza

#315
Günün sözü
Kendi hayatınızda başkasını yaşamayın
Steve Chandlier

bu söz özellikle yeğenime sevgili ipek

Birini sevmek, ana dilini bırakıp yabancı bir dil konuşmayı andırır, sevgilinin ?dil? ini...
***


Sevgilinin ?dil? ini konuşmak... Dışardan bakanların gözünde sevenleri antipatik kılan şeylerden biri budur. Ya nlış telaffuz, kırık dökük cümleler ve sığ sözcük dağarcığı... Âşıkların şairaneliği biraz da bu acemiliği şık biçimde örtme çabasındandır.
***


İlişkilerin de bir karakteri vardır. Üstelik asıl belirleyici olan bizim karakterimiz değil, ilişkimizin karakteridir. Bazen çok güçlü karakterlere sahip iki kişinin ilişkisi öylesine ?zayıf karakterli? dir ki ne yapılsa iflah etmez!
***


?Hayatımın kadını? diyor. Bunu söylerken alnı terliyor. Heyecan içinde... Yıllardır tanıyorum onu. ?Hangi hayatının?? diye sormak geliyor içimden, sonra vazgeçiyorum bu münasebetsizlikten. Fakat soru varlığını sürdürüyor: Çünkü o kadar çok ?hayat? yaşıyor ki, acaba bu sevdiği hangi hayatının kadını?..
***


Sevmek ile âşık olmak arasındaki temel fark burada belirleniyor galiba... Âşık, tek bir ?hayat? istiyor. İçinde sadece ?o? kadının veya ?o? erkeğin bulunduğu hayat! Olmayacak şey!.. Düş kırıklıklarına direnen sürekli özlem! Aşkın en güzel, en dokunaklı, en sarsıcı yanı burasıdır: Kutsalla ilişkinin kapısında, eşikte durmak!
***


Tam da bu yüzden aşk, bir eylem olarak duadır.

Levent Kobaza

#316
Günün sözü
Bazı insanlar sadece alınan kararlara engel olmak konusunda kararlıdır.
Brendon Francis
(deniz baykal mı ne ??)

Bugün cuma gülme zamanı

Küçük kız annesine "İlk insan nasıl dünyaya geldi" diye sormuş, "Tanrı Adem ve Havva'yı yarattı, çocukları oldu ve insanoğlu yeryüzüne yayılmaya başladı yavrum" diye izah etmiş annesi..
Birkaç gün sonra küçük kız aynı soruyu babasına sormuş.. "Binlerce yıl önce maymunlar vardı" demiş babası, "Bizler de evrim geçirerek onlardan türedik.."
Farklı iki cevaptan aklı karışan kız annesine gidip "Nasıl olur anne" demiş "Sen bana insanın Tanrı tarafından yaratıldığını, babam da maymunlardan geldiğini söylüyor.. Karıştırıyorum.."
"Karıştırıcak bir şey yok" demiş annesi gülerek, "Ben sana kendi ailemin geçmişini anlattım. Baban da kendi ailesininkini anlatmış, bir tanem..!"

Dentist

#317
Bayıldım.
Bir zamanlar bunlar vardı;artık yoklar...

146 1.4 TS
147 1.6 TS Distinctive
159 1.9 JTD Distinctive Plus Qtronic
159 1750 Tbi-Ti
159 1.9 SW JTD Distinctive Qtronic

Levent Kobaza

#318
Günün sözü
Kararlılık keskin bir bıçağa benzer, bir kerede ve dümdüz keser. Kararsızlık ise kör bir bıçak gibi kestiği her şeyi parçalar ve yırtar.
Jan Mc. Keithen


Lise çağındaki bir çocuk liseye kayıt için okula gider..
Müdür sorar: Oğlum adın ne..?
Çocuk: Mememehmet Yayayayakut
Müdür: Oğlum kekeme misin sen..?
Çocuk: Hayır hocam, babam kekemeydi, nüfus memuru da onun, bunun çocuğuymuş

Levent Kobaza

#319
Günün sözü
Eski sevgi paslanmaz.
İsveç Atasözü

bu söz neyi kastetti anlamadım ama bana bu isvecliler biraz saçmalamış gibi geldi


Ağır adımlarla yaklaştı biraz önce ayrıldığı eşine. Başını kaldırıp gözlerine bakamadı. Kadının gözleri de yerdeydi. Her şey daha güzel olabilirdi belki, hoşçakal diyebildi; ve salonu terk edip dışarıya fırladı.
Gözleri dolmuştu. Nasıl da bitivermişti bir anda her şey.  Aşk biter miydi? Bitmeli miydi? Masaya vurulan bir tokmağın sesiyle bitivermişti işte. On yedi yıllık birliktelik bitmişti?
Oysa birbirlerini severek evlenmişlerdi. Okul yıllarına dayanıyordu sevgileri. Çılgınca bir  sevgiydi bu. Her an birlikteydiler. Ders aralarında, yemek saatlerinde, hafta sonlarında her an birlikteydiler. Ah bir de aynı sınıfta olabilselerdi ve geceler olmasaydı?
Tek korkuları ayrılıktı. Bunu hiç konuşmak istememişlerdi. Ama o da olmamıştı. Bu yüce sevgiyi aileleri de olumlu karşılamış, birbirlerini delicesine seven bu iki yüreği birleştirivermişlerdi. Gönüllerinden ne geçerse kolayca sahip oluyorlardı. Sanki sihirli bir değnek onlara yardım ediyor, işlerini kolaylaştırıveriyordu. Evliliklerinin ikinci yılında bir oğulları olmuştu. Sonra kendi işini kurdu. Bu ilk ayrılıklarıydı aslında. Eşini vergi dairesinde bırakmıştı ama olsun, bunlar tatlı ayrılıklardı. Böylece daha iyi para kazanacakları. Çok fazla olmasa da iyi para kazanıyordu. Bir ev ve bir arabaları olmuştu bu on yedi yıl içinde. Evlerinde hiç bir eksikleri yoktu. Yaz tatillerinde kaldıkları otellerin yıldızları da oldukça boldu.
Geçen yıllarla birlikte oğlan büyümüş, sorunlar da artmaya başlamıştı. İşini eve taşımıyordu ama dosyalar artık onu boğmaya başlamıştı. Oğlanın okulu, arkadaşları? O bambaşka bir sorundu. Nasıl çıkacaktı bu işin içinden bilemiyordu. Oğlu iyi bir insan, hayırlı bir evlat olsun istiyordu ama çevrede onu yoldan çıkaracak her şey mevcuttu. Yıllar ilerledikçe çatışmalar da başlamıştı. Bir şeylerin gerisinde mi kalmıştı? Çağ yavaş yavaş değişiyor muydu yoksa içindeki sevgi mi onu bu duruma getirmişti? Bilemiyordu. Kuşak çatışması dedikleri bu olmalıydı her halde.
Artık geceleri uykusu da kaçmaya başlamıştı. Oğluna yaklaşımları konusunda eşiyle anlaşamıyorlardı. Oğlan bir yandan, eşi diğer yandan onu suçluyordu? Ne yapmalıydı? Aldığı psikoloji kitaplarını da okuyamamıştı. Okumak geçmişti. Okuyamıyordu. Uykusu iyice kaçmıştı artık. Psikolog olacak o zat ta rahat bırak demişti. Nasıl rahat bırakabilirdi ki? Biricik oğlunu?  
Gül kokulu kelimeler unutulmuş, yüzlerdeki gülümseme, gözlerdeki parıltı yavaş yavaş yok olup gitmişti. Ev daraldıkça daralmış, on altı yılın sonunda, geceleri dışarıya çıkmaya başlamıştı. Bir akşam arkadaşları ile şehrin ana caddelerinde geziniyorlardı. Karşılarına son yıllarda mantar gibi biten internet kafelerden biri çıkmıştı. Haydi gelin chat yapalım dedi bir arkadaşı. Yabancı değildi buna ama ilgisini çekmemişti hiç. Bilgisayarı ilk aldıklarında birkaç defa denemiş, katılanların yersiz ve densiz konuşmalarından sıkılıp bir daha hiç ilgilenmemişti. İstemeyerek de olsa girdiler kafeye. Bir yandan çaylarını yudumlarken diğer yandan arkadaşını izlemeye başladı. Arkadaşı bu işten büyük zevk alıyordu. Ne vardı bunda bu kadar zevk alacak bir türlü anlam veremedi. Yirmi yaşında bir genç kız olarak tanıtmıştı kendini. Karşısındaki her kes de ona aşkı ilan ediyordu işte. Neler yoktu ki içlerinde? Delikanlılar, genç kızlar, eşcinseller? Ama kültürlü kişilere de rastlanıyordu hani. Özellikle de şiirler yazılıyordu. Hem de iyi şiirler.
Evliliği şiiri de alıp götürmüştü ondan. Oysa güzel şiirleri vardı. Şiirden anlardı. Gece boyu ezberinde kalan şiirleri anımsadı, sessizce okudu karanlığa. Önce aşk şiirlerini okudu, sonra ayrılık. Bilinçaltından sökülüp gelen şiirler anılarını depreştirdi. Yatak odasına girdi sessizce, uyuyan eşini izledi. İçi ısınıverdi birden. Yanına sokulup sarılmak istedi. Kulağına en sevdiği aşk şiirlerini fısıldayıp sabaha kadar sevişmek? ?Ne işin var burada?? diye kulaklarını tırmalayan bir sesle kendine geldi. Ne şiir kaldı, ne sevda. Hepsi bir anda uçup gitti. Bir paket sigara alıp çıktı odadan. Şiiri, aşkı, sevgiyi ve eşini geceye bıraktı, kendisine bir duman kaldı. Ertesi akşam yalnız başına gitti internet kafeye. Kendisine bir nick buldu. Yedi yaş gençleştirdi kendini. Cinsiyetini değiştirmedi. Şiirler yazdı, konuşmalar yaptı. Sevenleri de oldu, adam sen de diyenler de. Bazılarını da o gönderdi.
Artık yeni bir pencere açılmıştı hayatında. Evden daha erken çıkıyor, hemen bilgisayarın karşında yerini alıyordu. Yeni dostlar bulmuştu. Her akşam doyumsuz sohbetler yapıyordu. Oğlan uzaktaydı. Evdeki her şeyini eşine bırakmıştı. Oda oyalanacak bir şeyler bulurdu herhalde. Umurunda da değildi. Gelenler, gidenler. onlarca kişiyle konuşuyordu geceleri.
Bir gece yeni bir kişi daha katıldı. ?Merhaba yalnız insan. Şiirlerini benimle paylaşmak ister misin?? sorusunu ?elbette? diyerek yanıtladı. Bir de şiir ekledi:
Gül soldu,
papatyalar açmıyor,
toprak kurudu.

Gelen yanıt ilginçti:
Toprağı sularım,
Papatyalar açar,
Gül tomurcuk verir.
Yeniden başlamak,
Hiç de korkulacak şey değil

Bir tek şiir nasıl da etkilemişti onu. Romantizmi severdi. Eşinin alıp götüremediği tek şey bu olmalı diye düşündü. Nerden gelmişti şimdi aklına? Yeni şiirler yazdı, yeni şiirler aldı. Yeni bir odaya geçtiler, burada sadece ikisi vardı. İlerleyen geceyle birlikte ertesi gün tekrar buluşmak üzere ayrıldılar.
Gece boyunca yeni arkadaşını düşündü. Nick: Özlem Yaş: 29 şiiri seviyordu. Sevecendi. Dosttu. Aynı şehirde yaşıyorlardı. Hakkındaki tüm bilgiler bunlardı. Akşamlara bir yenisi eklendi, şiirlere yeni şiirler. Artık her akşam birliktelerdi. Gecenin geç saatlerine kadar doyumsuz sohbetler yapılıyordu. Eve dönmek ölüm olsa da yarının heyecanı yetiyordu. Bir gece şarkı söylemeye karar verdiler. Ve bu sanal ortamdan, gerçek boyuta geçmeye. İkisi de evliydi ama mutlu olmamışlardı. Yanlış evlilikler yapmışlardı. İlk ayrılan onlar olmayacaktı ki. Belki de birbirleri için yaratılmışlardı. Mutluluk neden onların olmasındı? Onlarca kişi internet aracılığıyla tanışıp evlenmişti. Zincire bir halka daha eklemenin kime, ne zararı vardı?
Neler giyeceklerini tasarladılar, nerede, nasıl, ne zaman buluşacaklarını. Birbirlerini nasıl tanıyacaklarını konuştular gece boyu. İkisi de heyecanlı, ikisi de sabırsızdı. Yarım saat önce geldi buluşma yerine. Girişe yakın bir masaya oturdu. Sigarasını yaktı, bir nefes çekip söndürdü. Kül tablasına koydu. Sigara paketini masaya koydu, yanında tomurcuk bir gül vardı. Garsonun getirdiği çayın şekerlerinden bir tanesini kullandı. Çay kaşığı bardağın içinde duruyordu. Artık her şey tamamdı. Saatine baktı, saat tam üçü gösteriyordu. Bir an kalbi duracak zannetti. İşte günlerdir konuştuğu, şiirler yazdığı, hatta sevdiği sanal arkadaşı on, on beş metre ilerde geliyordu. Evet evet oydu. Tüm işeretler tamamdı. Yavaşça ayağa kalktı. Gülümsedi.
Kadın olduğu yerde kalakaldı. Gözlüklerini çıkarıp baktı. Gelen eşinden başkası değildi. Saç şeklini değiştirmiş, üstelik boyatmıştı. Hiçbir şey konuşamadılar. Kadının gözleri doldu. Ağlayarak ayrıldı.  On yedi yıllık evlilik birkaç saat içinde bitivermişti. Hakimin masaya vurduğu tokmak bu evliliğe son noktayı koymuştu? Geride kalanlar ise sadece aşk sayfalarında kalan hüzünlerdi

Dentist

#320
İlginç
Bir zamanlar bunlar vardı;artık yoklar...

146 1.4 TS
147 1.6 TS Distinctive
159 1.9 JTD Distinctive Plus Qtronic
159 1750 Tbi-Ti
159 1.9 SW JTD Distinctive Qtronic

Levent Kobaza

#321
Günün sözü
'Küçük şeylere gereğinden fazla önem verenler ellerinden büyük şeyler gelmeyenlerdir.'
Eflatun


Eveet buda benden  

Eğer elimde olsaydı
Tabiatta tek başına yaşayabilecek olduğumdan emin olsaydım!
Belki de çok yakın uzaklara göç eylemek isterdim.
Şöyle bir gölün kenarına iki ağacın arasında ahşap bir ev kondurmak isterdim.
Gölün kenarına tahtadan bir iskele , önüne bir beyaz sandal
Evin arka tarafına bir bahçe
Öyle domates,birber,marul falan ekmek isterdim.
Bir çoban köpeği eşlik etseydi yalnızlığıma
Birde kıyıya vuran dalgalar
Ağacların yapraklarının rüzgarda çıkardığı hışırtı
Bana ninni gibi gelirdi
O terasta , sallan ahşaptan sandalyemde otururken
Elim sıcak bir fincan demli çay
Buram buram yeşilin kokusu
Ve hayallerimde sen
Gözlerin gelirdi aklıma önce o kapkara gözlerin
Sanki şimdi terasın başında beni seyrediyorusun derdim
Uzansam tutuvereceğim sanki ellerinden
Şöyle buyur edip yanıma,bir fincan çay ikram etmek isterdim
Cümlelerim birbiriyle uyumlu yada değil!
Kimin umrunda!
Nede olsa hayallerimde sen
Sen ve ben!
Başka söze ne gerek ?
Terasın bir köşesinde sallanan bir kanepeye buyur etsem seni
Bacaklarına ince bir pike
Bahar rüzgarı nede olsa
Sonbaharı düşünmek bile istemiyorum!
Çünkü bitiş sanki benim için
Oysa ilkbahar  hayata atılan ilk adım
Hafif bir esinti  bir ürperiş
Ve sen bir nefes kadar yakın bana
Yanak yanağa..
Üşüdüm diyorsun söylemediğin kelimelerle
Omzunu sıvazlıyorum
Başın omuza düşüyor bir anda
Sanki hep bu anı bekliyormuş gibisin
Ne garip onca kavga onca tartışma bunun içinmiydi diyorum içimden
Ve sen benim hayallerimde tam karşımda öylece duruyorsun
Anlıyorum ki içim geçmiş
Sandalyede uyuya kalmışım..
Ellerim soğumuş,cayım da
Bakıyorum göl kenarında uçan kuşlara
Özgürlük diyorum kendi kendime
Kanatlar mı?
Acaba benim de kanatlarım olsaydı bende onlar kadar özgür olabilirmiydim?
Bilmem!

Levent Kobaza

#322
Günün sözü
Erkeğin sevgisi, yaşamının bir parçasıdır, kadınlık ise tüm varlığı.. İlk tutkusunda kadın sevgiliyi sever, daha sonra ise tek sevdiği, sevgidir.
Lord Byron


Yaşlı bir kadınla çıkmanın faydaları..
- Sizi gece yarısı uyandırıp "Bizim sonumuz ne olacak?.." diye sıkboğaz etmez..
- Genç kızı tavlamak için pahalı bir şampanya patlatmanız gerekir, oysa yaşlı kadın bir bitki çayına fittir..
- Onu kullandığınızı söylemez..
Çünkü o sizi kullanıyordur..
- Gençler pizzacının telefonunu ezbere bilir. Oysa yaşlı kadın size nefis bir yemek hazırlar..
- Sizi bütün arkadaşları ile tanıştırır, oysa genç bir kızın tek bir arkadaşı ile tanışamazsınız..
- Hayatının en güzel yıllarını mahvettiğinizi size söylemez, çünkü onları daha önceden bir başkasına kaptırmıştır..
- Medyum gibidir.. Ona utana sıkılarak bir şeyler açıklamanıza gerek yoktur..
O önceden her şeyi bilir..

Levent Kobaza

#323
Günün sözü
Adalet ancak gerçekten, mutluluk ancak adaletten doğabilir.
Anatole France


Eski Yunan?da felsefe, anlamsız görülebilecek bir cümleyle başlar: ? Her şey sudur.? Bilindiği üzere bu sözün sahibi, yedi bilgeden birisi sayılan Thales?tir. İ.Ö. 624-546 yılları arasında yaşayan Thales, Miletos?un yerlilerindendir. Miletos, bugünkü İzmir?in güneyinde, Söke Milas yolu arasında bulunan Balat Köyü?dür. Thales hakkında pek çok hikaye anlatılır. Bunlardan birisi, yıldızlara bakarken önünü görmeyip kuyuya düştüğü, bir diğeriyse, İ.Ö.585?te gerçekleştiği söylenen bir güneş tutulmasını önceden bildirdiğidir. En ilgi çekici olanı ise, Aristoteles?ten öğrendiğimiz kadarıyla, felsefenin hiçbir işe yaramadığını gösteren yoksulluğu dolayısıyla alaya uğraması sonrasında yaptıklarıdır. Söylentiye göre, yıldızlar konusundaki ustalığı dolayısıyla daha kıştan, gelecek yıl zeytin rekoltesinin bol olacağını tahmin ederek, Milet ve Sakız Adası civarındaki bütün zeytin preslerine para yatırır ve hiç kimse ona karşı fiyat artırmadığından presleri düşük fiyata kiralar. Hasat zamanı gelince preslere ihtiyaç duyulur ve Thales de onları yüksek fiyata satarak epey para kazanır.Böylece dünyaya, filozofların isterlerse kolayca zengin olabileceklerini ancak onların tutkularının başka yönde olduğunu göstermiş olur.
Peki ama ?Her şey sudur? cümlesi ne anlama gelmektedir? Thales?e bir filozof kimliğini veren yön, evrenin oluşmasını artık mitolojik değil, belki ilmî bir yönde açıklamaya girişmesidir. (Vorlander, 2004). İşte bu cümle, her şeyden önce bunu, yani Thales?in, şeylerin ilkesini empirik verili bir maddede bulduğunu göstermektedir. İkinci olarak, şeylerin bir kökeni olduğunu; son olarak da her şeyin bir olduğunu söylemektedir.
Thales, arkhé olarak neden suyu seçmişti? Bunu kesin olarak bilemesek de, kimi varsayımlarda bulunabiliyoruz. Sözgelimi o, suyun geçirdiği evreleri gözleyerek, katılaşmasını ya da buharlaşmasını, yanan nesnelerin buhar çıkarttıklarını, suyun yaşam açısından önemini ve dünyanın büyük bir bölümünün sularla kaplı olduğunu gözlemlemiş; ya da Yunan mitolojisindeki, tüm tanrıların babası Okeanos dolayısıyla böyle bir yargıya varmış; veya vatanının konumu dolayısıyla, suyun sahip olduğu üstün yerden ilham almış olabilir.
Aristoteles, Metafizik adlı eserinde Thales?in, her şeyin tanrılarla dolu olduğu düşüncesini iletiyor. Thales için, dünyada tanrısal olmayan hiçbir şey yoktur. Bu canlı ve ruhlu madde öğretisi, monizmin ta kendisidir.( Kranz, 1994 )

Levent Kobaza

#324
Günün sözü
Ne zaman sevişmenin modası geçer o zaman tiyatronunda modası geçer
haluk bilginer


Neden ALO deriz?

Telefonu açışımızda kullandığımız ?Alo? sözcüğünün Allessandra Lolita Oswaldo isimli kişinin kısaltılmış adı olduğunu biliyor muydunuz? Peki, neden bir başkasının değil de Allessandra Lolita Oswaldo?nun ismi?

Telefonu icat eden Graham Bell, ilk hattı sevgilisinin evine çekmişti. Atölyesinde telefon çalınca arayanın Allessandra Lolita Oswaldo?dan başkası olamayacağını bildiğinden Graham Bell, telefonu açar açmaz ?Allessandra Lolita Oswaldo? diyordu. Bell, zamanla sevgilisine, adını kısaltarak hitap etmeye başladı ve telefonu her açışında onu ?Ale Lolos? diye karşıladı. Çalışmaları uzadıkça Bell, sevgilisinin adını daha da kısalttı ve öne iki heceli bir ad buldu: ?Alo!? Allessandra Lolita Oswaldo, geliştirip, tüm kente yaymaya çalıştığı telefondan başka bir şey düşünmeyen sevgilisinin bitmek tükenmek bilmeyen deneylerinden rahatsız olmaya başlayınca Graham Bell?i telefonuyla baş başa bırakıp onu terk etti. Yaşlı Bell, sevgilisinin bir gün onu arayacağı umuduyla telefonun başından ayrılmadı. Kentte çekilen telefon hatlarının sayısı da giderek artmaya başlamıştı. Bell?i artık başka kişiler de arıyordu. Fakat o, telefonun her çalışında kendisini sevgilisinin aradığını sanarak telefonunu ?Alo? diyerek açıyor ve herkes ?Alo? diyordu. O günlerde hemen herkes telefonu açtıklarında Alexander Graham Bell?in anısına saygı olarak ?Alo? demeye başladı. Bugün hepimizin kullandığı ?Alo? sözcüğü işte buradan geliyor